
Bu ikili ile olmuyor
Fenerbahçe derbisi öncesinde Ankara deplasmanında 2 gol atan Beşiktaş 1 puan aldı
Altuğ AKTAŞ
22 Eylül 2015
http://www.fotospor.com/yazi-bu-ikili-ile-olmuyor-195696
Spor, Futbol değil Futbol, spordur.





| Ligde son viraja girmek üzereyken hem ligin dibi hemde zirvesi kaynıyor. Bunun üzerine Lig TV de canlı yayın sayısını arttırdı. | |
Ateşi olmayan Cehennem
Skor sonrası yazı yazmak yerine spor sonrası yazı yazmayı tercih eden biri olarak; Türkiye A Milli takımımızın, özellikle İspanya ile oynadığı 2 maç ile ilgili dikkat çekmek istediğim bazı noktalar var.
Semih oyundan alınır mıydı, Gökdeniz ve Fatih Tekke nerede, Emre’ye bu kadar katlanılır mıydı, Nihat neden 11’de başladı, Batuhan mı kurtaracak bu takımı gibi bir çok şeyi maçtan sonra yazmak çok kolay ama biraz daha dikkatimizi başka yönlere çekmeliyiz;
-Sponsored by Cehennem…
Hep dedik ki; Ali Sami Yen CEHENNEMİ…
Allah düşmanımıza böyle cehennem göstermesin!
Sponsorlar ile neredeyse tribünlerin yarısını dolduran futbol severlerimiz açıkçası neredeyse tamamen tiyatro izler gibiydi. İspanya’da oynanan maç sonrasında Kadıköy, İnönü, Sami Yen gibi atmosferlere cehennem demeyelim, burası gerçek cehennem dendi ama sorarım bu sözleri eden büyüklerime; 90 dakika çalan kornalar olmasaydı acaba İspanya’nın neresi cehennem olurdu?
Dönelim bizim cehennemimize… İspanya’nın milli marşını ıslıklamak dışında ne yaptı? Tabi unutmamak lazım birde saygı duruşunda çıt çıkmadı.
Kendi Milli takımımızın taraftarını oluşturmamız lazım. Bir Hollanda gibi her yer turuncu, bir Avustralya gibi her yer sarı, bir İtalya gibi her yer lacivert olduğu gibi bizimde tribünlerimiz tamamen kırmızı olmalı.
Acaba kaç taraftarımızın evinde Milli takım forması var? Bizim Milli takımımızın formalarının satışı bile yakın zamana kadar her yerde yapılmıyordu…
Böyle bir taraftar olgusu varken nasıl bir cehennemden söz edilebilirdi ki?
Efes Pilsen özellikle son 1 senedir bazı maçlardan önce stada gelen taraftarlara forma dağıtarak bu olguyu oturtmaya çalışıyor ama sanırım anlayana…
Halbuki 18 takımında tribün liderleri ile bir araya gelip bir toplantı yapılsa. Bu toplantıyı ister federasyon aracılığıyla ister kendi kendilerine organize olacak şekilde gerçekleştirseler. Bütün bu taraftar topluluklarının belli bir tecrübesi, yeteneği ve belli bir ekibi var. Hepsi 100 kişilik ekip çıkarsa en az 1000-1500 kişilik bir ekip toplanmış olur. Zaten İstanbul’da ki 3 büyüklerin toplulukları biraz daha kalabalık gelir ve bu sayı 5.000’e çok rahat çekilir. Bir tribünü yönlendirmek ve tabiri caizse gaza getirmek için 5.000 rakamı bence çok ama çok fazladır hatta 1.500 kişi bile yeterli bir sayıdır.
Bunların kendi içlerinde koordinasyonları ile gerçekten bir Türkiye cehennemi oluşturulsa fena mı olur? Bizde içeriye korna sokmak yerine yüreğimizle, ciğerimizle sahayı rakibe dar etsek, ıslıklarımızla hakem düşen oyuncumuza kalk kalk diyecekken dönüp rakibe sarı akrt gösterebilse fena mı olur?
Dedim ya; sponsored by cehennem… biz böyle devam edersek cehennem sadece bizim tribünlerin sponsoru olur…
-Sabri ortalasa, Batuhan indirse, Nuri vursa ne olacaktı?
Herkesin ağzında, Arda çıkar mıydı, Nihat neden ilk 11 başladı, Semih niye çıktı, Emre’nin ne işi var, Batuhan mı kurtaracak bu takımı, Batuhan ne yaptı ki milli takımda, 87de mi Nuri girip kurtaracak gibi ve benzeri yorumlar yapıldı.
Peki ben sorarım sizlere;
Semih, bu takımın formasını giymeden önce bu kadar başarılı olacağını bilebiliyor muyduk? Arda, Manisaspor’a kiralandıktan sonra bu kadar büyük bir çıkış yakalayacağını biliyor muyduk? Nihat, Beşiktaş’ta sağ açık oynatılırken İspanya da forvet oynayacak diye düşünüyor muyduk? Bunların hepsinin cevabı basit; HAYIR…
O zaman bu Batuhan’ın bu Milli takımda oynamayacağını nereden biliyoruz?
Keşke Sabri sağdan ortalasaydı, Batuhan kafasıyla Nuri’nin önüne indirseydi ve Nuri’de çok düzgün bir vuruş ile kaleciyi bir köşeye topu bir köşeye yollasaydı bu eleştiriler yapılacak mıydı?
Yaklaşık 10 ay önce kırmızı herhangi bir şeyi üzerimize giyip göğsümüzü gere gere sokağa çıkmamızı sağlayan bu Nihat, Emre, Semih hatta ve hatta Volkan değil midir?
Batuhan, oyuna girdi diye o kadar eleştirildi ama hiç dikkat edildi mi kaç tane top indirdi, rakibi rahatsız etti. Bir pozisyonda defansı çaktırmadan kalecinin üzerine doğru itti ve ikisi de yere düştü topta boşta kaldı. O pozisyon gol olsa Batuhan’ı hangi şekilde eleştirecektik?
Batuhan’ı her platformda eleştiren ve hatta belki açıklanmaması gereken özellerini açıklayan biri olarak futbolunu asla eleştirmem, her zaman arkasında dururum çünkü bu çocuk geleceğimiz olacaktır… Bu takımda da forma giyerek bunu başaracaktır. Rooney 17-18 yaşında forma giyiyorsa bizimde o yaşta oynatacak yeteneğimiz olmalıdır…
-Penaltı hangi köşeye atıldı?
Deli İbrahim topu eliyle kestikten sonra hakem penaltı noktasını gösterdi. Peki biz bu penaltıyı izleyebildik mi? Bu kadar rezalet bir maç yayını sanırım 1980 li yıllarda (!) izlemiştim…
Daha penaltının bile hangi köşeye ve nasıl atıldığını göremedik. Zaten penaltı köşeye değil, kalenin tam ortasına atılmıştı ama bunu uzun süre göremedik.
Maç içinde istatistik yayınlıyorlar. Çok güzel ve bizi bilgilendirici ama neden neredeyse ekranın 1/4ü kadar ve neden o kadar uzun süre ekranda kalıyor.
Artık neredeyse Avrupa’nın bütün liglerini canlı izleyebiliyoruz ve bir istatistiğin nasıl yayınlanacağını teknik ekip olarak öğrenemiyoruz.
Reklam konusuna ise hiç girmemek lazım… Reklam içinde maç izlediğimiz bir yayın oldu. Bu kriz döneminde bu kadar reklam almaları yayıncı kuruluş için gerçekten çok iyi ve belki bu kadar reklam almaları da çok iyi bir başarı ama yayın açısından baktığımızda çok büyük başarısızlıktır. Halbuki X kanallar gibi reklamı girdiklerinde görüntüyü küçültseler çok daha verimli olurdu.
A Milli Futbol Takımımız Afrika’ya gidecektir. Buna bütün Futbolseverler olarak inanmamız lazım. Eleştirmek yerine yapıcı olmamız lazım. İşte o zaman Afrika’ya gideriz…
Altuğ AKTAŞ
http://www.globalspor.com/haber/haberdetay.asp?ID=8776
Sevgili Global Spor okurları,
Bu haftaya damga vuran olaylara baktığımızda açıkçası gözümüze bir kaç not çarpıyor ve ilk yazımı da buna göre yazacağım.
Öncelikle Trabzonspor’un aldığı yenilgiyi konuşmak gerekirse belki de bir çok Türk futbolunu takip eden kişiye göre sürpriz değildi.
Çünkü bir zamanlar birlikte çalışan Mesut Bakkal ve Ersun Yanal’ın farklı takımlarda karşı karşıya gelmeleri genelde Ersun Hoca’nın yenilgisiyle sonuçlandı.
Bu haftanın bir başka dikkat çeken sonucu ise Fenerbahçe’nin mağlubiyetiydi.
Aslında bu sonuç beni şaşırtmadı. Nedeni ne geldiğimizde çok basitti,
Türkiye’nin ilk suni çim’i neredeydi? Fenerbahçe Dereağzı tesislerinde.
Fenerbahçe, bu tesislerde ne kadar idman yaptı? Benim bildiğim kadarıyla hiç…
Fenerbahçe dışında kalan diğer 3 büyük takım Ankara’da maç yapacağı zaman 1 gün daha erkenden gidip o sahada idman yapıyor ve zemine alışmaya çalışıyor. Yada Ersun Yanal’ın yaptığı gibi bütün hafta halı sahada idman yapıyorlar ama Fenerbahçe, bir başka deplasmana gider gibi standart yolculuğunu ve idmanını yaparak hazırlanıyor ve yolculuk ediyor.
Asıl can alıcı soru ise, Fenerbahçe bunları yaparken acaba hiç suni çimde oynadığı lig maçını kazandı mı? Benim hatırladığım kadarıyla hayır…
Fenerbahçe, bir önce ki hafta 7-0 gibi şok bir galibiyet almıştı, herkes ayaklanmış ve süper Fenerbahçe demeye başlamıştı. Ama asıl nokta unutuluyordu; Fenerbahçe, İlhan Cavcav’ın takımı olan Hacettepe’ye fark atmıştı. Bir sonra ki maçı ise yine İlhan Cavcav’ın olan ve 7-0 yenilen takımın abisi diye nitelendirebileceğimiz Gençlerbirliği idi.
Bunları alt alta topladığımızda yenilgi aslında hiçte şaşılmaması gereken noktaydı.
Herkesi şaşırtan asıl sonuç Galatasaray’ın rakiplerinin puan kaybından sonra kendi sahasında 5 gol ile bozguna uğramasıydı. Baktığımızda bu maça Taner’in damga vurduğunu görebiliyoruz. Şimdi bütün spor programları Taner’in gol vuruşunu ve muhteşem özelliklerini tartışacak. 2008-2009 sezonunda toplam 15 gol atan Taner, aslında bu gollerin 5’ini Galatasaray’a, 1’er golünü de Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’a attı. Peki attığı bu 15 gol’ün kaçı ne kadar değerliydi?
Galatasaray’a 4-1 yenildikleri maçta 1 gol, Fenerbahçe’ye 3-2 yenildikleri maçta 1 gol, Ankaragücü’ne penaltıdan atarak maçı 1-1’e taşıdı, Beşiktaş’a 5-2 yenildikleri maçın ilk golü, Konyaspor’u 3-0 yendikleri maçın son golünü 90. dakikada, Trabzonspor’a 2-1 yenildikleri maçta 1 gol, Gaziantepspor karşısında 5-1 yenilirken dakika 80’de attığı 1 gol, Hacettepe’yi 4-0 yendikleri maçta skor 1-0 ken attığı 2 gol, tabi son olarak Galatasaray’ı 5-2 yendikleri maçta attığı 4 gol.
Galatasaray maçını saymaz isek Taner Gülleri’nin attığı gollerin hangisi takımına puan getirmiştir acaba? Bence bir Ankaragücü maçını sayabiliriz. 10. dakikada yedikleri gole hemen 13. dakikada penaltı atışı ile beraberliği yakaladı ama bu golünde penaltı olduğunu düşünürsek belki de anlam olarak önemli olan sadece Hacettepe maçında ki golleri diyebiliriz. Hem sıralamada rakibi olan takım ile oynadıkları maç 1-0 devam ederken 2 tane gol atarak maçı kopartıyor hem de rakibinden puan çalarken hem de takımına puan kazandırıyordu.
Taner Gülleri, çok iyi vuruş tekniğine sahip ve yetenekli olması bir kenara, bugün ve ilerleyen günlerde bütün spor programlarında kendisini överken aslında rahat olduğu maçlarda gol attığını da unutmadan dile getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak Skibbe ve Bülent Korkmaz’a değinmek gerekirse bence Galatasaray yönetimi Skibbe’den önce Adnan Sezgin’i göndermeliydi diye düşünüyorum. Florya da bütün huzursuzluğu çıkartanın Adnan Sezgin olduğu her olaydan sonra dile getiriliyor. O zaman birde onun yetkilerinin daraltılması yada gönderilmesi denenmelidir. Sonuçta Galatasaray camiasının içini tam olarak bilmeyen biri olarak fazla yorum yapmak benim haddim tabi ki olamaz ama uzaktan görünen budur.
Skibbe’nin gönderilmesi geç kalınmıştır. Tek bir şey söylemek gerekirse takım ile şuana kadar yaklaşık 30 maça çıktığını düşünürsek ben toplasak 5 defa üzerinde sarı-kırmızı renkler olan bir kıyafet görmüşümdür. Evet belki biraz küçük ve belki saçma bir ayrıntı olabilir ama taraftar gözlüğü ile bakıldığında biraz mide bulandırıcı bir olaya dönüşebiliyor. Aynen bir hoca yada oyuncu geldiğinde boynuna takımın renklerinde bir atkının geçirilmesi gibi bir mantık ile düşünülebilir.
Bülent Korkmaz ise kulüpten küs ayrılmıştı. Jübile bile yapmamıştı. Bunun üzerine bir çok açıklamasında kırgın olduğunu ve sinirli olduğunu dile getirmiş ama her fırsatta da bir şekilde sarı kırmızılı kulüpte görev alacağını dile getiriyordu. Yeni ve genç bir hoca için bence eleştirmek yerine destek olunmalıdır. Türk futbol’u bu hamleleri hak ediyor. Belki Kalli ile çalışıyor olması yetkileri açısından kafamızda soru işaretleri oluşturabilir ama yönetim ve taraftar biraz sabırlı olursa bence Bülent hoca’ya biraz şans verilerek başarılı olabileceğini düşünüyorum. Geçmişte çalıştırdığı kulüplerde genelde başarısız olmuş denecek kadar kötü bir performans sergilemiş olsa bile o takımların bütçeleri ile Galatasaray’ın bütçe ve kadrosu tartışılmamalıdır. Tabi bide özellikle Galatasaraylılık ruhunu aşılayabilecek hırslı ve artık takım için sembol olmuş bir isim olması kesinlikle avantajıdır.
İyisi kötüsüyle bir haftayı daha bitirdik.
Şimdi gözler Fenerbahçe-Sivasspor maçında olacak. Sivasspor, galip gelir ise haftaya belki de Aragones’in gönderilmesi ile ilgili yazı yazıyor olabiliriz.
Saygılarımla
Altuğ AKTAŞ
www.GlobalSpor.com dan alıntıdır.
Basın toplantısında yaptığı açıklamaları uzun uzadıya yazmayacağım sadece kendi görüşlerimi dile getireceğim.