22.01.2013
Hakem, Hakem, Hakem…
Mikrofonlarımız nerede? (12 Ekim 2012 Fotospor)
Mikrofonlarımız nerede?
12 Ekim 2012 11:08 http://www.fotospor.com/yazi_mikrofonlarimiz-nerede_104708
http://www.fotospor.com/yazi_mikrofonlarimiz-nerede_104708
8.10.2012
Fenerbahçe: 3 - Rakip: 0 (08 Ekim 2012 Fotospor)
Fenerbahçe: 3 - Rakip: 0
05 Eylül 2012 Fotospor http://www.fotospor.com/yazi/fenerbahce-3---rakip-0_104354 7 Ekim 2012
Beşiktaş taraftarı büyüktür. Takımını yalnız bırakmaz… Bu takımı teknik kadro ve yönetim ayağa kaldıramıyorsa biz taraftarlar bir şekilde ayağa kaldıralım. Küfürsüz, istifasız, sadece destek ile bu formaya destek olmalıyız…
http://www.fotospor.com/yazi/fenerbahce-3---rakip-0_104354
5.09.2012
Bir Batuhan klasiği mi? (05 Eylül 2012 Fotospor)
Bir Batuhan klasiği mi?
05 Eylül 2012 13:57 http://fotospor.com/yazi/bir-batuhan-klasigi-mi_101611
Beşiktaş, Batuhan Karadeniz’i alınca kalabalık bir çoğunluk transferi desteklerken aynı zamanda belli bir kesim de karşı çıkıyordu.
Yeteneği ortada fakat bunu değerlendiremiyordu. Ya da yeteneklerini biz çok büyütüyorduk.
Batuhan, 2007 yılında Karadeniz oyunlarında yıldızını parlattıktan sonra İngiltere’den transfer teklifleri almasına rağmen satılmamıştı. 2007-2008 sezonunda Gaziantepspor’a karşı attığı gol ile Türkiye Liglerinin en genç yaşta gol atan oyuncusu olmuştu.
Aynı sezon Fenerbahçe deplasmanında, daha kolay pozisyondaki arkadaşı Higuain’e pas vermeyerek kendisi golü kaçırmış ve sonrasında “Kral olacaksın, kral yapmayacaksın” “Ben rekorların çocuğuyum” gibi açıklamalarıyla yavaş yavaş kendisini göstermeye başlamıştı.
2008 yazında Antalya’da düzenlenen Avrupa 17 Yaş Altı Futbol Turnuvasında, maçlar dışında Avrupalı scoutlar ve menajerler ile sürekli görüşmekteydi. Gece geç saatlere kadar kaldığı otelin lobisinde, barında dolaşmaktaydı. Turnuvanın başında tam bir lider görünümündeyken son maçlara doğru tamamen sahanın “şımarık” çocuğuna dönüşmüştü.
Hatta yarı final maçında penaltıyı atacağı köşeyi gösterip, penaltıyı kaçırması tamamen fiyaskoydu. O maç öncesi sabaha kadar otel lobisindeyken, maçtan sonrada sabaha kadar otelin disco’sunda vakit geçirmişti.
Bu yaşananlar sonrası Fatih Terim’den sert dille uyarılmasına rağmen fazla bir şey değişmemiş veya ders almamıştı.
6 Aralık 2008 tarihinde Beşiktaş PAF takımının maçını izlerken, Batuhan’ın tesislerde dolaşıp çevresindekilere forma gönderme ve imza verme telaşında olması, bunun yanı sıra tesislerin içinde sigarasını yakmış, keyif yapıyor olması yürek acıtan cinstendi. Üstelik daha 17 yaşındaydı…
Daha sonrasında Eskişehirspor’a kiralandığında biraz daha toparlanmasını ve kendisine çeki düzen vermesi bekleniyordu. Fakat Eskişehir’de de fazla bir şey değişmedi. 2009 yılında takımının Fenerbahçe ile oynayacağı maç öncesi diskoda sabahlamış ve bunun için süresiz kadro dışı kalmıştı.
Ayrıca arabalar ile vukuatlarını yazmaya gerek yok.
Bir çok futbolcuyla yaşadığı diyaloglarında “terbiye” sınırını zorlayacak şekilde hareket ediyordu. Guti’yle olan konuşmasını hepimiz biliyoruz. “Ne haber lan!”
Evlendi… Biraz daha toparlanmıştır dedik…
Çıkan haberler ortada: Karabük maçının devre arasında arkadaşlarına dönüp “Fernandes’e iki pas verdim aptal’a döndü”. Ayrıca maç öncesi genç takım arkadaşı Olcay’a dönüp “Kazma sen ne anlarsın şuttan. At bana gol olsun” şeklinde sözler sarf etmiş.
Bu son haberin doğruluğu belki tartışılır fakat bugüne kadar yaşananların tartışılmayacağı ortadadır.
Bunun sorumlusu Batuhan mı? Yoksa ona sahip çıkmayıp, hamuru yoğurmayan, kendini yetkili sanan kişiler mi?
Batuhan, şuan izin günlerinde bile Ümraniye’de idman yapmakta, çalışmaktadır. Bu azmi ve isteğinden dolayı kendisini tebrik etmek gerekir.
Batuhan, şuan 21 yaşında. Daha hiç bir şey için geç değil.
Beşiktaş’ın “Feda” döneminde, Batuhan daha çok fırsat bulup, kendisini gösterebilir. Hak ettiği başarıya ulaşabilir. Fakat, herkesin üzerine düşeni yapması lazım.
Başta Batuhan, elinden gelenin en iyisini yapmalı, bol bol çalışmalıdır. Fakat diğer arkadaşlarına saygı göstermesi gerektiğini asla unutmamalıdır. Camianın büyükleri, simge olmuş isimleri de Batuhan’ı biraz yoğurmalıdırlar.
Sevgili Batuhan, senin yeteneklerin ortadadır. Bunun farkın avar.
Lütfen artık sadece yeteneğini konuştur. Yeteneğin, başarın haber olsun. Beşiktaş’ın, Türk Futbol’unun ve senin buna çok ihtiyacın var.
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/bir-batuhan-klasigi-mi_101611
FEDA... (23 Temmuz 2012 Fotospor)
FEDA...
23 Temmuz 2012 10:16 http://fotospor.com/yazi/feda_94593
Güzel bir tanımlama “FEDA”…
Ama bu neyin ve belki de kimin Feda’sıydı…
Biraz dar çerçeveden yaptığımız bakış açımızı ufak örneklerle genişletmek gerektiğini düşünüyorum…
2000’li yılların başı...
Bir futbol takımı liginin şampiyonu oluyor, borsaya açılıyor ve yaklaşık 100 yıllık tarihinin en görkemli, en şaşalı dönemini yaşıyor.
Öyle ki; bu yıllarda bile çok yüksek diyebileceğimiz rakamları 2002-2003 yıllarında harcıyorlardı. Örnek vermek gerekirse 30 milyon dolar gibi dudak uçuklatan bonservis bedelleri ödüyorlardı.
Böyle büyük bütçeli ve parasını har vurup harman savuran kulüp, bir anda Avrupa’da başarısız olduktan sonra dibe vurmaya başlamış ve sezon sonunu yaklaşık 40 milyon dolar zarar ile kapatmıştı.
Borçlar 150 milyon dolarlara kadar çıkmıştı.
1997 yılında Şampiyonlar Ligi’ni kazanan, 2002’de kendi liginde şampiyon olan bu takım 2005 yılının ilk yarısını bile 35 milyon zarar ile kapatmıştı.
Hemen toparlanmaları gerekiyordu…
Yönetim ve camia olarak radikal kararlar aldılar.
Önce bütün teknik ekip ve futbolcuların maaşlarını %20 - %25 oranında indirim yaptılar. Bununla yetinmeyerek o günden sonra alt yapıdan çıkan oyuncular, rakiplerinin alt yapısında gelecek vaat eden genç oyuncular ile kadrolarını kurdular ve bu futbolcuların yanına bonservisi elinde olan oyuncuları transfer ettiler.
Teknik direktörlüğe, alt yapıdan çıkan genç oyunculara şans verecek ve yapılanmayı, geleceği planlayabilecek yeni bir teknik direktör ile anlaştılar. Belli bir süre orta sıralarda kalmayı hedefleyip, tüm camia olarak dişlerini sıktılar.
Japonya’nın 2. liglerinden transfer yaptılar. Kendi ülkesinde bile adı duyulmamış genç oyuncuları transfer edip onları milli takımın yıldız oyuncusu olabilecek performansa kadar çıkarttılar.
Bir şehir takımı olmasına rağmen, ülkelerinin en büyük yani 80.720 kişilik stadını her hafta ortalama 70.000 taraftar ile doldurarak Avrupa’nın en yüksek seyirci ortalamasına sahip takım oldular. 80.000 kişilik stada o kadar çok kombine talebi vardı ki artık kulüp belli bir sayıdan sonra kombine bilet satmamaya ve bilet alarak maçlara gelmek isteyen taraftarlarına olan bağlılıklarını, saygılarını gösteriyorlardı.
Hem taraftarıyla, hem yöneticileriyle, hem teknik ekibiyle, hem de futbolcuları ile tam anlamıyla “FEDA” diyerek bir şeylerden feda etmişlerdi.
Kriz dönemini, orta ve uzun vadeli bir çalışma ile atlattılar. Yapılan planlardan 5-6 yıl sonra liglerinde şampiyon oldular. Ertesi sene tekrar şampiyon oldular. Muhtemelen seneye yine şampiyonluğun en büyük adayı olacaklar.
Yapılan yayın hakları anlaşması sonrasında 2016 yılına kadar her yıl 40 milyon euro’dan fazla bir rakam sadece yayın hakkı olarak bütçelerine artı olarak girecek. Son iki sezondaki başarıları ile bunu garanti altına aldılar.
Artık ekonomik krizden çıktılar fakat alt yapıdan çıkacak genç oyuncularla mücadele etme ve gelecek vaat eden oyuncuları transfer etme anlayışından vazgeçmediler.
İşte aslında “FEDA” her anlamıyla budur…
Bu kısa ve anlamlı örnekteki Borussia Dortmund’un yaptığı gibi bütün camia ile kenetlenip, 5-6 yıllık bir proje ile genç oyuncuları destekleyip, belki 3-4 yıl Avrupa kupalarına bile katılamamayı sindirip, ligi orta sıralarda bitirmeyi göze almalı ve her şeye rağmen maddi ve manevi desteğimizi eksik etmemeliyiz.
Az kaldı ligin başlamasına…
Görelim kim ne kadar ve nasıl “Feda” yapacak…
Gereken şey “Feda”ysa, merak etmeyin gerçek Beşiktaş taraftarı en büyük “Feda”yı yapar…
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/feda_94593
Vakit, hesap vakti!... (31 Mayıs 2012 Fotospor)
Vakit, hesap vakti!...
31 Mayıs 2012 13:15 http://fotospor.com/yazi/vakit-hesap-vakti_86094
“Güzel günler göreceğiz, güneşli günler” demiş büyük usta…
Acaba gerçekten görebilecek miyiz?
Aslında geride kalan 8 yılı düşündüğümüzde herhalde daha karanlık günler göremeyiz. Bu durumda gelen her gün bizim için güneşli olacaktır…
Tam 8,5 yıl…
8,5 yıl içerisinde 80’in üzerinde yapılan transfer yani sezon başına ortalama 10 yeni transfer.
9 teknik direktör yani her sezon yeni teknik direktör.
106 adet icra ve uyuşmazlık dosyası, biten davaları eklediğimizde bu rakam 200’e ulaşıyor.
Aleyhte devam 35 milyon dolar değerinde davalar.
Bilançonun altında yazan 85 milyon TL zarar…
Sonuç ise başarı olarak sadece dört defa Türkiye Kupası, 1 defa Süper kupa, ligde 3 defa dördüncülük, 3 defa dördüncülük, 1 defa beşincilik, 1 ikincilik ve 1 şampiyonluk.
Son olarak UEFA’nın düzenlediği organizasyonlardan 1 yıllık men cezası…
109 yıllık şerefli tarihimizin en kara yıllarının altında hep aynı isimlerin imzası…
Bu taraftar ne yenilgiler yaşadı, ne hezimetler gördü ama hiç birinde utanmadı.
İngiltere’de Liverpool’dan 8 gol yerken de utanmadık.
109 yıllık şerefli tarihimizle hep gurur duyduk ve gurur duymaya hep devam edeceğiz.
Sevinmek için sevmedik biz Beşiktaş’ı… Bizim için asıl olan renklerdi, armaydı, aşk’tı…
Son 8,5 yıl içerisinde Beşiktaş’ı bu hale getiren kişi ve kişiler acaba yarattıkları tarih ile gurur duyabilecekler mi? Acaba onlar için asıl olan neydi?
Asıl olan siyah ve beyaz olduğunu kabul eden herkesin hesap sorma vaktidir.
Vakit; hesap vaktidir!...
Benim Avrupa kupası haklarım yasaklanıyorsa bunun hesabı sorulmalıdır…
Çıkıp hesap verin. Avrupa kupalarına neden katılamıyoruz?
Bunun sorumlusu kim?
Sorumlusu benim demeye cesaretiniz var mı?
Sizin, “ben Beşiktaş’lıyım” demeye cesaretiniz var mı?
Vakit; hesap vakti…
Kağıdı kalemi çıkardık bekliyoruz.
Beşiktaş için, arma için, siyah/beyaz için… Gelecek için…
Artık hesaplaşalım… Hesap soralım…
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/vakit-hesap-vakti_86094
Şimdi sıra başkan ve yönetim kurulunda… (04 Mayıs 2012 Fotospor)
Şimdi sıra başkan ve yönetim kurulunda…
04 Mayıs 2012 11:23 http://www.fotospor.com/yazi/simdi-sira-baskan-ve-yonetim-kurulunda_81867
Ve yeni yönetimle ilk galibiyetimizi aldık…
Futbolcularımız, play off sürecinde alınan ilk galibiyeti Başkan ve yönetime hediye etti.
Şimdi sıra başkan ve yönetim kurulunda…
Sayın Fikret Orman;
Başkanlık görevine geldikten sonra, misyonunuzun Beşiktaş’ı bu karanlık günlerden aydınlığa çıkartmak, vizyonunuzun ise Beşiktaş’ı bir kurum olarak kişilere muhtaç kalmayacağı bir konuma getirmek olduğunu açıkladınız.
Şimdi bu sözlerin arkasında durmanızı sizden rica ediyorum.
1 Mayıs 2012 tarihinde kulübümüz için çok önemli bir davanın savunmasını yaptınız. Belki alabileceğimizin en iyisini aldık.
Peki, siz 1 Mayıs tarihinde neden Nyon’a gittiniz?
Bir önceki yönetimin sportif borç beyanlarında usulsüzlük yapmasından dolayı, UEFA kulübümüzü disiplin kuruluna sevk ettiği için oradaydınız.
Suçlamaların muhatabı eski yönetim ve eski başkan Yıldırım Demirören iken siz ve arkadaşlarınız kulübümüzü savundunuz.
Savunma öncesinde Ernst&Young uluslararası bağımsız denetim şirketiyle anlaştınız ve gece/gündüz demeden bütün eski hesapları incelettiniz. Ortaya çıkan raporlar doğrultusunda savunma yaptınız.
Sonuç olarak UEFA tarafından kulübümüze € 500.000- para cezası kesildi. Ayrıca aynı suçu 5 yıl içerisinde tekrar işlersek Avrupa kupalarından men cezası verilmesine karar verildi.
Kötünün iyisi bir karar çıktı diyebiliriz.
Bu kararın çıkmasının anlamı ne demekti?
Bu ceza Beşiktaş Kulübünü aklamıyor. Bu cezayı aldığımıza göre ortada bir suç veya usulsüzlük var.
Bu davaya hazırlanırken, tahmin edilenden daha kötü bir tablo ile karşılaştığınızı dile getirdiniz. Demek ki dışarıdan görünenden çok daha vahim bir tablo bulunmaktadır.
Sayın başkan Fikret Orman ve yönetim kurulu üyeleri; muhatabı olmadığınız bu davada kulübümüzü olası büyük bir cezadan kurtardığınız için hepinize tek tek teşekkür ederiz.
Fakat, şimdi sıra sizde…
Neden 1 Mayıs’ta Nyon’daydınız? Bunları bizlerle paylaşın. Anlaşmış olduğunuz denetim şirketinin tablolarını bizlerle paylaşın. 27 Mayıs 2012 tarihinde 25 Mart 2012’de onaylanmayan 2012 yılı bütçesinin onaylanması için Mali Kongre var.
Bu Beşiktaş’ımız için bir fırsat olabilir.
Neden 1 Mayıs’ta Nyon’daydınız?
Sayın Başkan, lütfen bunları açık ve net bir şekilde açıklayınız.
10 yıl önce mali olarak neredeydik? Şimdi neredeyiz?
Sizce Beşiktaş’ımızı bu hale getirenlerden hesap sorma zamanı gelmedi mi?
Sayın Başkan, neden 1 Mayıs’ta Nyon’daydınız?...
Not: Ayrıca Sayın İbrahim Altınsay’ı tekrar kulübümüzde aktif rol alması için ikna ettiğiniz için siz ve arkadaşlarınızı tebrik ederim.
Altuğ Aktaş
http://www.fotospor.com/yazi/simdi-sira-baskan-ve-yonetim-kurulunda_81867
Sen yenilmişsin umurumda değil ki!! (16 Mart 2012 Fotospor)
Sen yenilmişsin umurumda değil ki!!
16 Mart 2012 16:56 http://fotospor.com/yazi/sen-yenilmissin-umurumda-degil-ki_74599
Nedir Beşiktaş’ın üstündeki karabulutlar?
Son 12 resmi karşılaşmada sadece 2 galibiyet, 2 beraberlik almış.
İnönü’de oynadığı son 5 karşılaşmadan 4 mağlubiyet ile ayrılmış.
Bu kara tablonun sorumlusu kim?
Beşiktaş’ı bu hale getiren kim ya da kimler?
Madrid deplasmanında 2 kere arkasına adam kaçırtıp gol yememizi sağlayan Veli mi?
Solda oynayan İsmail’i yanında oturtup, bölgesi olmamasına rağmen Veli’yi orada oynatan Carvalhal mi?
Geldiği günden beri kaç tane büyük maç kurtardığını bir türlü çıkaramadığımız, derbi öncesi gördüğü sorumsuzca kırmızı kart ve Madrid deplasmanında takımı tamamen yalnız bırakan Quaresma mı?
Bu sezon defalarca tribünde küfür edip, yabancı maddeleri sahaya atıp takımın taraftarsız maç yapmasını sağlayan taraftarlar mı?
Madrid deplasmanında bir çok pozisyonda kalesini rakibe kapatıp daha fazla gol yememizi engelleyen fakat İnönü’de takım olarak sahada bir varlık gösteremiyorken 86. dakikada hatalı bir gol yiyen Cenk mi?
Kiralık olarak takıma gelen 31 yaşında ısrarla şans bulan Edu mu?
Barcelona bile A takımında 17 yaşında futbolcu oynatırken, 17 yaşında olmasına rağmen bir türlü A takımla maça çıkamayan Muhammed mi? Yoksa 31 yaşındaki kiralık Edu’ya verilen şansın sadece 1/5’ini kendisine gösterseler takımın yıldızı olabilecek olan Ali İhsan mı?
Takımı borç batağına getiren Yıldırım Demirören ve ekipleri mi?
Kartal Yuvası’ndan alışveriş yapmak yerine korsan ürün alan, kombine almak yerine bedavadan tribüne girmeye çalışan taraftarlar mı?
Kim? Kim? Kim?...
“Sevinmek için sevmedik biz seni,
Sen yenilmişsin umurumda değil ki,
Şereftir bu yolda seninle yürümek,
Hep kol kola,
Bir gün değil, her gün Beşiktaş!”
Bu tezahüratı gırtlağımız parçalana kadar bağırarak yapıyoruz, madem şerefli ikincilikler ile övünüyoruz, madem yürüdüğün yolda sana eşlik etmek şereftir diyoruz, madem her gün Beşiktaş diyoruz, madem sana gelmediğim gün öldüğüm gündür diyoruz o zaman 19 Mart Pazartesi akşamı o tribünleri hınca hınç doldurmamız gerekiyor…
KİM BAŞKAN OLACAK?
Yıldırım Demirören ve arkadaşlarının arkasında bıraktığı borç batağı sonrasında kimileri kongre üyesi olmadan kendi reklamını yapabilmek için adayım dedi, kimileri oy alamayacağını bilmesine rağmen ortalığı boş bulunca aday oldu, kimileri ismini Beşiktaş başkan adayı altında geçirmek için aday oldu, kimileri gerçekten gönlünü, mesaisini bu görev için yanan aşkı ile aday oldu…
Sonuç?... Kim başkan olursa olsun Beşiktaş’ı bu bataktan çıkartsın…
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/sen-yenilmissin-umurumda-degil-ki_74599
Beşiktaş taraftarına, teşekkür borçluyuz!… (24 Şubat 2012 Fotospor)
Beşiktaş taraftarına, teşekkür borçluyuz!…
24 Şubat 2012 14:20 http://www.fotospor.com/yazi/besiktas-taraftarina-tesekkur-borcluyuz_71216
Bugüne kadar kazanılan bütün başarılarda emeği olan büyük Beşiktaş taraftarına hepimiz teşekkürü bir borç bilmeliyiz.
Ben üstüme düşeni ve teşekkürü bugün yapıyorum…Teşekkürler Renktaşlarım!...
- Kartal Yuvası’ndan ürün almayıp, stadın çevresinde bulunan korsan ürün satıcılarından inatla alışveriş yapmaya devam ettiğimiz için,
- Korsan ürün alanlara ve satanlara ses çıkarmadan yanlarından geçip gittiğimiz için,
- 32.000 koltuk kapasiteli stadımızın, 1/3’ünü bile dolduramayacak kadar kombine bileti alamadığımız için,
- Her karşılaşmada turnikelerden bedava geçmeye çalıştığımız için,
- Bedavadan stada girmeye çalışanlara engel olmak isteyen taraftarlara hakaret edip üstlerine yürüdüğümüz için,
- Rakip futbolcuları baskı altına almanın, sahaya yabancı madde atmak olduğu düşüncesinden kopamadığımız ve her karşılaşmada elimize ne geçerse sahaya attığımız için,
- Milattan önce kalmış, örümcekleşmiş düşüncelerimizle, küfür etmenin ne kadar erdem bir şey olduğunu düşündüğümüz ve her karşılaşmada küfür ederek takımımıza zarar verdiğimiz için,
- Neyi paylaşamadığımızı kimsenin anlayamadığı nedenler yüzünden her karşılaşmada kavga edip, sağımızda, solumuzda bulunan diğer insanlara zarar verdiğimiz için,
- Kombine kart almadığımız gibi, maçlara bilet bile alıp gitmediğimiz için,
- Takım desteklemenin, maçı izlemeden, pozisyonları takip etmeden, sadece 90 dakika hiç durmadan gidişatıyla senkronize olamadan temposuz tezahürat yapmak olduğunu zannettiğimiz için,
- Hakem ve rakip futbolcuları güçlü bir ıslık ile ıslıklayarak etki altına almaya çalışan diğer taraftar arkadaşlarımızı susturup, sadece lay lay lay bağırdığımız için,
Ve daha saymayı unuttuğum bu ve benzeri bir çok nedenden dolayı tüm renktaşlarıma teşekkür ederim. İyi ki varsınız…
Gençlerbirliği karşılaşmasında edilen küfürler nedeniyle, kulübümüz tekrar saha kapatma ceza almıştır. Trabzonspor karşılaşmasını kadın ve çocuk taraftarların önünde oynayacağız. Belki bu karşılaşmada tribün baskısı oluşturamadığımız için puan kaybedeceğiz ve play off sıralamasında avantaj kaybedeceğiz. Hatta belki bir alt sıralara düşerek Şampiyonluk Play Off’una katılamayacağız.
Kombinesini alan, Kartal Yuvasından alışverişini yapan, takımına her türlü desteği veren taraftarların, tribünden maç izleme hakkını elinden alan bütün renktaşlarıma teşekkür ederim. İyi ki varsınız…
http://www.fotospor.com/yazi/besiktas-taraftarina-tesekkur-borcluyuz_71216
Nereye koşuyoruz? (16 Şubat 2012 Fotospor)
Nereye koşuyoruz?
16 Şubat 2012 13:43 http://fotospor.com/yazi/nereye-kosuyoruz_70014
Sevgililer gününde Braga’yı yendik. Peki sonra?
Carvalhal, yaptı yapacağını ve hiç birimizin beklemediği bir kadro ile sahaya çıktı. Belki hakemin cesur kararı bu skoru getirdi ama sonuçta maç 0-2 bitti. Carvalhal ve öğrencileri, sevgililer gününde Beşiktaş’a gönül veren bütün taraftarlara kocaman bir hediye verdi.
Peki sonra?
Her şey günlük gülistanlık mı?
Acaba 19 Şubat Pazar günü gerçekleştirilecek İdari ve Mali Genel Kurul’dan kaç kişinin haberi var? Aslında 19 Şubat’ta olması gereken Genel Kurul’da çoğunluk sağlanamayacağı için 1 hafta erteleme ile 26 Şubat’ta yapılması bekleniyor. O tarihte Beşiktaş’ın Galatasaray ile çok önemli bir maçı oynanacak. Birçok Kongre üyesinin, taraftarın aklı ve kendisi o karşılaşmada olacak. Bütün ilgi o günkü maçta olacak.
Acaba bu tarih planlı bir şekilde belirlenmiş olabilir mi?
Peki, bu Genel Kurul 7 yıllık geçmişin aklanacağı bir Genel Kurul mu olacak yoksa artık birileri dur diyebilecek mi?
Biraz geçmişi hatırlatmakta ve günümüzde masa üstüne konan olayları irdelemekte fayda olduğunu düşünüyorum.
- Beşiktaş’ın çocuğu Nihat Kahveci…
Bu transfer gerçekleştiğinde ne kadar çok sevinmiştik. Halbuki, Nihat futbolu bırakıp İspanya’ya döndüğünde ortaya neler çıkacağını kimse tahmin edemiyordu. Beşiktaş’ın çocuğu Nihat Kahveci, senetlerde imzası olan Yıldırım Demirören’e 800 bin Euro, Beşiktaş’a 1 Milyon 640 bin Euro olmak üzere toplam 2 Milyon 440 bin Euro’luk alacağı nedeniyle icra takibi başlattı.
- Tavşanlı Linyitspor’un golcüsü Mehmet Akyüz Beşiktaş’ta…
Geleceği olan ve doğru kullanılırsa süper lig’de takıma çok faydalı olacak bir forvet. Hem ayağı teknik hem de uzun boylu. Beşiktaş’ın alternatif golcülerinden olabilir diye düşünüyorduk fakat bir süre sonra Mehmet Akyüz’ün eski takımı, Beşiktaş’tan alamadığı 300 bin Euro için icra takibi başlattı.
- Zapotocny ve Sivok’un Beşiktaş’a transferi....
Yıldırım Demirören’in bizzat kendisinin pazarlığını yaptığı ve futbolcu başında 4.5 Milyon Euro bonservis bedeliyle transferini gerçekleştirdiği transfer ile ilgili Udinese kulübü yaptığı açıklamada: Sivok’un 1 Milyon Euro, Zapo’nun ise 2 Milyon Euro bonservis bedeli ile Beşiktaş’a satıldığı duyuruldu.
- Seric Beşiktaş’a transfer edildi…
Yıllık 750 bin Euro garanti para, 200 bin Euro imzalama bedeli ile Beşiktaş’a transfer oldu ve sadece 386 dakika forma giydi.
- Üst üste 3 transfer gerçekleşti. Gordon, Seric ve Ernst transfer edildi…
Gordon transferi için Sinan Engin yaptığı açıklamada “Gerçek bir stoperde aranacak bütün niteliklere sahip. Takımımızda yer almasından memnuniyet duyuyoruz” dedikten sonra Gordon sadece 7 defa ilk 11’de forma giydi. Bu transfer için 2 Milyon Euro bonservis bedeli, yıllık 400 bin Euro garanti para ve maç başına 5 bin Euro ücret karşılığında gerçekleşti.
Seric’i transfer edilebilmek için Gordon bedelsiz gönderildi…
Seric transferinden sonra o tarihlerde yönetici olan Sinan Engin “Gordon’a göre Maradona’yı transfer ettik, İtalya’da bu kadar maç oynamış bir oyuncu neden eleştirilir” demişti. Fakat Seric, İtalya’da son iki sezon oynadığı Parma ve Lazio takımlarında yılda ortalama 18 karşılaşmada forma giymişti.
Ernst’i transfer etmek için Seric bedelsiz gönderildi…
- Federico Higuain transfer edildi…
River Plate’den transfer edilen Higuain’in transfer taksitleri zamanında ödenmedi ve R.Plate, FIFA nezdinde açılan davayı kazandı. Hem mahkeme masrafları hem de 616 bin Usd borç tutarının faiziyle ödenmesine karar verildi.
- Vicente Del Bosque Beşiktaş’ın teknik direktörü oldu…
Göreve geldikten kısa bir süre sonra futbolu bilmiyor denerek görevine son verildi ve 8 Milyon Euro’ya yakın bir tazminat ödendi. Vicente Del Bosque şuan İspanya milli takımının teknik direktörlüğünü yapıyor.
- Ve diğer alacaklıların açtıkları ve devam eden davalar…
Gaziantespor Kulübü, Yıldırım Demirören aleyhine yaklaşık 4 milyon TL icra takibi.
Ferrari’nin sözleşmesinin feshinden dolayı açılan yaklaşık 8 milyon Euro’luk tazminat davası.
Ernst’in FIFA nezdinde açtığı yaklaşık 1 milyon Euro’luk alacak davası.
Bobo’nun FIFA nezdinde açtığı 225 bin Euro’luk alacak davası.
Edu’nun açtığı 350 bin Euro’luk alacak davası.
Erkan Zengin transferinden doğan alacaklar ile ilgili Hammarby kulübünün FIFA nezdinde açtığı 250 bin Euro’luk alacak davası.
ve daha fazlası…
- Fulya projesi hayata geçirildi ve açıldı…
Acıbadem hastanesi ve Rezidanslardan gelen 131 milyon TL kira geliri bankalara ipotekli…
- Beşiktaş’ın güncel borcu: 488 milyon TL (Yaklaşık 275 milyon Usd)
2004 yılının Mayıs ayında yönetim göreve geldiğinde Beşiktaş’ın borcu 17 Milyon Usd.
Geride kalan 9 yılda toplam borç yaklaşık olarak 16 kat artmıştır. Bu borcun yaklaşık 55 milyon Usd’si Yıldırım Demirören’in şahsına olan borçtur.
- Kulübün gelirleri bankalara temlikli…
63,4 milyon TL yayın geliri, 10 milyon TL sponsorluk gelirleri, 17,5 milyon TL maç hasılatı, 8 milyon TL’lik teminat mektupları ve Fulya projesinin kira gelirleri bankalara temlikli… Beşiktaş’ın geleceği bankalara temlikli…
- 6 Aralık 2007’de yapılan açıklamada Yıldırım Demirören “görevde olduğum sürece Mustafa Denizli ve Samet Aybaba bu kulübün kapısından içeri giremez” diye açıklama yaptı. Fakat Mustafa Denizli bu süreçte Beşiktaş’a teknik direktör oldu ve Şampiyonluk yaşattı. Samet Aybaba ise Portekiz’e, UEFA Avrupa Ligi karşılaşmasına 2012 yılında kafileyle beraber deplasmana gitti.
- Ve bu satırlarda yer almayan, alamayan daha fazlası…
Yeterli çoğunluk sağlanamayacağından dolayı 19 Şubat’ta ertelenip, Galatasaray karşılaşması ile aynı tarihte gerçekleşecek olan İdari ve Mali Genel Kurul öncesi şimdi tekrar düşünmekte fayda olduğuna inanıyorum…
Beşiktaş Jimnastik Kulübü nereye KOŞUYOR?...
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/nereye-kosuyoruz_70014
Derbi'den ötesi... (6 Şubat 2012 Fotospor)
Derbi’den ötesi…
06 Şubat 2012 11:57 http://fotospor.com/yazi/derbiden-otesi_68404
Derbi’den daha fazlasını konuşmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Bu takımda bir şeyler ters gidiyor. Üstüne üstelik bunu görebilmek için uzman olmaya bile gerek yok.
Sezon başında alınan karara göre deplasman’a taraftar götürülmemesi gerekirken, bu karşılaşma öncesinde neler olduysa bir anda Beşiktaş taraftarlarına izin çıktı. Kulüp başkanları, federasyon yetkilileri hatta kulüpler birliği bu kararın çıkışında hep beraber ortaklaşa çalışıp bir karar aldılar. Peki şimdi ne değişti?
Benim şahsi görüşüm ilk günden beri bu kararın yanlış olduğu ve taraftarların deplasman haklarının ellerinden alınmaması gerektiği yönündeydi. Bir dipnot olarak belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum.
Fakat takıldığım nokta şudur;
Bu kararın alınmasında ve uygulanmasında söz sahibi olan, kulüpler birliği başkanlığı yapan Yıldırım Demirören, deplasman yasağının kalkması ile başkanı olduğu kulübün taraftarlarının da tribünde olacağı, yılın ilk derbisi olma özelliği taşıyan ve Türkiye’nin üst düzey maçlarından biri olan Fenerbahçe, Beşiktaş karşılaşması esnasında neredeydi? Neden statta değildi? Başkan olmak, sadece maçtan önce Ümraniye’ye gidip futbolculara başarılar dileyerek onlara moral vermek midir? Ernst, ceza sahasından içeri girdiğinde Volkan’ın yanından topu ağlara göndermiş olsa ve gol sevinci esnasında kafasını kaldırıp protokol tribünde başkanla göz göze gelmek istese nereye bakacaktı?
Bir takım bu kadar mı sahipsiz bırakılır?
Ortalık dedikodular ile kaynıyor. Futbolculara alacakları ödenmiyor, yabancı oyuncuların maaşları yatırılmıyor, bazı futbolcular bu nedenle sahada aynı performans ile oynamıyorlar şeklinde. Bunu tribündeki taraftar bile duyup konuşuyorsa yönetimin duymamasına imkan yok. O zaman neden yalanlamıyorlar? Yalanlanmadığına göre doğru mu?
Acaba Quaresma bu nedenle mi haftalarca sakatım diye ülkesinden dönmedi? Ya da Fernandes bu kadar kolay kart gördü? Veya Simao bu kadar düşük performans ile oynuyor?
Bunlar doğruysa başkan ve yönetim neden olaya el koymuyor?
Son 5 hafta içerisinde lider Galatasaray 7, Fenerbahçe 6 puan kaybederken rakiplerinin bu kaybını Beşiktaş neden avantaja çeviremeyip 9 puan kaybediyor. Lider ile arasında 9 puan fark olduğunu düşündüğümüzde son 3 haftadaki kaybın ne kadar büyük olduğunu görebiliyoruz.
Bir müsabakada yenilmekte var, kazanmakta var fakat 20 resmi maçtan 14 galibiyet, 1 mağlubiyet, 5 beraberlik ile 47 puan alan takımda neler değişiyor da bir anda 3 maç üst üste mağlup oluyor?
Kaybedilen derbiden daha öteye bakılıp çıplak gözle görülebilen bu sorunların çözümü aranmalı ve bazı sıkıntılar kangren olmadan çözülmelidir.
Ligin bitiminin yaklaşmasından öte Avrupa Ligi’nde çok önemli maçlar yaklaşıyor. Umarım yönetim uyumaya devam etmez ve en kısa zamanda olaya el koyar…
Derbi İnönü’de kaybedildi…
Derbi’nin Kadıköy’de kaybedilmediğini düşünüyorum. Sahada yer alan kadro bence çok güzel oynadı. Maç daha 0-0’ken Holosko ile yakalanan kontra ataklar iyi değerlendirilebilse, Ernst, Mustafa’dan aldığı top ile Volkan’la karşı karşıya kaldığında topu ağlara gönderebilse belki tabela daha farklı olabilirdi.
Fakat Beşiktaş, rakibinin Samsun’da puan kaybetmesinden sonra Mersin maçına daha ciddi ve daha hırslı çıkmalıydı. O maçı kazanmış olsaydı Beşiktaş, dün akşam Fenerbahçe’nin sahada yansıtacağı oyunu ve taktiği değiştirebilirdi. Mersin maçındaki puan kaybı, Aykut Kocaman’ın taktiğini tamamen değiştirip en azından berabere kalsa bile avantajın kendisinde olacağını bilerek sahaya çıkmasını sağladı.
Hala derbiden daha önce Mersin maçının konuşulması gerektiğini ve Fenerbahçe’ye kaybedilen 3 puanın Mersin karşılaşmasında kaybedildiğini düşünüyorum.
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/derbiden-otesi_68404
Bu şapkadan tavşan çıkmaz (3 Şubat 2012 Fotospor)
Bu şapkadan tavşan ÇIKMAZ!..
03 Şubat 2012 09:57 http://fotospor.com/yazi/bu-sapkadan-tavsan-cikmaz_67940
Başımızın üstünde taşıdığımız şapkayı çıkarıp önümüze koyalım. Sonra oturup bu şapkadan tavşan çıkmasını bekleyelim.
Çıkmaz arkadaşlar çıkmaz… Bu şapkadan tavşan çıkmaz…
Büyük diye tabir ettiğimiz bir takım kendi evinde nasıl olur da rakibini ceza sahasına hapsedemez?
Hakem penaltı ve kırmızı kartı es geçti…
Hariçten gazel okumayalım, geçelim bu işleri. Penaltı dışında elle tutulur kaç tane pozisyon var? Kaç tane kaleyi bulan şut var? Bunları konuşalım…
Kayseri’de alınan mağlubiyet sonrasında Carvalhal, “Hilbert’i derbiye kadar mutlaka yetiştirmelisiniz” diye sağlık ekibine talimat veriyor. Bu talimattan 3 gün sonra Hilbert 11’de… Sonuç ise ortada; daha ilk yarı bitmeden sakatlanıyor.
Haftalardır oynamayan Hilbert, kötü zemine rağmen neden ilk 11’de başlıyor?
Quaresma’yı Kayseri maçında ilk 11’de oynatırken Mersin maçında yedek oturuyor.
Quaresma, Kayseri karşılaşmasında ilk 11 çıkabiliyorsa o zaman nispeten daha kolay geçmesi beklenen Mersin maçında neden oynamıyor?
Mersin maçında oynamaması normal ise o zaman bir önceki hafta deplasmanda nispeten daha zor geçecek Kayseri maçında neden 11’de başlıyor?
Nedir bu Edu ısrarı?
Ben 31 yaşında, kiralık oynayan Edu’yu ilk 11’de izlemek istemiyorum.
Kimse buna bir dur diyemiyor mu?
Tayfur hoca’nın görevi nedir?
Kaç defa Carvalhal ile takım hakkında görüşme yaptı, fikir verdi?
Yukarıda sıraladığım soruları neden sormuyor? Soruyorsa neden bir değişim yok?
Milli Takımlar teknik direktörlüğüne Abdullah Avcı geldi ve ilk açıklamasında Mustafa Pektemek’in milli takım’ın en önemli gol silahı olacağını, en büyük dileğinin Mustafa’nın Beşiktaş’ta çok daha sık forma giymesi olduğunu söyledi.
Peki Beşiktaş teknik heyeti ne yapıyor? Kiralık olarak takıma dahil olan 31 yaşındaki Edu’yu Mustafa’dan daha çok oynatıyor…
Dişi Kartallar’a kulak verelim…
Uzun süredir Beşiktaş tribünlerinde yönetime karşı bir tepki gelmiyordu. Bu karşılaşmada yönetime karşı dişi kartallar tepkilerini gösterdi. Bu tezahüratlar kulak arkası edilmemeli düşüncesindeyim.
Beşiktaş kulübü başkanlığı bence boşta duruyor…
Sayın Demirören, Kulüpler birliği başkanı sıfatıyla her yerde boy gösterdiği kadar keşke Beşiktaş başkanı sıfatıyla, Beşiktaş’ın menfaatleri için gerekli duruşu sergileyebilseydi. Hatta Fenerbahçe’mizin (!) sorunlarını çözmek için ayırdığı mesaiyi keşke Beşiktaş’ın sıkıntılarını çözmek için de ayırabilseydi.
26 Şubat günü yapılacak Mali Genel Kurul’da bu tepkiler, bu başı boşluklar ne kadar masaya yatırılacak çok merak ediyorum.
Son olarak, Quaresma’ya karşı yönetimin göstereceği tepkiyi bekliyorum. Yıldız oyuncuyu yönetmek gerçekten zordur. Onların diğer oyuncular karşısında bazı ayrıcalıkları olacaktır. Bunların hepsi kabulümdür fakat çok önemli bir derbi öncesi yapılan sportmenlik dışı hareketle kırmızı kart gören Quaresma’ya sessiz kalınmamalıdır. Bakalım kulüpler birliği başkanı ve yönetici arkadaşları bu konuda nasıl bir tavır sergileyecek.
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/bu-sapkadan-tavsan-cikmaz_67940
Ne Güzel Geceydi!... (25 Ocak 2012 Fotospor)
Ne güzel geceydi !...
25 Ocak 2012 11:10 http://fotospor.com/yazi/ne-guzel-geceydi_66575
Güzel bir Ocak akşamı, hava fazla soğuk değil ve ahmak ıslatan cinsten dediğimiz yağmur...
Yönetim, her ne kadar biletlerde indirim yapmış olsa bile tribünler yine de tamamen dolmadı. Aslında bunun nedeni hem TFF’nin fikstürü çok sıkıştırması hem de kış ayı olmasından kaynaklanıyordu.Sahada özellikle ikinci yarıda muhteşem bir mücadele vardı. 47. dakikada gelen gol ile hem takım vites yükseltti hem de tribünler bir anda desteğini üst seviyeye çıkardı.
Beşiktaş baskısını arttırırken Sosa’nın bir anda bulduğu gol ise Almeida’nın ilk yarıda kaçırdığı gole nispet yapar cinstendi.
Her geçen dakika saha içerisindeki stres arttı ve bunu takiben gerilim yükseldi. Bu sırada taraftarlar hakem Tolga Özkalfa’ya neden bu kadar tepki gösterdi anlamadım ama en azından tribünden gelen bu baskı sonucu Tolga Özkalfa’nın çaldığı bazı düdüklerde kafasının karışmış olması, taraftarların takımları için iyi bir iş çıkardığını gösterdi.
Egemen Korkmaz – Carlos Carvalhal !...
Beşiktaş taraftarı, yüreğini sahaya koyarak mücadele eden sporcusunu asla unutmamıştır. İbrahim Üzülmez, Pascal Nouma ve İlhan Mansız akla gelen ilk örneklerdir. Egemen Korkmaz da sahada gösterdiği mücadele ve hırsıyla bu listeye kısa sürede ekleneceğini gösterdi.
Carlos Carvalhal ise adeta maçı içinde yaşıyor, gollerde ise tribündeki taraftarlardan farksız bir şekilde seviniyordu. Gol bulduktan sonra takımı sürekli geriye yaslaması, dün akşam olur olmadık bir sebeple Sivok’u dinlendirmesi, Ernst’i çıkarıp Holosko’yu sahaya sürerken yaptığı oyuncu değişikliği hatası gibi yanlışları olmasına rağmen 3. gol sonrası yaşadığı sevinç aslında yapılan hataları unutturuyordu. Çünkü artık Carlos Carvalhal de bizden biriydi…
Egemen – Sivok – Ersan !...
Beşiktaş’ın gol yediği son 4 karşılaşmaya biraz detaylı bakmak gerekiyor.
Gaziantepspor karşısında savunmanın göbeğinde Egemen, İbrahim Toraman, Antalyaspor karşısında savunmanın göbeğinde Sivok, İbrahim Toraman, Gaziantep BB karşısında savunmanın göbeğinde Egemen, İbrahim Toraman, Samsunspor karşısında savunmanın göbeğinde Egemen, Sidnei ikilisi yer aldı. Bu ikili 4 karşılaşmada toplam 5 gol yedi. Tablo çok açık ortadadır. Amerika’yı tekrar keşfetmenin hiçbir anlamı yok. Bu takımın savunma göbeğinde Egemen, Sivok ikilisi cezalı ve sakat olmadıkları sürece asla bozulmamalıdır.
Burada tek handikap Ersan’ın durumu olacak. A2 maçlarında daha çok sahaya çıkıp, bütün maç eksiğini kapattıktan sonra Beşiktaş savunmasında düzen bozulmadığı sürece Egemen, Sivok, Ersan üçlüsü ile geçilmez bir duvar olacağa benziyor.
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/ne-guzel-geceydi_66575
Beşiktaş’lıyız, her şeye karşıyız... (19 Ocak 2012 Fotospor)
Beşiktaş’lıyız, her şeye karşıyız...
19 Ocak 2012 09:38 http://fotospor.com/yazi/besiktasliyiz-her-seye-karsiyiz_65722
Beşiktaş taraftarı, bugüne kadar yanlış gördüğü her şeye karşı çıkmıştır.
Bu düşünceyi doğrulayan bir çok tezahürat bile yazmışlardır.
“Biz Beşiktaş’lıyız, küfüre karşıyız…”
“Çarşı, her şeye karşı…”
Türkiye’de Nükleer Santral kurulacak olur hemen Beşiktaş taraftarı Nükleer Santral’e karşı çıktığını gösteren bir eylem düzenler.
Beşiktaş taraftarı, “Çarşı, kansızlığa karşı” sloganı ile yola çıkıp Kızılay ile ortaklaşa kan bağışı kampanyası düzenler.
Beşiktaş taraftarı, ırkçılığa da karşıdır. Dünya’nın herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir ırkçı söyleme, hemen hazırlanan pankartlar ve tezarühatlar ile kontra yapılır.
Bu örnekler çoğaltılabilir.
Mesela;
Beşiktaş taraftarı, yeni stada da karşıdır!..
Beşiktaş taraftarı, kombineye de karşıdır!..
Beşiktaş taraftarı, orijinal lisanslı ürüne de karşıdır!..
...
İnönü stadı yıkılmasın, bize bu stadyum yeter, yıkıp yenisini yapmaya gerek yok diyen çok sayıda taraftar var…
Kombine satışa çıktığında, “kombine almaya gerek yok, bir şekilde maç günü içeri gireriz” diye düşünen ve bu şekilde hareket eden çok sayıda taraftar var…
Orijinal ürün’e karşı olmak zaten tamamen mantık dışı bir düşüncedir.
Tabii ki kimse kalkıp “biz orijinal ürünlere karşıyız” demiyor fakat stadın kapısının önünde bile korsan ürün satılıyor ve bu satışları yapan kişilere insanlar tepki vermek yerine alışveriş yapıyorsa o zaman Beşiktaş taraftarı, orijinal lisanslı ürüne de karşıdır…
Her bireyin kendi kazandığı bir para ve belli bir bütçesi var. Herkes kombine kart alabilecek bütçeye ya da her maça bilet alıp tribünde yerini alabilecek bütçeye sahip değil fakat bu nedenlerden dolayı gidip stadın önünden korsan ürün almaları bana göre yanlıştır.
Korsan ürünlere harcadıklara paraya denk değerde Kartal Yuvasında orijinal lisanslı ürünler de bulabilirler. Acaba bundan haberleri var mı?
Stadın önünde 10 TL’ye sahte forma alırlarken hemen 10 metre uzaklarındaki Kartal Yuvasından 19 TL’ye orijinal atkı, 5 TL’ye orijinal bileklik, 5 TL’ye orijinal yaka rozeti alabileceklerinden acaba haberleri var mı?
Üstüne üstelik biz taraftarlar her sene Quaresma, Guti, Simao, Fernandes, Ricardinho, Giunti, Carew ve çok daha büyük isimleri kadromuzda görmek istiyoruz.
Peki nasıl?..
İyi bir gelir elde edebileceğimiz stada karşı çıkarsak, kombine kart ya da bilet almadan takımı izlemek istersek, orijinal lisanslı ürün almak yerine korsan ürünleri tercih edersek, stada reklam alınmasına karşı çıkarsak bir de üstüne üstelik yıldız transfer istersek bunun gerçekleşmesini nasıl bekleyebiliriz?..
Ya biri çıkıp cebinden para vermeye devam eder ve sen taraftar olarak görmek istediklerini görürsün ama hem geleceğini ipotek altına alırsın hem de sürekli sırtında bir kambur taşırsın;
Ya da bir taraftar olarak taşın altına sen de elini sokarsın ve kulübünün biraz daha fazla para kazanmasına ön ayak olursun...
Seçim hakkı biz taraftarlardadır…
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/besiktasliyiz-her-seye-karsiyiz_65722
İnönü’de Zafer… (16 Ocak 2012 Fotospor)
İnönü’de Zafer…
16 Ocak 2012 16:10 http://fotospor.com/yazi/inonude-zafer_65370
Soğuk bir Ocak akşamı İnönü stadını dolduran taraftarlar galibiyetten emin bir şekilde takımını destekliyordu.
Alışılmamış bir şekilde Necip sol taraftan ortayı yapıyor ve Almeida güzel bir gol ile tabelayı daha maçın başında değiştirmişti.Tribünler artık yerinde duramıyor ve desteğini iyice arttırmaya başlamıştı.
Sivok’un yokluğunu dolduramayan savunma yapısı daha devre olmadan tabelada eşitliğin sağlanmasına yetti bile. Soyunma odasına beraberlik ile girilecek diye düşünüp ikinci yarı için planlar yapılmaya başlanmışken golden hemen 2 dakika sonra 30 yaşında kiralık olarak Beşiktaş’a gelen Edu, güzel bir gol ile ilk yarının 2-1 bitmesini sağlamıştı.
Bu sezon evinde oynadığı karşılaşmalar arasında sadece Kayserispor maçını kaybeden Beşiktaş, üst üste galibiyetler alarak aslında hem tribünleri dolduranlara hem de futbolculara özgüven aşılamıştı.
İkinci yarı başladığında dakikaların erimesi ve üst üste gelen Bursaspor ataklarından sonra iyiden iyiye geriye yaslanmaya başlayan Beşiktaş, aslında bu sezon Carlos Carvalhal ile alışık olmuş olduğu çizgisini sergiliyordu.
Öne geçtiği her maçta vitesi arttırıp rakibine saldırmak yerine, sırtını kalesine dayamayı ya kendine prensip edinmiş bir takım ruhu yada teknik direktörün taktiği olarak tekrar sahada aynı şeyi yapmaya başladılar.
Son dakikalara girildiğinde artık kaza golü yemek istemeyen Beşiktaş, Edu’nun sakatlanmasından sonra zorunlu bir şekilde oyuna Mustafa’yı alarak rakibini psikolojik olarak geri püskürtmeyi başardı ve bu hamlenin hemen 3-4 dakika sonrasında Mustafa ile 3. golü bularak tribünleri rahatlattı.
İşte İnönü’de yaşanmış son zaferin kısaca öyküsü bu şekildeydi. Takım bir hava yakalamışken, istikrarı sağlamışken eleştirmemeyi ilke edinmiş Beşiktaş camiasına ayak uydurmak ne kadar doğru olur bilinmez ama sadece birkaç noktayı işaret edip kafamızın bir yerinde soru işareti bırakmanın iyi olacağı düşüncesindeyim.
-30 yaşında kiralık olarak takıma katılan Edu’da ısrar edilirken Mustafa Pektemek’in ken arda oturması…
-20 yaşında bonservisi alınan Alves’in kupa maçında bile sahaya sürülmemesi…
-Özellikle öne geçilen maçlarda golden sonra her karşılaşmada takımın geriye yaslanması…
Şimdilik bu konuları detaylı bir şekilde eleştirmek yerine sadece aklımızın bir köşesinde kalmasını sağlamanın faydalı olacağını düşünüyorum.
Sonuç olarak Kayserispor maçı dışında Avrupa, Türkiye kupası ve Spor Toto Süper Lig’de İnönü’de oynanan maçlarda mağlubiyet almayan bir Beşiktaş var…
Carlos Carvalhal ve ekibini tebrik etmeyi unutmamak lazım...
http://fotospor.com/yazi/inonude-zafer_65370
8.06.2011
Tekerlekli Sandalye Basketbolunda Şampiyon Galatasaray! Peki Taraftar?
Öncelikle bütün teknik heyeti, maddi manevi destek veren yöneticileri, sporcuları ve her maçı salonda takip eden taraftarları tebrik ediyorum...
Dün salonda Beşiktaş ve Galatasaray'ın kapışması acaba tribünde oturanları ne kadar ilgilendiriyordu?
Bir önceki gün oynanan Fenerbahçe-Galatasaray Erkek Basketbol maçında tekerlekli sandalyesinden havaya fırlayıp tek ayağı üzerinde sevinen kişinin fotoğrafına hepimiz baktığımızda "helal olsun" diyorduk. "Bu ne güzel mutluluk" diyorduk...
Aslında bir nevi salonda o arkadaşın mücadelesi vardı dün akşam...
Fakat tribünler bunu fark ediyor muydu?
Bir iki cümle önce bahsettiğim fotoğrafı yayınlayan gazeteye gelen yorumlarda bir Galatasaray'lı "Bu arkadaş böyle sevinecekse biz 50 fark yemeye hazırız" yazıyordu...
Olay buydu aslında... Bu şekilde olmalıydı...
Onların hayata nasıl bağlı olduğunun göstergesiydi bu...
Peki dün sabah bir gazetenin manşetten verdiği fotoğrafa bakarken bunları düşünmüşken aynı günün akşamı salonda ve dışarıda olanlara ne demeli???
Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı Beşiktaş'ı yendi ve Şampiyon oldu.
Kupa verilecek ama salonda bulunan Beşiktaşlılar maalesef rakiplerini yuhalıyordu...
67-46 gibi senin takımının attığı basketin %45 daha fazlasını atarak seni 21 sayı farkla yenen bir rakip var.
Buna saygı duymak yerine yuhalıyorsun...
Ezeli rekabettir olur dersin geçersin...
Peki salonda sergilenen mücadele ne olacak?
Biz sokakta, kaldırımda 2 ayağımız üzerinde yürürken bile takılıp düşmeyi becerebileceğimiz engebeli yollarımıza, kaldırımlarımıza sahipken, biz pota altına geçip elimize bir top alıp 2 ayağımızın üzerinde durmamıza rağmen potaya o topu sokamazken bu insanların mücadelesine neden çirkinliği sokuyoruz...
Birde bazı Beşiktaşlı taraftarlar "Tekerlekli Sandalye Basketbolu yabancı sporcuyla oynanmaz" sloganı vardı...
Neden???
Yabancı engelli sporcularda insan değil mi???
Onların spor yapmaya hakları yok mu???
Futbol'da yabancı sınırı kalksın derken yada Quaresma, Guti gibi isimler Türkiye'ye geldiğinde havaalanında saatlerce bekleyip karşılayan bizler, tribüne yaz sıcağında gidip 10 dakikalık imza törenini izlemek isteyen bizler neden yabancı sporcularla futbol oynanmaz sloganı atmıyoruz???
Tekerlekli Sandalye Basketbolu her şeyden önce yaşam ile mücadeledir... Bunları göremeyen siz çirkinler ise ömrünüz boyunca yaşamınızla mücadele edeceksiniz...
Peki maç sonrası olanlara ne demeli???
Metrobüs camlarını kıran kendini bilmezler, daha kemerini neresine takacağını bilemeyip (!) eline alıp sallayan kendini bilmezler, duraklarda insan var mı yok mu bakmadan insanlara çarpıp onların canını yakan, hafif şekilde yaralanmalarını sağlayanlar, siz ne ile mücadele veriyorsunuz???
Metrobüs içerisinde kendi halinde gitmekte olan belki sabahın 5'inde 6'sında evinden çıkıp işine giden ve o saatlerde yorgun argın evine dönmekte olan insanlara sataşmalar, toplum içinde küfür etmeler...
Hangi takım taraftarı olduğunu bile sorgulayamadan insanlara sataşmalar...
Daha kötüsü metrobüs seyir halinde ilerlerken kavga çıkartmaları, bazı vatandaşları darp etmeleri hatta onları metrobüsden aşağı zorla indirmeleri...
Siz neyin mücadelesini veriyorsunuz???
Salonda parkeler üzerinde onuruyla gururuyla mücadele veren renklerin önemi olmaması gereken bir spor dalında siz neyi temsil ediyorsunuz???
Yazıklar olsun...
Size taraftar diyene de yazıklar olsun...
Galatasaray'ın Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı bu sene Şampiyon olmuştur. Tebrik ederiz...
Biz güzellikleri görmeye devam edelim...
Altuğ Aktaş
2.12.2009
Ben kimim?...
Spor yazan yazarları ön plana alırsak eğer, acaba bir gazetede ufacık bir çerçeve içinde isimsiz yada gerçek isminle yazı yazabilmek için ne yapmak lazım?
Kendi görüşlerimi gerek bloğumda, gerek bazı internet platformlarında, zaman zaman Serencebey gazetesinin internet sitesi ve gazetesinde yazıyor ve yayınlıyorum. Bir çok büyüğümden teşvik edici mailler, telefonlar alıyor ve yüz yüze görüşmelerimizde de destekler tavırları ile karşılaşıyorum. Ya sonra?
Fakat geçen aylarda çok kırıcı bir olay ile karşılaştım. Konuşmanın içeriğini fazla anlatmama gerek yok. Saygı duyduğum bir büyüğümün benimle telefonda yaptığı konuşmada bana sorduğu bir iki soru aslında beni gerçeklerle yüzleştirdi. Aslında bu gerçekleri çok iyi biliyordum ben sadece yüzleşmek istemiyordum.
Karşımdaki ses bana yazılarımın kalitesi yada içeriği ile ilgili sorular sormuyor yada onlar hakkında yorum yapmıyor, kim olduğumu, ne mezunu olduğumu, nerelerde yazdığımı soruyordu.
Acaba yazı yazmak için can atan ve gerçekten keyif alan bir kişiye bunumu yapmak doğruydu?
Ben yazı yazarken keyif alarak yazıyorum. Bilgisayarımla yada önümdeki kağıtla konuşarak yazıyorum. Sanki karşımda biri varmış da ona laf anlatıyormuş gibi. Üstelik karşımdakinin verebileceği cevapları da kendi kendime verip yazımı şekillendiriyorum.
Biri dürtüp dur demediği sürece de bir yazıyı uzatıp yazabiliyorum.
Ama kaçtığım ve yüzleştiğim gerçek çok önemliydi…
Ben kimim…
Ben iletişim, Radyo Televizyon yada basın ile ilgili başka bir şey okuyor muydum? Okumalı mıydım?
Yoksa birilerini mi tanımalıydım? Birileriyle mi tanışmalıydım?
Spor sayfaları olan yada spor gazetesi olan gazetelere baktığımızda acaba kaçında yazı yazan kişiler kaliteli yazı yazabiliyordu? Yada yazıyor?
Çok açık ve net soruyorum kendime, acaba bir kişinin damadı, tanıdığı, komşusu yada akrabası olsam işler daha mı kolay olurdu?
Yoksa futbol oynayıp sonra futbolu bıraktığımda hemen bir Tv’ye geçip yada bir gazete ile anlaşıp yazı mı yazsaydım?
Oray Eğin gibi Siyah ve Beyaz’a renksiz diyecek kadar renk bilgisine sahip mi olmak lazımdı acaba?
Yada Kaan Koç gibi tuttuğum takımın formasını üzerimden çıkarmadan mı yazmalıydım?
Yoksa futbolumla saygı duyulacak bir kişi olup ama anlamsız, körü körüne yazı yazıp, hatta ve hatta yazıyı yazamayıp editörlere düzelttirecek bir kişi mi olmalıydım?
O zaman mı bir yerlere gelebilirdim?
Evet bana uymaz. Ama hep bu tarz kişiler bir yerlerde yazı yazmıyor mu?
Peki mezun olduğum yada okuduğum okulun ne kadar önemi vardı? Yani neden bana Radyo televizyon mu yoksa iletişim mi okuduğum soruluyordu? Mehmet Demirkol’un yorumlarına kimsenin laf diyeceğini düşünmüyorum. Bana okulumu soran kişi/kişiler acaba Sayın Demirkol’un Kamu Yönetimi mezunu olduğunu biliyorlar mıydı? Yada Okay Karacan ve Uğur Meleke’nin İktisat mezunu olduklarını?
Evet evet bende İktisat okuyorum… Sanırım doğru yoldayım o zaman…
Ama kimseyi tanımıyorum ben…
Peki Ben Kimim?
19.11.2009
Sene 2009… Yeter Artık Sabrımız Taşıyor…
Turkcell Süper Lig'de Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında 21 Kasım Cumartesi günü oynanacak derbi mücadelesinde kimlik kontrolü yapılacak.
Beşiktaş Kulübü'nden yapılan açıklamada, karşılaşma öncesinde stadyuma girmek isteyenlerin, güvenlik güçleri ve özel güvenlik elemanları tarafından üst aramalarının yanı sıra kimlik kontrolünden geçirileceği kaydedildi.
Güvenlik önlemleri çerçevesinde BJK İnönü Stadı'ndaki karşılaşmayı izlemeye gelecek kişilerin kimliklerini yanlarında getirmeleri gerektiği, kimlik belgeleri yanlarında olmayan kişilerin stadyuma alınmayacakları bildirildi.
Sene 2009…
Yeter Artık Sabrımız Taşıyor…
Avrupa’da hatta ve hatta özellikle İngiltere de “Match Day” diye adlandırdıkları bir kavram vardır. Futbola tüm benliği ile bağlanmış olan taraftar niteliğindeki insanlar, o güne kalkacakları gece uyuyamazlar, gözleri kapanamaz… Hemen sabah olsun ve maç günü başlasın isterler. Güzel bir kahvaltı sonrası günlük program yapılır ve devamında maç…
İşte Beşiktaş taraftarı da böyledir. Çünkü Beşiktaş bir semt takımıdır.
Bir Beşiktaşlı maçtan bir gün önce yatağına yattığında uyuyamaz. Özellikle bu bir derbi maçsa hiç uyuyamaz. Sabah olduğunda hemen kahvaltısını yapar, gazetesini alır bir yandan da arkadaşlarıyla haberleşir. Kendisi için makul bir saatte “semt” diye tabir edilen Beşiktaş-Köy içine doğru hareketlenir. Arkadaşları ile buluşur, sohbet eder, şarkılar söyler, hafiften alkolünü alır yemeğini yer ve sonra kimine göre “ağaçlı yol” kimine göre “zafer yolundan” yürüyerek stada doğru gider… Devamında ise muhteşem bir eğlence…
İşte budur bir Beşiktaş taraftarının maç günü yaşadıkları…
1903 yılından beri var olan bir kulüptür Beşiktaş… Hangi tribün liderleri stada girmiş, hangi taraftar stada girmiş, hangi yönetici o stada girmiş kimse bilmemektedir. Bunun hesabı tutulmamaktadır. İnönü stadına gidersin, kapalı tribüne girersin. Yanında tanımadığın bir insana sarılırsın, zıplarsın. Bir bakarsın aslında o kişi Sarp Apak’tır… Yada Feridun Düzağaç, Barış Akarsu vs… Daha da bir sıkı sarılırsın kendisine… Başlarsın bağırmaya, eğlenmeye…
1905 ve 1907 yıllarında iki tane takım kurulmuştur. Bunlardan biri Galatasaray diğeri Fenerbahçe’dir.
Bu üç takım birbiriyle 100 yıldır oynamaktadır…
Kimi zaman bir taraf stada girememiş yasaklanmıştır, kimi zaman iki takımın taraftarı da statlara girememiştir.
Hatta bu çekişmelerde statlara giriş yasağı olan takımın taraftar gurupları bile stada girebilmiştir ama hiçbir statta büyük olay çıkmamıştır.
Her şeyi geçtik bu ülkede herkes omuz omuza bile maç izlemiştir…
Peki ya şimdi… Sene oldu 2009…
35.000 kişi stada girerken kimlik kontrolünden geçecek. Bu ne demek oluyor? Peki Fenerbahçe-Galatasaray maçına giderken taraftarlardan kimlik kontrolü istenmiş midir? Stada giriş yasağı olan rakip takım taraftarı stada girerken sesini çıkarmayan emniyet ve yönetim Başkan’a küfür ediliyor diye bu şekilde mi önlem alacaktır?
Yazıktır…
Ayıptır…
Terbiyesizliktir…
Altuğ AKTAŞ…
17.11.2009
Meric Tunca Hürriyet'te yazıyorsa bende La Gazzetta dello Sport'ta yazarım
Hayır, tabiki Meric Tunca'nın yazarlık geçmişi bulunmamaktadır ve buna saygım sonsuz. Daha önce Star gazetesinde, Takvim gazetesinde de yazarlık yapmıştır.
Fakat benim anlatmak istediğim yazılarındaki kalitedir.
Eski yazılarında Galatasaray için "Paspas" tabiri kullanmış, Ali Güneş anca Galatasaray ile Beşiktaş'a yakışır bırakın gitsin demiş bir yazardan bahsediyoruz.
Ya Allah Aşkına "Dünya yüzünde ne kadar başarılı olan bir Türk varsa, ne kadar isminden söz ettiren bir Türk varsa, onun gönül verdiği takım mutlaka Fenerbahçe'dir.."
Bu ne demek?
Yani sen kimsin de bu tarz bir cümle kuruyorsun Sayın Meriç Tunca...
Bir kere yazında Atatürk Fenerbahçeli demişsin ama unutmamak lazım ki Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusudur, yaratıcısıdır. Bende şu takımlıdır demiycem ama Atatürk bütün takımların taraftarıdır... Bu bu şekilde olmalıdır.
Dünya yüzünde ne kadar başarılı olan bir Türk varsa derken acaba Fatih Terim, başarılarından dolayı Milan'a transfer olurken Fenerbahçelimiydi yada Hakan Şükür Avrupa takımları formasıyla attığı 15 golü Fenerbahçeli olarakmı attı.
Yada hala el üstünde tutulan Tugay?
Rekor transfer ile Uzak doğuya transfer olan İlhan Mansız?
Aslında Meriç Tunca'nın suçu değilki bu...
Onun Hürriyet gibi bir markada yazar olarak yazı yazmasına izin verenlerde hata...
Hayır gerçekten onun yazarlığınıda beyenen Fenerbahçeliler varsa onlarında aklından şüphe ederim...
Eğer Meriç Tunca bu yazı ve yazarlık kalitesiyle Hürriyette yazıyorsa bende La Gazzetta dello Sport'ta rahat rahat yazarım.
Altug Aktas
12.11.2009
3.11.2009
Kayıt altında geyik...
Ama buğulu camın arkasında duran ve yüzleri ekrana yansıyan büyüklerimiz benim gözümün içine baka baka beni çocuk yerine koyarken ben görüş bildirmiyorum...
Cuma gününden beri ne konuşuluyorsa benimde konum bu...
Sayın Ercan Saatçi ve Sayın Metin Özülkü'nün 2006 yılında yapmış olduğu dostane (!) ortamda ki konuşmalar...
Aslında benim konum bu konuşmalar değil.
Sayın Saatçi'nin dediği gibi hepimiz bu tarz geyikler yapıyoruz doğrudur ama benim asıl dikkatimi çeken konu ve hatta konular bu olay sonrasında yapılan açıklamalar.
Çok yakın geçmişimize baktığımızda TSYD'nin başında bulunan Esat Yılmaer'in üstüne bir pozisyona Ercan Saatçi'nin getirilmesiyle zaten bazı polemikler başlamıştı. Birde üzerine Ercan Saatçi'nin köşe yazarlığı görevine bir yakınını getirmesiyle başka yerlerede çekilmeye başlandı.
Bir bombada eski kayıtlardan çıkmaz mı...
Konu hakkında konuşmaya gerek yok açıklamaya bakalım...
"Program başlamadan önce, Metin Özülkü ile ev ortamında tamamen maç geyiği yapmıştık… Ve bize özel, mahrem bir konuşma geçmişti aramızda. İnanın ben de internette görünce hatırladım ve şok oldum… Bunun telefon dinlemeyle, gizli kamerayla kişilik mahremiyetine tecavüz etmekle hiçbir farkının olmadığını düşünüyorum.....Ama bizim o konuşmalarımızın kesinlikle “aleni” olmadığının, iki arkadaş arasında kayıt dışı bir sohbet olduğunun bilinmesini isterim…..Benim üzerimden yapılan bu olay tam anlamıyla, bir özel alan ihlali, mahremiyet ihlali ve bir çeşit telekulak olayıdır"
Yukarıdaki cümleleri çıktığı televizyon programlarındada sarfetmiştir ve bütün büyüklerimizde doğrudur demiştir.
Ya acaba benmi çok safım yoksa dediğim gibi buğulu camın arkasındaki büyüklerimiz mi beni saf sanıyor...
Şuan ilgili video kaydını açıp oradaki görüntüyü buraya yazıyorum:
Metin Özülkü: Biraz spora dönmek istiyorum ve spora dönüncede direkt olarak tabi Fenerbahçeye dönmek istiyorum. Eee...
Ercan Saatçi: Nasıl ....
Merin Özülkü: .......
Hep Beraber: hahahahahahhahahaa
Metin Özülkü: Abi yalnız lütfen ya programın içinde böyle şeyler yapmayın.
Ercan Saatçi: (arkaya dönüp) Ne oldu hocam?
Metin Özülkü: Ya kesebilecekmiyiz? hahahaha Ya küfürlü müfürlü konuşmayalım lütfen... hayır seyreden bayanlar muhakkak vardır.
Ercan Saatçi: Ya aslında buradaki küfür aslında cinsellik içermiyor. Ya hani şey (şak diye bir ses duyulur) anladın...
Ercan Saatçi: Dikkat yani Galatasaraya girmeden şey yapalım.
Metin Özülkü: Galatasaraya girmeyelim
hahahahahahahaha
Ercan Saatçi: Hadi alalım bakalım
Demekki OFF THE RECORD dedikleri bu...
Ama bence kayıttalar... görüntülerden belli kameralarda değişiyor bir kamera sabit çekmiyor. Kayıt dışıysa o nasıl oluyor?
Hayır madem program arasındaki bir sohbet o zaman neden KESEBİLECEKMİYİZ ve HADİ BAŞTAN ALALIM gibi cümleler kuruyorlar?
Dostane ortamdaki konuşmayı tekrarmı yapacaklar???
Ey sevgili büyüklerim:
Hürriyet gazetesinin çiçeği burnundaki Spor Koordinatörü -ki bu nedemek oluyorsa- sayın Ercan Saatçi'nin bu görüntüsünü adam akıllı izlemeden mi programa alıp bunun bir dostane sohbet olmadığını söyleyemiyorsunuz yoksa birileri bu tarz yüklenmeyin mi diyor?
Yada neden koruyorsunuz?
Ben küfürü konuyu konuşmuyorum
Farkettiniz umarım...
Benim konuştuğum konu gözümüzün içine baka baka bu konuşmanın iki kişi arasında geyik diye tabir edebileceğimiz bir maç sohbeti esnasında yapılmış olan bir kayıt diye lanse edilmesine kızıyorum ben ve 10 yaşında ÇOCUK olmadığımı sadece dile getiriyorum...
Son olarak: Ya ben çok dikkatliyim yada dedim ya beni çocuk yerine koyuyorlar...
Saygılarımla...
6.10.2009
Benim ki bir garip aşk hikayesi…
Kayahan usta gibi devam etmeyeceğim… Çünkü artık onunda anlamı kaçtı be arkadaşım…
Geçen sezon Galatasaray maçı sonrasıydı son yazım…
O yazım sonrası bir çok tepki ve destek aldım ama kırılmıştım bir kere… Çok yazdım sonrasında ama her defasında sildim yazdıklarımı…
Kafamda o kadar çok şey vardı ki yazacak ama yazamadım, yazamıyorum…
Geçen sezon okuyan dostlar hatırlar. “Utanıyorum” dedim birkaç kez… “İnönü Yıkılıyor” dedim…
Sezon başladı ve hiçbir şey değişmemişti…
Yazmak istedim yazamadım küsmüştüm bir kere…
Ta ki 3 Ekim akşamına kadar…
Ben maça geldiğimde oturacak koltuk bulamıyorsam, ben maçta az bağırıyorum diye bana laf söyleniyorsa, ben tuvalete adam gibi sıraya girdiğimde sıramı beklerken bir anda sağdan soldan beni iterek bir başkası en öne geçiyorsa, ben tuvaletimi yapmaya girdiğimde içeride pislik, yıkık dökük kapılar, örümcek ağları, duvarda 2-3 senelik spreyle yazılar görüyorsam, ben tribünün büfesinden her maç yemeğimi alıp içeceğimi alırken devre arası kahvemi alırken sonra biri elimde ki parayı çekip alıyorsa, ben her sene en az 1 forma ve 1 atkı alıyorsam, ben her sene 1 kombine alıyorsam, ben her maça bir şekilde geliyorsam, ben kapalı ve numaralı adı altında ki tribünde kışın otururken ıslanıyorsam, ben ne olduğu bilinmez bir şekilde bir kavganın ortasında kalıyor ve o sırada cüzdanımı çaldırıyor üstüne de 1-2 yumruk yiyorsam vs.vs.vs.
Bunların hepsini Beşiktaş için yapıyorum...
Beşiktaş'a olan sevgimden yapıyorum...
Ne Demirörenci olduğum için, ne önceden Bilgili safında olduğum için ne de Sebacı olduğum için...
Ben Beşiktaşlıyım...
Bu isimlerde Beşiktaşlı...
Tek ortak noktamız budur...
Hep bu olmalıdır...
Bir çok laf duyuyorum, "Yok kulüpten SSKlı bu insanlar, kulüpte çalışıyor gözüküyorlar" deniyor. Doğru yada yanlış...
Bundan 2-3 sene önce Numaralı Tribünde satılmış çarşı diye bağıranlar çıktığında numaralıyı basanlar kulüpten para alıyor dendi...
Her duyduğumda acaba doğru mu dedim?
Ben kombinemi alıp lisanslı ürünümü üzerime geçirdiğimde maça gidip birde orada bedavadan içeriye girenleri görünce acaba ben mi yanlış yoldayım diyorum.
O sırada silkelenip yok kardeşim sen doğru yoldasın diyorum.
Çünkü ben karşılıksız seviyorum....(!)
Evet karşılıksız...
Ama ben ben karşılığımı aldım...
Utandım...
Maç çıkışı bir arkadaşıma rastladım...
Bu kadar dar bakışlı insanlarla beraberiz dedi ki … aslında düşündüğümde çok doğruydu…
Maçın 5. dakikası “Yönetim İstifa” diye bağıran bir taraftar maçın 20. dakikasında “Saldır Beşiktaş’ım” diyor. Ama dakikalar 30’u gösterdiğinde “Demirören Yeter” 40. dakikada ise çekirdek çıtlıyor…
Bumuydu acaba taraftarlık?
Ben 3 Ekim cumartesi günü utandım…
Beşiktaş’lı olduğumdan değil
Yada Demirören’i ıslıkladığımdan veya Demirören’i desteklediğimden değil…
90 dakika orada kavga eden ve ortalığı karıştıran insanlarla aynı ortamda bulunduğum için utandım…
Ben Beşiktaş’lıyım… Ne Demirören ne Bilgili ne Seba ne Aksu ne de bir başkası… kimse benim Beşiktaş’ımdan büyük değildir…
Kimse benden iyi Beşiktaşlı değildir ama bende kimseden daha iyi Beşiktaşlı değilimdir…
Derler ya “Para ile İman’ın kimde olduğu belli değildir” diye… Bizimkide öyle bir şey…
Bu taraftar Türkiye’de bir ilki yapmış ve maça sırtını dönüp maçı izlemiş, takımı ve yönetimi protesto etmiştir. Bu taraftar belli dakika koridorda durmuş daha sonra tekrar tribüne çıkıp takımı protesto etmişti. Bu taraftar belli dakika ses çıkarmamış sadece alkışlamış ve sonrasında takımı desteklemiş ama protestosunu yapmıştır…
Bu taraftar 3 Ekim günü kavgada etmiştir…
Kimin ne için ettiğini bilmediği bir şey için kavga etmiştir…
Dedim ya bizimki “bir garip aşk hikayesi”…
Severken de garibiz söverken de…
Türkiye’de yoktur Beşiktaş taraftarından ötesi…
Alen’i gördüm cumartesi… çok üzüldüm… Çünkü yumruklar arasında kalmıştı…
Setten indi aşağıya ve yumruk yumruğa kavga etti. Maç mı? Bilmem ben kavgaları hayretle izliyordum…
Yeni açıktan numaralının birleştiği tellere tırmanıyordu taraftarlar…
Aman Tanrım tarihe geçecek bir olaya mı tanıklık ediyordum acaba?
Ama hepimiz Beşiktaşlıydık dimi?
Yumruğu suratında görende Beşiktaşlıydı karşısındakine yumruk atanda…
Dedim ya bizimki “bir garip aşk hikayesi”…
Haydi o zaman…
Aşkımızı cümle aleme gösterelim.
Var mısınız?
Ne X takım forması ne X takım atkısı… Anlayan anladı…
Hepimiz sadece Beşiktaş atkımızla Beşiktaş formamızla gidelim Kasımpaşa maçına…
Bırakın yönetim istifa etsin yada etmesin, bırakın Denizli istifa etsin etmesin…
Bırakın 3 kuruşluk futbolcuya 10 kuruş daha versinler… bırakın bunları arkadaşlar…
Bizler kardeşiz…
3 Ekim günü kardeş kardeşe vurmuştur
Gelin bu kara lekeyi Kasımpaşa maçında silelim ve tek vücut olduğumuzu bir aile olduğumuzu gösterelim.
90 dakika hiç susmadan destek verelim.
Maç bitsin o zaman ne yapacaksak yapalım
Var mısınız?
Bizim ki bir garip aşk hikayesi…
Bunu tüm Dünya’ya tekrar gösterelim…
Beşiktaş’ın Beşiktaş’tan başka dostu olmaz…
Altuğ AKTAŞ
2.09.2009
28.05.2009
Beşiktaş Şampiyon oluyor... Ya taraftar???
Yazılacak o kadar çok şey var ki anlatamam… Ama yazamıyorum…
Ne zaman açsam bilgisayarımı ve yazı yazmak için oturup başlasam bir iki satır vuruş yapmaya maalesef kapatıp, yazılarımı kaydetmiyorum…
Hevesim mi kırıldı acaba… Bilmiyorum… Çünkü düşünemiyorum…
Hayatım Spor, Futbol oldu… Her an başka şeyler düşünüyorum, kafamda tilkiler dolaştırıyorum… Neler yapılmalı neler olmalı ki bizim ülkemizin futbolu da gelişmeli diye…
Ama her hafta maçlara giderken gördüklerimle yıkılıyorum… Yanlış yoldasın diyorum kendi kendime…
Acaba ben mi yanlış yoldayım yoksa onlar mı?
Stat, takım ayırmam… Fırsat bulduğumda nerdeysem oraya yakın bir yerde Futbol müsabakası var ise gider izlerim… İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un maçı da olabilir bu, yada Kasımpaşaspor’un… Belki de Maltepespor’un…
Her statta, her tribünde belli başlı sorunlar var ama ana konumuz Beşiktaş ise işte sanırım o sorunları yazacağım sırada hevesim kırılıyor…
Fenerbahçe maçı öncesi bilet fiyatlarının pahalılığından yakınmıştım… Maça giderken ise 1 metrede bir yan yana duran KORSAN ÜRÜN SATAN ve ALANLARIN fotoğraflarını çekmiş onları yazacaktım. Ama dedim ya hevesim kaçtı…
UEFA Kupası Finaline gittim… Fenerbahçeli stadın önünde bir Galatasaraylıya saldırıyordu… Maç esnasında sırf Galatasaraylı diye bir genci dövdüler, kanlar içinde kaldı… İnkar eden var ise bunlarında resimleri var…
Hani 1903 cemiyetinde ki sevgili ağabeylerimin düzenlediği “Spor ve Şiddet” başlıklı bir panel vardı ya… hani Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Anadolu Hisarı kampüsünde düzenlenen panel… Hani orada bir Fenerbahçeli öğrenci Çarşı’nın yaptığı şiddeti soruyordu ya… Acaba şimdi UEFA Finalinde sırf Galatasaray formalı diye kanlar içinde kalan kişi için ne diyordu?
İşte bunlar benim hevesim kaçırmaya çalışıyordu… Hep bir şeyler karalıyor ama siliyordum…
Son olarak Beşiktaş’ımız Şampiyonluk yolunda çok önemli bir maça çıkacaktı… Rakip Galatasaray… Fenerbahçe maçında ki bilet fiyatlarını öpüp başımıza koymak gerekiyordu bunu fark etmiştim… Ama neden bu fiyatların bu kadar pahalı olduğunu daha sonra mantığım bana anlattı. Tribünler tıklım tıklım dolu… Ama her nedense dışarıda hala karaborsa bilet satılıyor… Ama o biletler sahte diye düşünenler mutlaka olacaktır… Peki 1 gecede mi bitti bu biletler? Biletix internet sitesinde maçtan 1 gün önce hala satıyordu bu biletleri…
Aslında arada yazmak istemediğim bir şeyi yazmadım…
Şuan siz bu satırları okurken, sizinle yüz yüze konuşuyormuş havası verecek şekilde yazıyorum. Çünkü sizlerin okurken bana verebileceğiniz cevapları tahmin edip devam ediyorum satırlarıma… Sanki sohbet eder gibi…
İşte o yazmadığım konu neydi biliyor musunuz?
Biletler 90 ila 700 lira arasında gişede, binlerle ifade edilen yüksek tutarlarda da kara borsada satılıyordu.
O gün erken gittim stadın çevresine biraz etrafı izlemek, belki yıkılacak olan stadımızın etrafında son kez 1-2 tur yürüyüş yapmak, beleş tepenin oralardan bir iki fotoğrafını çekmek istemiştim. Aynı zamanda kalabalık olmadan stadımızın altında ki “Kartal Yuvası”ndan LİSANSLI ürünlerimizden bir atkı daha alıp katkı sağlamak istedim.
Bir anda bir kalabalık gördüm… Aman Allah’ım bu saatte bilet kuyruğumu bu dedim… Yaklaştıkça ayaklarım geri geri gitmeye başladı… Gördüklerim içimi sızlatmaya başladı…
Ben yüzlerce, siz binlerce olduğunu söyleyin… Büyük bir kalabalık taraftar topluluğu Kapalı Üst Tribün DEFG blok 14-15 numaralı kapısının önünde birikmişti… Hep bir şeyler duyardım ve yok canım derdim… Aslında inanmak istemezdim… Acaba şimdi gözlerimle mi görüyordum… Evet Evet sizde tahmin ettiniz dimi…
Saat: 13:00 suları ve maça tam 7 saat var… Daha Emniyet yeni geliyor…
Kapı açıldı… Bir anda izdiham… İzdiham nedeniyle kapı tekrar kapandı… Üzerlerinde Beşiktaş’a ait bir tane done bile olmayan bir çok şahıs sıranın önündeydi… Bağırıyorlardı…
“Sıra oluşturun arkadaşlar yoksa hiçbiriniz giremezsiniz”.
Nasıl yani… Evet… Maalesef bütün düşüncelerim ve duyduklarım doğru çıkmıştı, gözümle tanık oluyordum…
Saat 13:00 suları ve yüzlerce kişi biletsiz, bir çoğunun üzerinde Beşiktaş’a ait hiçbir ürün yok ve stada giriyorlardı… Yanımda duran bir kişi arkadaşına seslendi ve arkadaşlarını topladı…
Takip ettim nereye gidiyorlar diye… İzdihamdan sıkılmışlar ve başka kaynakları zorluyorlardı… İtfaiye kapısına gittiler bu sefer oradan girmeye başladılar…
Pankart asmak için mi acaba? Hadi canım sizde….
Ben tekrar ilk kapıya geldiğimde o sırada Emniyet’te gelmiş ve otobüslerden inip görev alacakları yere doğru, Eski Açık tribüne doğru yukarıdan aşağı yürüyorlardı… Onlarda hiçbir müdahale de bulunmadı… Yürüyüp gittiler…
İşte hevesim kırılıyor…
Bizler kombinemiz olmasına rağmen bilet fiyatlarından şikayet ederken, bizler her an her saniye lisanslı ürün alırken, bizler üzerinde oturacak durumu olmayan koltuklardan şikayet ederken, bizler sifonu çalışmayan, sabunu olmayan, duvarlarında 2007’den kalma sprey yazıları olan tuvaletlerden şikayet ederken, onlar güne erken başlayıp stada giriyorlardı…
İşte hevesim kırılmaya başlamıştı bile… Çünkü her fırsatta takımına sahip çıkmaya çalışan, kombinesini, lisanslı ürünlerini alan ben mi aptaldım? Yoksa üzerlerinde bırakalım lisanslı ürünü korsan ürün olarak bile hiçbir Beşiktaş ürünü olmayan ve bu şekilde içeri girenler mi gerçek Beşiktaşlı???
Acaba Beşiktaşlılık sadece tribünü doldurmak ve bağırmak mı?
Peki herkese nasip olur mu Beşiktaşlılık?
Baksanıza, herkese nasip oluyor…
Cebinde parası yok üzerine Beşiktaş ürünü alamıyor. Cebinde parası yok maça bilet alamıyor, kaçak giriyor. Bu tarz savunmalar çok olacaktır ama doğrumudur?
Benim hevesim kırıldı… Daha çok yazacak şeyim var, resimlerim var ama yazamıyorum…
Hani Sevgili Fatih Altaylı diyor ya “Ne zaman adam olacağız?”
Cevap veriyorum… “İnsan olduğumuz zaman”…
Beşiktaş’ım sen Şampiyonluğa yürüyorsun… yürüme KOŞ…
Arkandayız her zaman…
Kimimiz sadece sevgimiz ile, kimimiz cebimizde ki para ile sana destek olarak arkandayız…
Son 90 dakika…
Sen Şampiyon ol…
Şampiyon olda bu arkadaşlar senin başarını sahiplensin…
Altuğ AKTAŞ
27.05.2009
8.05.2009
2009 UEFA Kupası Finalinin adı belli oldu
Hafta sonu NTV ekranı
| ||||||||||||||
| ||||||||||||||
7.05.2009
31. hafta maçlar aynı gün aynı saatte... Peki Haftaya???
Türkiye Futbol Federasyonu, ligde herhangi bir şike söylentilerine yer vermemek için hem düşme hattını ilgilendiren hem de Şampiyonluğu ilgilendiren bütün maçları aynı saatte başlatma kararı aldı.
31. Hafta oynanacak olan Kayserispor Gaziantepspor arasında oynanacak maç dışında bütün maçlar aynı gün ve aynı saatte başlıyor.
Buraya kadar herşey çok doğal ve normal.
Maçlar oynanacak ve bitecek.
ve sonra 32. hafta maçları gelecek....
Federasyon hafta içinde maçların saatlerini ve günlerini duyuracak. Her sene olduğu gibi bu senede Şampiyonluk yolunda ki takımlar aynı saat ve günde oynamaya devam edecekler.
Bakalım 32. Hafta fikstüründe hangi takım nerede kimle oynuyor:
32. haftada Beşiktaş, Ankaragücü’ne, Sivasspor ise Hacettepe’ye konuk olacak. Hem Hacettepe hem de Ankaragücü’nün maçlarını suni çimle kaplı olan 19 Mayıs stadında oynuyor.
Bitmedi,
15-17 Mayıs tarihleri arasında Bank Asya 1. Lig'de play-off maçlarının Ankara Yenikent ASAŞ Stadı'nda oynanacak olması da aslında Futbol Federasyonu'nunu karar almakta epey zorlayacak gibi gözüküyor.
Sanırım önümüzde iki seçenek yer alacak;
İlk seçenek Bank Asya 1. Lig play-off maçlarını hafta içine kaydıracak.
Diğer seçenek de Beşiktaş ve Sivasspor'un maçlarının cumartesi ve pazara bölünmesi, yani farklı günlerde, aynı statta oynatılması...
13 Mayıs Çarşamba İzmir'de Fortis Türkiye Kupası Finali olduğu için muhtemelen Beşiktaş'ın lig maçı pazar olacaktır. Bu durumda da Sivasspor Cumartesi oynayacak gibi gözüküyor.
Acaba o zaman Şaibe olmayacak mı?
Stat değişikliği de yapılabilir ama o zaman da ev sahibi takımlardan birinin avantajı elinden alınmış ve deplasman takımına verilmiş olacak. Sonuç olarak suni çime oynamakta alışık olan takım ev sahibi takımlar...
Ben Futbol Federasyonu görevlilerinin yerinde olmayı hiç istemezdim. Çünkü ne karar alırlarsa alsınlar diğer taraf eleştirecektir...
Altuğ AKTAŞ
http://www.globalspor.com/haber/haberdetay.asp?ID=12386
Avrupa Ligine kaç takımımız gidecek?
| UEFA Kupası yerine seneye başlayacak olan Avrupa Ligine gidecek takımlarımız yavaş yavaş belirlenecek ama Fortis Türkiye Kupasında Final oynayan Fenerbahçe kesin gidecek mi yoksa lig statüsüne mi bakılacak? | |
UEFA'nın bu konuda kesin maddeleri var yani Türkiye Futbol Federasyonu'nun bu konu hakkında bir yaptırımı olamaz.
Beşiktaş, ligi ilk iki sırada tamamlarsa Fenerbahçe kesin olarak Avrupa Ligi'ne katılacak ama eğer Türkiye Kupasını kazanırsa bir tane ön eleme oynayacak. Eğer kupayı kazanamazsa o zaman Avrupa Ligi'nin ilk turundan itibaren mücadele edecek.
Beşiktaş eğer kupayı kazanır ve ligi ilk iki sırada tamamlayamaz ise o zaman Beşiktaş Kupa Galibi olarak Avrupa Ligi'ne gidecek bu durumda ligden de 2 takım Avrupa Ligi'ne katılacak.
Ama Beşiktaş hem kupayı kazanamaz hem de ligi ilk ikide bitiremez ise o zaman Fenerbahçe Kupa galibi olarak Avrupa Ligine gidecek bunun dışında ligden 2 takım Avrupa ligine gidecek.
http://www.globalspor.com/haber/haberdetay.asp?ID=12380
Lig TV 31. Hafta tam 6 maçı CANLI yayınlayacak

| Ligde son viraja girmek üzereyken hem ligin dibi hemde zirvesi kaynıyor. Bunun üzerine Lig TV de canlı yayın sayısını arttırdı. | |
Son dakika gelişmesi olarak yapılan açıklamada Turkcell Süper Lig de 31. hafta oynanacak tam 6 maç canlı yayınlanacağı duyuruldu.
Bunun yanı sıra maçların başlama saatinden 2 saat önce maç önü programı başlayacak ve stüdyoda Teknik Direktörler ile birlikte 8 stattan canlı yayın yapılacak.
İşte Canlı yayınlanacak maçlar:
GENÇLERBİRLİĞİ - HACETTEPE
SİVASSPOR - BÜYÜKŞEHİR BLD
ANKARASPOR - BEŞİKTAŞ
FENERBAHÇE - DENİZLİSPOR
GALATASARAY - ANKARAGÜCÜ
KOCAELİSPOR - TRABZONSPOR
Ayrıca 8 maçta Lig Radyo ve Alem FM'den canlı yayınlanacak.
http://www.globalspor.com/haber/haberdetay.asp?ID=12374









