Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.09.2015

Önemli olan hatice değil netice!



Önemli olan hatice değil netice!

28 Eylül 2015 13:00

Bir süredir derbi kazanamayan Beşiktaş, Fenerbahçe’yi 3-2 yendi.

Geçen hafta orta sahada oynayan Sosa’nın bir adım daha ileriye atılması konuşulurken, kötü oynayan Quaresma ve Olcay çok eleştiriliyordu. Sonuç olarak Fenerbahçe karşısında Quaresma kulübede, Sosa ise forvet arkasına geçmişti. Oğuzhan’ın sakatlıktan çıkıp takıma dönmesi de ayrı bir avantaj oldu.
Haftalardır yazıyorduk. Quaresma bu şekilde oynamaya, daha doğrusu oynamamaya devam ederse Şenol Güneş’in yanında oturacaktır diye ve nitekim Fenerbahçe maçında da bu oldu. Geçmişine baktığımızda genelde derbi maçlarda ya cezalı olduğu için oynamamış ya da laubaliliği yüzünden puan kaybedilmişti. Demek ki bu tarz maçlarda ve bu disiplin ile oynadığı sürece Quaresma sadece hamle oyuncusu olacaktır.
Bu karşılaşmada ben yine Atiba’yı çok beğendim. Fakat Tosic, Gençlerbirliği maçındaki hatalarının bir maça ait olmadığını bu karşılaşmada da gösterdi. Acaba gerçekten bizlere verebileceği, gösterebileceği yeteneği bu mu? Yoksa kendi içinde bazı sorunlar mı yaşıyor? Özel hayatı olabilir, takım uyumu olabilir, İstanbul’a uyum olabilir bir problemi mi var?
Maç esnasında bakıyorsunuz bir anda kopmuş gitmiş. Top önünden geçiyor bizim Tosic ise adeta gökyüzü ne kadar güzel, yıldızlar, ay, uçaklar diye manzaraya bakıyor… Belki de Olimpiyattan eve nasıl döneceğini de düşünüyor olabilir…
ŞENOL GÜNEŞ’in OLDUĞU YERDE BU OLMAZ
Karşılaşma 2-2 devam ederken taraftarlar bir ağızdan “Quaresma… Quaresma…” diye bağırmaya başladı. Eğer kulübenin en önünde Şenol Güneş oturuyorsa, sen istediğin kadar bağır, hangi oyuncuya bağırırsan bağır, o oyuncu oyuna girmez… Şenol Güneş gibi bir insan asla ama asla taraftar istedi diye bir oyuncuyu oyuna almaz. Zaten almamalıdır da…
Öncelikle bu tarz bir tezahürat kesinlikle Şenol Güneş’e yapılmış bir ayıptır. Umarım tekrarı olmaz.
HAKEMİ DE YENMEYİ BİLECEKSİN
Maç bittiğinde tabelada 3-2 yazıyordu.
Bazı yöneticiler, taraftarlar, maçın skorunu hakemin belirlediğini söylüyor ve hatta seslerini yükselterek konuşuyorlardı.
Fakat insana sormazlar mı “arkadaş sen yıllardır benzer şekilde kazanırken iyiydi de şimdi ne oldu?”
Beşiktaş, taraftarıyla, futbolcusuyla, yöneticisiyle kısaca bütün camiasıyla yıllardır tek bir şeyi çok iyi öğrendi; “Yenebiliyorsan Hakemi de Yeneceksin ve önemli olan Hatice değil NETİCE…”
Uzun lafın kısası maç bittiğinde tabelada 3-2 yazıyordu…
Bayram trafiği, tatil vs demeden tribünleri dolduran herkesi tebrik ediyorum…

Altuğ AKTAŞ
28.09.2015
http://www.fotospor.com/yazi-onemli-olan-hatice-degil-netice-196178

Bu ikili ile olmuyor

Bu ikili ile olmuyor

22 Eylül 2015 12:32


Fenerbahçe derbisi öncesinde Ankara deplasmanında 2 gol atan Beşiktaş 1 puan aldı

Uzun süredir Gökhan Töre'yi ağır bir şekilde eleştiriyor ve bu şekilde oynarsa faydadan çok zararı olur diyordum. Quaresma'nın transferi sonrasında da benzer şeyleri dile getirmiştim ama daha büyük tehlikeyi Gençlerbirliği maçında görmüş olduk.
Bir dönem Sergen – Tümer aynı anda oynarmı tartışması vardı. Şimdi ise bence Quaresma ve Gökhan Töre aynı anda oynayamaz. Aslında oynar ama 60. dakikadan sonra oynarlar.
İlk 45 dakikaya baktığımızda varlık gösteremeyen bir Quaresma, topu kaptırdığında bile yerden kalkmayan Gökhan Töre vardı. Gerçi ilk 45 dakikayı konuşurken Gomez, Olcay, Tosic'i de konuşamız gerekir. Tamamen rakibini çok ciddiye almayan bir Beşiktaş sahadaydı.
İkinci 45 dakikada ise Cenk'in performansı üst düzeydi. Buna en çok sevinen herhalde Fatih Terim olmuştur. Burak Yılmaz'ın sakatlığı sonrasında milli takıma 1. santrafor olarak bu sefer Cenk'i çağıracaktır düşüncesindeyim.
Quaresma'nın oyundan çıkması ile Gökhan Töre daha faydalı olmaya başladı. Gerçi ara ara fabrika ayarlarına dönüp topu kendi içinden geçirmeye, topukla pas vermeye falan çalıştı ama goldeki akıllığını da taktir etmek gerekir. Bir çok santrafor o pozisyonda ofsayta kalırdı.
Şenol Güneş'in yapması gereken çok net bir şekilde ortaya çıktı. Quaresma ve Gökhan Töre yanyana oynayabilmesi için Sosa'yı arkaya atmak faydadan çok zarar getirdi ve yarın bu kadroya Oğuzhan da gelecek. O zaman Quaresma, bu performans ile kenarda kurtarıcı konumunda bekleyecek ya da beklemelidir. Bu performans onun 11'de çıkması için yeterli değil.
Atiba'yı ayrı değerlendirmek lazım. Mersin karşılaşması ile aynı dizilişle başlayan Beşiktaş, aynı istek ve baskıyla başlamadı ama Atiba sahanın her yerindeydi. Hem ileride hem de geride mücadele etti. Çok istekliydi. Necip, Veli ve Tolgay'ın oynamadığı mevkiisinde kendisi takımına çok fazla katkı sağlamaya çalıştı. 80. dakikalarda 3 kişiyi üst üste çalımladı ve hala mücadele etmeye devam ediyordu. Yeteneği daha doğrusu yaratıcılığı tartışılır ama istekli ve hırslı oynaması sonucu taktiri haketti.
TARAFTAR YİNE ŞAHANE
Ankara deplasmanı Beşiktaş için her zaman kendi evinde oynaması anlamına geliyor. Özellikle tribünde 7.000 taraftar olsa bile yaptıkları etki 10.000 taraftardan fazlaydı. Tamamen kendi evinde oynadığını hissettiren ve hakeme, rakibine baskı kuran bir tribün vardı. Koltukları dolduran bütün taraftarları tebrik ediyorum.
Haftaya Fenerbahçe ve sonrasında Avrupa Ligi maçları Olimpiyat Stadında oynanacak. Bu 3 günlük süreç çok önemli bir hal aldı. Bakalım bu puan kaybını Beşiktaş nasıl telafi edecek.
Tüm islam aleminin Kurban Bayramını kutlarım.

Altuğ AKTAŞ
22 Eylül 2015
http://www.fotospor.com/yazi-bu-ikili-ile-olmuyor-195696

DEPLASMAN EV OLDU

Deplasman ev oldu

29 Ağustos 2015 12:32










Mersin deplasmanını sorunsuz geçen Beşiktaş, Antep deplasmanından da 3 puanı aldı.


Son 3 sezona baktığımızda deplasmandan aldığı puanlar ile kendine avantaj yakalayan Beşiktaş, bu sezonda benzer bir görüntü sergileyeceğini gösterdi. Geçtiğimiz sezon rakiplerine karşı deplasmanda 12 galibiyet alan Beşiktaş, şuana kadar çok dişli rakipler ile karşılaşmadı. Gaziantepspor’un bu sezon sonunda oluşacak sıralamada çok yukarılarda olmasını beklemiyorum. Bu kadro ve oyun yapısı ile bu çok zor gözüküyor. Aynı sözler aslında ilk hafta oynadıkları Mersin İY. için de geçerli gözüküyor. Milli maç arası mutlaka takımın toparlanmasına biraz daha yardımcı olacaktır. Hazır olmayan oyuncular takımın içerisine girecek ve tabi sakatlar da dönecek.
TAKIM OLABİLMEK
Bu 3 puan çok önemliydi. Özellikle zorlu Trabzonspor karşılaşmasında alınan mağlubiyet sonrasında 3 puan ile dönüş yapmak ve verilecek olan araya 2 galibiyet ile girmek hem takımın özgüveni açısından hem de bir bütün olabilme adına çok önemliydi. Atılan goller sonrası yaşanan coşku bu takımın artık iyisi ve kötüsüyle, sahada olanı ve olmayanı ile bir takım olduklarını gösteriyor, anlatıyordu. Oğuzhan’ın muhteşem golünden sonra yaşanan sevinç esnasından her oyuncunun gözünde sadece “biz bir takımız” ifadesi vardı.
İNANMIŞLIK ve HIRS BAŞARI GETİRECEK
Cenk Tosun’un penaltı atışında topu eline aldığında inanarak arkadaşlarına dönüp “ben atacağım” demesi ve aynı anda diğer oyuncuların da penaltıyı atmak istemesi tabii ki olumlu sahnelerdi. Çünkü dakikalar 84’ü gösteriyor ve skor sadece 0-1’di. Eğer penaltı kaçar ve sonrasında yenebilecek bir gol maçın kaderini değiştirebilirdi. İşte bu kritik dakikalarda o sorumluluğu almayı her oyuncu istemez ama bizim gördüğümüz sahnede ise bir çok oyuncu penaltıyı kullanmak istiyordu.
Beşiktaş’ta geride kalan üç hafta da, hem takım olabilmeyi başaran bir ekip hem de kendine inanan hırslı bir oyuncu topluluğu gördük. Şenol Güneş ve talebeleri bunu devam ettirebilirse bu takım kısa sürede çok işler yapabilir.
AVRUPA MESAİSİ BAŞLIYOR
Şimdi milli maç arasından sonra önce Başakşehir ile evinde (!) sonrasında da Skenderbeu deplasmanı Beşiktaş adına çok önemli iki maç olacak. Hatta yeni teknik direktörü ile rakip olacak olan Gençlerbirliği deplasmanı da bu iki maçın arkasına eklenirse, milli maç arası ilaç gibi geldi diyebiliriz. Mutlaka eksiklerin tamamlanıp, sakatların bu süreçte takıma katılması gerekiyor.
Son olarak, başta yıllardır kura şanssızlığı yaşayan Beşiktaş olmak üzere çok iyi kura çekmiş olan temsilcilerimiz Galatasaray ve Fenerbahçe’ye Avrupa mücadelelerinde başarılar dilerim. Unutmamak lazım ki alınan her puan hepimiz için çok önemli olacak...

25.08.2015

Daha yolun başı

Daha yolun başı

25 Ağustos 2015 11:36




Beşiktaş, ligin ikinci haftasında ilk puan kaybını yaşadı.



İlk hafta 5 gollü ve ışıltılı oyunu ile herkesin gözünü boyayan Beşiktaş, Trabzonspor karşısında puan kaybı yaşadı. Mersin karşılaşmasından sonra oyunun güzelliklerinden öteye geçerek bazı sıkıntılı yerlere parmak basmaya çalışmıştık. Bu sıkıntıların ilerleyen haftalarda daha fazla büyümemesi için şimdiden önlem almak gerekiyordu.
PROTESTO MU? DESTEK Mİ?
Bazen taraftarı anlamak gerçekten zor oluyor. Çok kötü bir şekilde görülen iki saçma sarı kart ile takımını 10 kişi bırakan Quaresma, sahadan çıkarken alkışlanıyor ve boş kaleye topu gönderse maçın kopmasını sağlayacakken daha sonrasında kendi kalesinin önünde rakibine kafa ile asist yaparak mağlubiyet golünün yenmesine sebep olan Gökhan Töre, maçtan sonra tribünlere çağırılıp bir de üçlü çektiriliyor.
Öncelikle Quaresma’ya baktığımızda ilk sarı kart inanılmaz bir laubalilikten ve vurdum duymazlıktan görülen bir kart ve ikinci kart ise daha 3 saniye önce hakem düdüğünü göstermesine rağmen, konsantrasyon eksikliği sonucu yapılan hareket sonrası takım arkadaşlarına ihanetten başka bir şey değildir. Özellikle ilk yarıya baktığımızda, sürekli arkadaşlarına bağıran, tepki gösteren hatta eline aldığı topu yumruklayıp dışarıya atarak tepkiler gösteren bir Quaresma sahadaydı.
Gökhan Töre ise ilginçtir ki hala rakiplerinin dışında bir de kendini çalımlamaya devam ediyor. Korkarım ki ilerleyen haftalarda takım arkadaşlarını da çalımlamaya çalışacaktır. Boş kaleye atılamayan gole baktığımızda, top gelirken yere yatsa bile o meşin yuvarlak kendisine çarpar ve kaleye giderdi.
Peki; bu topa vuramaması sağ ayağının kötü olması mı?
Ben buna katılmıyorum.
Bir futbolcunun herhangi bir ayağının tekniği ne kadar kötü olursa olsun en azından ayak içi ile pas atmayı bilir ve bunu idmanlarda az çok çalışır. Üstelik futbola yeni başlamayan, yurt dışında alt yapı gören bir futbolcudan bahsediyoruz. O zaman bu kaçan golün tek açıklaması vardır. Artistlik, laubalilik ve ciddiyetsizlik…
Olimpiyat stadına gece 21:45’de gelebilmek her taraftarın göze alabileceği bir şey değildir. Çilesi, zaman kaybı vs bir çok etken vardır. Bunları göze alan taraftar oradan bireysel hatalar ile boynu bükük ayrılırken, hem taraftarın kendisine hem de arkadaşlarına karşı saygısızlık yaparak kırmızı kart gören oyuncuyu çıkarken alkışlamak acaba protesto mudur yoksa destek mi? Ayrıca boş kaleye gol atamayıp, rakibe asist yapan ve maç boyu fazla aktif olmayan Gökhan Töre’ye üçlü çektirmek protesto mudur yoksa destek mi? Ben bunları çözemedim…
Şenol Güneş, takıma zarar veren oyuncu her kim olursa olsun gözünün yaşına bakmadan yanına oturtan bir teknik direktördür. Quaresma’nın bu hafta cezalı olacak olması tabiî ki Gökhan Töre için bir şanstır ama önümüzdeki haftalarda aynı oyun tarzı ile devam ederse geçen hafta dediğim gibi kulübe yolu çok uzak değildir. Kenarda bekleyen oyuncuların Sosa ve Kerim olduğunu unutmamak lazım.
Daha yolun başındayız ama sıkıntıların erkenden giderilmesi gerektiğini hepimizin fark etmesi gerekmektedir.
Maçı izlemeyip skor tabelasına baktığımızda 1-2’yi görünce çok daha farklı bir oyunu hayal ediyoruz ama gerçeklerde rakip takımın santraforu N’Doye, Erkan, Özer gibi oyuncuların hiçbir pozisyonu yokken, rakibe verilen tek pozisyonun ilk goldeki Yusuf’un pozisyonu olduğunu düşündüğümüzde maçın çok daha farklı bir şekilde bitmesi gerektiğini anlayabiliyoruz.
Daha yolun başındayız… Bunun yağmuru var, karı var, kışı var… Bu tribünler bir daha bu kadar dolup, destek vermeyebilir. Derhal toparlanmak gerekmektedir. Özellikle Gökhan Töre’nin yaşadığı problemleri kendi içinde çözmesi gerekmektedir.
Daha yolun başındayız, her şey çözülür, her problem giderilir. Yeter ki isteyelim…

Altuğ AKTAŞ
25.08.2015
http://www.fotospor.com/yazi-daha-yolun-basi-192935

17.08.2015

1000 DEFA TEBRİKLER!

1000 defa tebrikler!

17 Ağustos 2015 11:36








Mersin deplasmanında 5 gollü galibiyet alan Beşiktaş, lig tarihinde 1.000. galibiyetini aldı.




Beşiktaş, daha maçın 10. saniyesinde Cenk ile pozisyona girerek aslında oyunun nasıl olacağını bizlere anlatmaya başlamıştı.
3. dakikada Oğuzhan sahneye çıktı ve çektiği şut korner olmuştu. Korner ise Atiba’nın kafa vuruşu sonrası direkte sonlandı.
Dakikalar 5’i gösterirken yayın sol köşesinden kaleyi yoklayan Cenk, tribünlere “gözünüzü açık tutun” mesajını yollamıştı.
Daha 9. dakikaya geldiğimizde Atiba’nın yüksek mücadelesi sonrasında topu Oğuzhan’a kazandırması ve akıl dolu bir pas ile topun Cenk’le buluşması sadece saniyeler içerisinde olmuş ve Cenk’te önce savunmayı önünden kaydırıp sonrada topu yumuşak bir şekilde kaleye yollayarak artık skoru değiştirmişti.
Buraya kadar anlatılanların tamamı bir kurgudan ibaret değildir. Tamamen dün Beşiktaş’ın ilk 9 dakika içerisinde yaptıklarıdır. Geride bıraktığımız sezon maç başına 5 isabetli şut çeken Beşiktaş, bu sezonun ilk karşılaşmasında daha 9. dakikada 5 şut çekti ve 1’i gol oldu. Özellikle kendi sahasında oynayacağı futbol ile hem seyir zevki yüksek hem de tabelada birden fazla rakamın yazılacağı bir oyun oynayacağının ışığını gösterdi.
ŞENOL GÜNEŞ FARKINI GÖSTERDİ
Kadroya baktığımızda Atiba’nın tek ön libero olması ve hazırlık döneminin yıldızı Oğuzhan ile Cenk’in 11’de olması aslında bir çok şeyi gösterdi. Öncelikle rakibe göre kadro ve taktik kurgusunu sahaya yansıtacağını görüyoruz. Necip ve Atiba ikilisi yerine bu maçta Atiba tek başına yeter ve onun önüne sürekli yer değiştiren Olcay, Gökhan Töre ve Quaresma’yı yerleştirip bir de son 1 aydır çok iyi performans gösteren Oğuzhan’ın sahada olması, aslında Şenol Güneş’in kafasındaki taktiği anlatır gibi oldu.
Önümüzdeki hafta Trabzonspor karşısında benzer bir kadroyla veya taktik ile çıkmayabilir. O maç çift ön liberoya dönebilir. Eleştirilmemelidir.
TÖRE KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR
Futbol bir takım oyunu ve o takım 11 kişilik bir takımdır. Taraftar şovu sever, şov yapanı el üstünde tutar. Fakat Gökhan Töre bunu biraz abartıyor veya yanlış anlıyor. Maç sonunda tabelada yazan skoru düşünmeyin ve maç içerisinde Gökhan Töre’nin, top ayağına gelmediği sürece koşmadığı, pozisyon almadığı, rakibini kovalamadığı ve topu kaptırdığında bile oyuna küsmesini görmeye bakın. Hatta yanında rakip olmadığı zamanlarda bu sefer kendi kendini çalımlamaya çalıştığını da unutmayalım.
Yenilen ilk golde Rhodolfo rakibini ofsayta düşürmek için hamle yaptı ve pozisyonu bozdu fakat 1-2 saniye daha öncesine bakalım; taç çizgisinin orada Gökhan Töre topu kafayla indirmeye çalıştı ve rakibine çarpan top için tekrar müdahale etmek yerine elini kaldırıp hakeme itiraz etti. Halbuki sadece 1 metre önünde duran topa hamle yapsa, rakibini bozsa Rhodolfo’nun rakibini nasıl kaçırdığını konuşmayacaktık. İlk yarıda ceza sahası içerisinde ayağına pas atılmadı diye küsüp, arkadaşına el kol hareketi yaparken aslında top 2 metre ötesinden boş bir şekilde geçiyordu.
Orta saha’da Olcay, Oğuzhan, Quaresma, Gökhan Töre, Sosa hatta Kerim ile 6 yetenekli oyuncuya sahip olan Şenol Güneş, bu davranışları devam ederse Gökhan Töre’yi bence ara ara kulübeye çekmelidir. Çift ön libero ve tek forvet ile kurulacak bir kadro düşündüğümüzde sadece bu 6 oyuncunun 3’ü ilk 11 oynayacak…
Sonuç olarak baktığımızda Şenol Güneş ile çehresi değişen bir Beşiktaş görüyoruz. Daha çok kaleyi düşünen ama bunu paslar ile en garanti noktaya ulaşmaya çalışan bir oyun sahaya yansıyor. Bakalım bunu kaç hafta veya kaç rakibe karşı yapabilecekler. Tek ön libero çıkılması, rakibe göre kadro ve taktik anlayışını izleyeceğimizi gösterdi.
Bunların hepsini bir yana bırakırsak, bitmiş olan sezonu 7. sırada tamamlayan ve 90. yılını kutlayan bir rakibe karşı ağır hava şartları altında 5 gol ile alınan 1.000. resmi galibiyetten dolayı bütün kafileyi tek tek tebrik etmek gereklidir…

23.06.2015

Başkanım sen çok yaşa...


BAŞKANIM SEN ÇOK YAŞA...

Futbolumuzun yeni başkanını 25 Haziran günü hep birlikte seçmiş olacağız.


23 Haziran 2015 tarihli yazı: http://www.fotospor.com/yazi-baskanim-sen-cok-yasa-186360

Bu seçimde bizi şaşırtan aslında ortaya çıkan başkan adayları mı?
Yoksa onların yapacaklarını iddia ettikleri vaadler mi?
Ya da şaşırtıcı bir şekilde arkalarına aldıkları destek mi?

Destekler benim aklımı karıştırmaya başladı. Çünkü ilk günden bugüne kadar sürekli TFF’yi, kurullarını ve başkanı yerden yere vuran, istifaya çağıran yöneticiler, kulüpler şimdi aynı yönetimin arkasında olduklarını açıkladılar.
Özellikle Trabzonspor’un Yıldırım Demirören’in arkasında olup, desteklediklerini açıklamış olması, yıllardır iddia ettikleri ve talep ettikleri şampiyonluk kupasından vazgeçtikleri anlamına gelmiyor mu?
Tabi bir de İbrahim Usta’nın da yönetim listesinde olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Yeni sezon öncesi flaş transferler daha doğrusu pahalı transferler yapan ve yapmayı hedefleyen Fenerbahçe cephesinde de bir sıkıntı var. Transferlere perde arkasından sponsor olunduğu söyleniyor. Bu isim aynı zamanda Yıldırım Demirören’in yeni yönetimdeki listesinde yer alıyor. Peki Yıldırım Demirören seçilirse, TFF yönetimindeki bir ismin, bir kulübün transferlerinde sponsor olması ne kadar doğru olur?

Beşiktaş’ın destek veriyor olması zaten tam bir fiyaskodur.
Fikret Orman ve yönetimi Beşiktaş’ta göreve geldiği gün ve sonrasında hep eski yönetime hesap soracakları, yapılan hatalar veya yanlışlıklar ile ilgili üzerine gideceklerini söylüyorlardı. Üstelik hararetli atışmalar ve söylemlerde olmuştu.
Peki şimdi o bahsedilen eski Beşiktaş yönetiminin başkanı olan Yıldırım Demirören’in tekrar TFF başkanı olması için nasıl destek veriyor? Acaba TFF seçimini Demirören kaybederse tekrar Beşiktaş yönetimine aday olur diye mi? Bu düşünce neden doğru olmasın ki…

Galatasaray cephesinde ise olay biraz daha farklı gözüküyor. Sonuç olarak Duygun Yarsuvat’ın desteklenmesi doğru bir hamledir. Kulislerden gelen haberlere göre Duygun Yarsuvat’ın, Ulusoy ile birleşebileceği söyleniyor. Bu durumda Galatasaray’ın desteği o cepheye kayabilir.

Sonuç olarak Türk futbolu yine bir başkanını seçiyor.
Başkan ve yeni yönetimin seçilmesinin akabinde, yine kulüp yöneticileri ve başkanları maalesef kendi hoşlarına gitmeyen sonuçlarla karşılaştıklarında TFF’yi istifaya davet edecek ama bir sonraki seçimde yine aynı kişileri destekleyeceklerdir.
Aslında olay çok basit...
BAŞKANIM SEN ÇOK YAŞA!...
Başka söze gerek mi var?
Türk futbolu adına her şeyin daha iyi olması dileklerimle…



29.04.2015

ŞİMDİ SIRA SENDE... GÖSTER GÜCÜNÜ...


ŞİMDİ SIRA SENDE... GÖSTER GÜCÜNÜ...

21.04.2015 tarihli yazı: http://www.fotospor.com/yazi-simdi-sira-sende-goster-gucunu--180476

Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış. Neymiş, "üç puanlı sistemde herşey olurmuş".



Neymiş, "lig uzun maratonmuş".
Arkadaşım, göz açtık, kapadık her şey bitti. Hangimiz dün gibi hatırlamıyoruz birinci haftayı? Simdi kaldı yedi hafta…
"Haydi kalk ayağa, yürü güneşe"
Göçebe gibi oynadığın o uzun maratonda artik son kulvardasın. Karabük, Gaziantep, Konya ve son maçın Gençlerbirliği. Arada Trabzon ve Galatasaray deplasmanları…

"Sen iste, uçurumlardan atlarız Sen iste, aşkına destan yazarız Sen iste, seninle her şeye varız" Demedin mi?
İste şimdi sıra sende...

Passolig hikayende tutmaz. Çünkü yeterli kombine satıldı. Havalarda güzelleşti, bahar geldi, gönüller kıpırdar oldu. "Tek Aşkın" seni bekler oldu… Uzun lafın kısası; artık senin bahanen kalmadı.

Senin mabedin; bayrağının dalgalandığı yerdir,

Senin evin; icinin ısındığı yerdir.
Sen inandın, sen 27 hafta önce inandın, sen yıllardır inandın, sen doğduğunda inanıyordun... Sen, "neredeysen ordayız biz, ne dağlar engel ne de deniz" demedin mi, Sen, "birlikte yürümenin şerefliliğiyle övünmedin mi?" İste sen, "övünmekte çok haklısın..." İster dördüncü ol, ister birinci ol…

Sen, "sevinmek için sevmedin" Unutma; Simdi sıra sende... Giy formanı, tak atkını, çık sokağa, yürü güneşe... "Bir gün değil, her gün..."

Altuğ AKTAŞ
http://www.fotospor.com/yazi-simdi-s...gucunu--180476

25.03.2015

EZELİ REKABET, EBEDİ DOSTLUK MU?

EZELİ REKABET, 

EBEDİ DOSTLUK MU?


24 Mart 2015 12:23 

http://www.fotospor.com/yazi-ezeli-rekabet-ebedi-dostluk-mu-177955

Bir tarafta 112 yıllık Beşiktaş JK, diğer tarafta 108 yıllık Fenerbahçe SK.


Ülkemizin en eski iki kulübünün ezeli rekabeti ve tabiî ki 20. yüzyıl başında başlayan ebedi dostlukları, bugüne kadar olduğu gibi 338. defa olmak üzere bu hafta da yaşandı.
Gerçi 45 dakika üzerinden Soma için oynanan karşılaşmayı daha rekabetin içinde tutarsak o zaman 339 müsabaka oynandı diyebiliriz.
28 Kasım 1924 tarihinde başlayan rekabette 338 karşılaşmanın 128’ini Fenerbahçe kazanırken, Beşiktaş 122 karşılaşmadan galip ayrıldı.
2000’li yıllarında başında başlayan ve üst üste gelen Fenerbahçe galibiyetleri ezeli rekabette farkın açılmasını sağladı. Beşiktaş’ın elinde Kadıköy’de oynanan maçlardaki üstünlüğü moral kaynağıydı fakat son maç ile beraber eşitlik sağlandı. Beşiktaş, Kadıköy’de oynanan 51. maçın sonunda 17 olan mağlubiyet sayısını 18’e çıkardı. (18 Beşiktaş-18 Fenerbahçe-15 Beraberlik)
İyi kötü bütün maçlar oynandı ve bitti.
Hafızalara kazınan bir çok karşılaşma oldu; Pancu’nun kalede oynadığı 3-4 Beşiktaş galibiyeti, Sergen’in 90. dakikada frikikten atığı gol ile 0-1 Beşiktaş’ın kazandığı karşılaşma,  90+1’de Kleberson ile beraberliği yakalayan Beşiktaş’a 90+3’de Tuncay’ın cevap vermesi ile 1-2 Fenerbahçe galibiyeti, 2013 yılında 90+3’de Olcay’ın attığı gol ile 3-2 Beşiktaş galibiyeti, ezeli rekabeti 1924’de başlatan 4-0’lık Fenerbahçe galibiyeti, Uche’nin 90’da attığı gol ile 1-2 Fenerbahçe galibiyeti ve daha unutamadığımız ama satırlara sığmayan karşılaşmalar oldu ve aslında bu ezeli rekabeti ve ebedi dostluğu güzel yapan zaten bu yaşananlar olmadı mı? Bu maratonun başından sonuna kadar hep bir takım kazanıyor olsaydı, bunun adı ezeli rekabet ya da ebedi dostluk olabilir miydi?
Bir tarafın kazandığı, diğer tarafın kaybettiği, yer yer ufak tartışmaların yaşandığı tarihteki maçlardan sonra bir de 22 Mart 2015 Pazar akşamı oynanan mücadeleye baktığımız zaman kendimize bir soruyu sormamız gerekiyor;
“Ezeli Rekabet mi? Ebedi Dostluk mu?”
Bu karşılaşma da dostluktan, rekabetten öte başka şeyler vardı.
Öncelikle hem milli takımda hem de kulübünde kaptanlık yapmış bir oyuncu defalarca İstanbul aksanı ile küfür etmesine rağmen ne hakem ne de başka bir kurum tarafından cezalandırılmıyordu.
İstanbul aksanı diye ayırt etmemin nedeni, bu futbolcunun doğum yerinin İstanbul olmasıdır.
Çünkü aynı küfürleri edip, geçmişte kırmızı kart gören Köln doğumlu Gökhan Töre’nin ise muhtemelen tek suçu Alman aksanı ile küfür etmiş olmasıydı.
Rakip takım teknik direktörünün üzerine, neredeyse orta yuvarlağın oradan koşarak el kol hareketleri ve İstanbul aksanlı İngilizce küfürler ile yürümesi yetmiyormuş gibi başka bir karede Türkçe bir şekilde, kutsal varlık saydığımız Annelere edilen küfürler de açık açık görülüyordu. Tabii bunları tv’den veya tribünden izlediğiniz zaman görebiliyordunuz. Ne yan hakem, ne de 4. hakem bunu görmez iken orta hakem zaten hiçbir şeyi görmüyordu. Tıpkı, Bodrum sahillerinde, kızgın kumlardan, serin sulara atlarmış gibi üzerindeki formayı çıkartıp saha dışına koşarak çıkan futbolcuyu izledikten sonra görmediğini açıkladığı gibi bunu da görmemiş olabilirdi. Hatta maç boyu yapılan el kol hareketlerini konuşmaya gerek yok.
Gerçi İstanbul aksanlı İngilizce konuşan bu oyuncu ilk maç sonunda koridorlarda da teknik direktörün üzerine yürüyüp küfür etmemiş miydi?
Ama kamuoyunun kabul ettiği gibi saha dışında iyi adam…
Nedense Veli Kavlak, el kol hareketleri yapmamasına, bağırmamasına rağmen bir anda sarı kart görüp cezalı duruma düştü. Küfür mü etti? O zaman neden sarı kart? Abartılı itiraz mı etti? Biz göremedik hocam…
Gerçi ne hikmetse bu olanları görmeyen/gören maçın düdüğü 22 Eylül 2013’ten bugüne hiçbir Beşiktaş maçına atanmamıştı. Hani şu hükmen Beşiktaş’ın kaybettiği Galatasaray karşılaşmasından bugüne hiçbir Beşiktaş maçına atanmamıştı…
Ee peki şimdi kime sormak lazım, kimden cevap beklemek lazım?
“Nerede ezeli rekabet, Nerede ebedi dostluk?”
Yoksa mühim olan “İstanbul aksanıyla İngilizce küfür edebilmek mi?”
Kazanan takımı tebrik etmek erdemliktir ama dilimize hakim olabilmek sanki daha büyük erdemliktir…
Futbolcular, yöneticiler gider ama taraftar ile kulüpler, ebedi dostları ile her daim yaşamaya devam eder…

Altuğ AKTAŞ
http://www.fotospor.com/yazi-ezeli-rekabet-ebedi-dostluk-mu-177955

6.10.2009

Benim ki bir garip aşk hikayesi…

Benim ki bir garip aşk hikayesi…
Kayahan usta gibi devam etmeyeceğim… Çünkü artık onunda anlamı kaçtı be arkadaşım…

Geçen sezon Galatasaray maçı sonrasıydı son yazım…
O yazım sonrası bir çok tepki ve destek aldım ama kırılmıştım bir kere… Çok yazdım sonrasında ama her defasında sildim yazdıklarımı…
Kafamda o kadar çok şey vardı ki yazacak ama yazamadım, yazamıyorum…
Geçen sezon okuyan dostlar hatırlar. “Utanıyorum” dedim birkaç kez… “İnönü Yıkılıyor” dedim…
Sezon başladı ve hiçbir şey değişmemişti…
Yazmak istedim yazamadım küsmüştüm bir kere…

Ta ki 3 Ekim akşamına kadar…

Ben maça geldiğimde oturacak koltuk bulamıyorsam, ben maçta az bağırıyorum diye bana laf söyleniyorsa, ben tuvalete adam gibi sıraya girdiğimde sıramı beklerken bir anda sağdan soldan beni iterek bir başkası en öne geçiyorsa, ben tuvaletimi yapmaya girdiğimde içeride pislik, yıkık dökük kapılar, örümcek ağları, duvarda 2-3 senelik spreyle yazılar görüyorsam, ben tribünün büfesinden her maç yemeğimi alıp içeceğimi alırken devre arası kahvemi alırken sonra biri elimde ki parayı çekip alıyorsa, ben her sene en az 1 forma ve 1 atkı alıyorsam, ben her sene 1 kombine alıyorsam, ben her maça bir şekilde geliyorsam, ben kapalı ve numaralı adı altında ki tribünde kışın otururken ıslanıyorsam, ben ne olduğu bilinmez bir şekilde bir kavganın ortasında kalıyor ve o sırada cüzdanımı çaldırıyor üstüne de 1-2 yumruk yiyorsam vs.vs.vs.
Bunların hepsini Beşiktaş için yapıyorum...
Beşiktaş'a olan sevgimden yapıyorum...

Ne Demirörenci olduğum için, ne önceden Bilgili safında olduğum için ne de Sebacı olduğum için...
Ben Beşiktaşlıyım...
Bu isimlerde Beşiktaşlı...
Tek ortak noktamız budur...
Hep bu olmalıdır...

Bir çok laf duyuyorum, "Yok kulüpten SSKlı bu insanlar, kulüpte çalışıyor gözüküyorlar" deniyor. Doğru yada yanlış...
Bundan 2-3 sene önce Numaralı Tribünde satılmış çarşı diye bağıranlar çıktığında numaralıyı basanlar kulüpten para alıyor dendi...
Her duyduğumda acaba doğru mu dedim?

Ben kombinemi alıp lisanslı ürünümü üzerime geçirdiğimde maça gidip birde orada bedavadan içeriye girenleri görünce acaba ben mi yanlış yoldayım diyorum.

O sırada silkelenip yok kardeşim sen doğru yoldasın diyorum.

Çünkü ben karşılıksız seviyorum....(!)
Evet karşılıksız...

Ama ben ben karşılığımı aldım...
Utandım...

Maç çıkışı bir arkadaşıma rastladım...
Bu kadar dar bakışlı insanlarla beraberiz dedi ki … aslında düşündüğümde çok doğruydu…
Maçın 5. dakikası “Yönetim İstifa” diye bağıran bir taraftar maçın 20. dakikasında “Saldır Beşiktaş’ım” diyor. Ama dakikalar 30’u gösterdiğinde “Demirören Yeter” 40. dakikada ise çekirdek çıtlıyor…

Bumuydu acaba taraftarlık?

Ben 3 Ekim cumartesi günü utandım…
Beşiktaş’lı olduğumdan değil
Yada Demirören’i ıslıkladığımdan veya Demirören’i desteklediğimden değil…
90 dakika orada kavga eden ve ortalığı karıştıran insanlarla aynı ortamda bulunduğum için utandım…

Ben Beşiktaş’lıyım… Ne Demirören ne Bilgili ne Seba ne Aksu ne de bir başkası… kimse benim Beşiktaş’ımdan büyük değildir…
Kimse benden iyi Beşiktaşlı değildir ama bende kimseden daha iyi Beşiktaşlı değilimdir…

Derler ya “Para ile İman’ın kimde olduğu belli değildir” diye… Bizimkide öyle bir şey…

Bu taraftar Türkiye’de bir ilki yapmış ve maça sırtını dönüp maçı izlemiş, takımı ve yönetimi protesto etmiştir. Bu taraftar belli dakika koridorda durmuş daha sonra tekrar tribüne çıkıp takımı protesto etmişti. Bu taraftar belli dakika ses çıkarmamış sadece alkışlamış ve sonrasında takımı desteklemiş ama protestosunu yapmıştır…
Bu taraftar 3 Ekim günü kavgada etmiştir…
Kimin ne için ettiğini bilmediği bir şey için kavga etmiştir…

Dedim ya bizimki “bir garip aşk hikayesi”…
Severken de garibiz söverken de…

Türkiye’de yoktur Beşiktaş taraftarından ötesi…

Alen’i gördüm cumartesi… çok üzüldüm… Çünkü yumruklar arasında kalmıştı…
Setten indi aşağıya ve yumruk yumruğa kavga etti. Maç mı? Bilmem ben kavgaları hayretle izliyordum…
Yeni açıktan numaralının birleştiği tellere tırmanıyordu taraftarlar…
Aman Tanrım tarihe geçecek bir olaya mı tanıklık ediyordum acaba?

Ama hepimiz Beşiktaşlıydık dimi?
Yumruğu suratında görende Beşiktaşlıydı karşısındakine yumruk atanda…

Dedim ya bizimki “bir garip aşk hikayesi”…

Haydi o zaman…
Aşkımızı cümle aleme gösterelim.
Var mısınız?
Ne X takım forması ne X takım atkısı… Anlayan anladı…
Hepimiz sadece Beşiktaş atkımızla Beşiktaş formamızla gidelim Kasımpaşa maçına…
Bırakın yönetim istifa etsin yada etmesin, bırakın Denizli istifa etsin etmesin…
Bırakın 3 kuruşluk futbolcuya 10 kuruş daha versinler… bırakın bunları arkadaşlar…

Bizler kardeşiz…
3 Ekim günü kardeş kardeşe vurmuştur

Gelin bu kara lekeyi Kasımpaşa maçında silelim ve tek vücut olduğumuzu bir aile olduğumuzu gösterelim.
90 dakika hiç susmadan destek verelim.
Maç bitsin o zaman ne yapacaksak yapalım

Var mısınız?
Bizim ki bir garip aşk hikayesi…
Bunu tüm Dünya’ya tekrar gösterelim…

Beşiktaş’ın Beşiktaş’tan başka dostu olmaz…

Altuğ AKTAŞ

28.05.2009

Beşiktaş Şampiyon oluyor... Ya taraftar???

Yazılacak o kadar çok şey var ki anlatamam… Ama yazamıyorum…
Ne zaman açsam bilgisayarımı ve yazı yazmak için oturup başlasam bir iki satır vuruş yapmaya maalesef kapatıp, yazılarımı kaydetmiyorum…

Hevesim mi kırıldı acaba… Bilmiyorum… Çünkü düşünemiyorum…

Hayatım Spor, Futbol oldu… Her an başka şeyler düşünüyorum, kafamda tilkiler dolaştırıyorum… Neler yapılmalı neler olmalı ki bizim ülkemizin futbolu da gelişmeli diye…

Ama her hafta maçlara giderken gördüklerimle yıkılıyorum… Yanlış yoldasın diyorum kendi kendime…

Acaba ben mi yanlış yoldayım yoksa onlar mı?

Stat, takım ayırmam… Fırsat bulduğumda nerdeysem oraya yakın bir yerde Futbol müsabakası var ise gider izlerim… İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un maçı da olabilir bu, yada Kasımpaşaspor’un… Belki de Maltepespor’un…

Her statta, her tribünde belli başlı sorunlar var ama ana konumuz Beşiktaş ise işte sanırım o sorunları yazacağım sırada hevesim kırılıyor…

Fenerbahçe maçı öncesi bilet fiyatlarının pahalılığından yakınmıştım… Maça giderken ise 1 metrede bir yan yana duran KORSAN ÜRÜN SATAN ve ALANLARIN fotoğraflarını çekmiş onları yazacaktım. Ama dedim ya hevesim kaçtı…

UEFA Kupası Finaline gittim… Fenerbahçeli stadın önünde bir Galatasaraylıya saldırıyordu… Maç esnasında sırf Galatasaraylı diye bir genci dövdüler, kanlar içinde kaldı… İnkar eden var ise bunlarında resimleri var…

Hani 1903 cemiyetinde ki sevgili ağabeylerimin düzenlediği “Spor ve Şiddet” başlıklı bir panel vardı ya… hani Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Anadolu Hisarı kampüsünde düzenlenen panel… Hani orada bir Fenerbahçeli öğrenci Çarşı’nın yaptığı şiddeti soruyordu ya… Acaba şimdi UEFA Finalinde sırf Galatasaray formalı diye kanlar içinde kalan kişi için ne diyordu?

İşte bunlar benim hevesim kaçırmaya çalışıyordu… Hep bir şeyler karalıyor ama siliyordum…

Son olarak Beşiktaş’ımız Şampiyonluk yolunda çok önemli bir maça çıkacaktı… Rakip Galatasaray… Fenerbahçe maçında ki bilet fiyatlarını öpüp başımıza koymak gerekiyordu bunu fark etmiştim… Ama neden bu fiyatların bu kadar pahalı olduğunu daha sonra mantığım bana anlattı. Tribünler tıklım tıklım dolu… Ama her nedense dışarıda hala karaborsa bilet satılıyor… Ama o biletler sahte diye düşünenler mutlaka olacaktır… Peki 1 gecede mi bitti bu biletler? Biletix internet sitesinde maçtan 1 gün önce hala satıyordu bu biletleri…

Aslında arada yazmak istemediğim bir şeyi yazmadım…

Şuan siz bu satırları okurken, sizinle yüz yüze konuşuyormuş havası verecek şekilde yazıyorum. Çünkü sizlerin okurken bana verebileceğiniz cevapları tahmin edip devam ediyorum satırlarıma… Sanki sohbet eder gibi…

İşte o yazmadığım konu neydi biliyor musunuz?

Biletler 90 ila 700 lira arasında gişede, binlerle ifade edilen yüksek tutarlarda da kara borsada satılıyordu.

O gün erken gittim stadın çevresine biraz etrafı izlemek, belki yıkılacak olan stadımızın etrafında son kez 1-2 tur yürüyüş yapmak, beleş tepenin oralardan bir iki fotoğrafını çekmek istemiştim. Aynı zamanda kalabalık olmadan stadımızın altında ki “Kartal Yuvası”ndan LİSANSLI ürünlerimizden bir atkı daha alıp katkı sağlamak istedim.

Bir anda bir kalabalık gördüm… Aman Allah’ım bu saatte bilet kuyruğumu bu dedim… Yaklaştıkça ayaklarım geri geri gitmeye başladı… Gördüklerim içimi sızlatmaya başladı…

Ben yüzlerce, siz binlerce olduğunu söyleyin… Büyük bir kalabalık taraftar topluluğu Kapalı Üst Tribün DEFG blok 14-15 numaralı kapısının önünde birikmişti… Hep bir şeyler duyardım ve yok canım derdim… Aslında inanmak istemezdim… Acaba şimdi gözlerimle mi görüyordum… Evet Evet sizde tahmin ettiniz dimi…

Saat: 13:00 suları ve maça tam 7 saat var… Daha Emniyet yeni geliyor…
Kapı açıldı… Bir anda izdiham… İzdiham nedeniyle kapı tekrar kapandı… Üzerlerinde Beşiktaş’a ait bir tane done bile olmayan bir çok şahıs sıranın önündeydi… Bağırıyorlardı…

“Sıra oluşturun arkadaşlar yoksa hiçbiriniz giremezsiniz”.
Nasıl yani… Evet… Maalesef bütün düşüncelerim ve duyduklarım doğru çıkmıştı, gözümle tanık oluyordum…

Saat 13:00 suları ve yüzlerce kişi biletsiz, bir çoğunun üzerinde Beşiktaş’a ait hiçbir ürün yok ve stada giriyorlardı… Yanımda duran bir kişi arkadaşına seslendi ve arkadaşlarını topladı…

Takip ettim nereye gidiyorlar diye… İzdihamdan sıkılmışlar ve başka kaynakları zorluyorlardı… İtfaiye kapısına gittiler bu sefer oradan girmeye başladılar…
Pankart asmak için mi acaba? Hadi canım sizde….

Ben tekrar ilk kapıya geldiğimde o sırada Emniyet’te gelmiş ve otobüslerden inip görev alacakları yere doğru, Eski Açık tribüne doğru yukarıdan aşağı yürüyorlardı… Onlarda hiçbir müdahale de bulunmadı… Yürüyüp gittiler…

İşte hevesim kırılıyor…

Bizler kombinemiz olmasına rağmen bilet fiyatlarından şikayet ederken, bizler her an her saniye lisanslı ürün alırken, bizler üzerinde oturacak durumu olmayan koltuklardan şikayet ederken, bizler sifonu çalışmayan, sabunu olmayan, duvarlarında 2007’den kalma sprey yazıları olan tuvaletlerden şikayet ederken, onlar güne erken başlayıp stada giriyorlardı…

İşte hevesim kırılmaya başlamıştı bile… Çünkü her fırsatta takımına sahip çıkmaya çalışan, kombinesini, lisanslı ürünlerini alan ben mi aptaldım? Yoksa üzerlerinde bırakalım lisanslı ürünü korsan ürün olarak bile hiçbir Beşiktaş ürünü olmayan ve bu şekilde içeri girenler mi gerçek Beşiktaşlı???

Acaba Beşiktaşlılık sadece tribünü doldurmak ve bağırmak mı?

Peki herkese nasip olur mu Beşiktaşlılık?

Baksanıza, herkese nasip oluyor…

Cebinde parası yok üzerine Beşiktaş ürünü alamıyor. Cebinde parası yok maça bilet alamıyor, kaçak giriyor. Bu tarz savunmalar çok olacaktır ama doğrumudur?

Benim hevesim kırıldı… Daha çok yazacak şeyim var, resimlerim var ama yazamıyorum…

Hani Sevgili Fatih Altaylı diyor ya “Ne zaman adam olacağız?”

Cevap veriyorum… “İnsan olduğumuz zaman”…

Beşiktaş’ım sen Şampiyonluğa yürüyorsun… yürüme KOŞ…

Arkandayız her zaman…

Kimimiz sadece sevgimiz ile, kimimiz cebimizde ki para ile sana destek olarak arkandayız…

Son 90 dakika…

Sen Şampiyon ol…

Şampiyon olda bu arkadaşlar senin başarını sahiplensin…

Altuğ AKTAŞ

16.04.2009

1989-2009 Baba Hakkı - Hakkı Yetenin ölümünün 20.yılı


Beşiktaş a yaptığı hizmetlere her zaman minnettar olduğu Baba Hakkı Yeten in anma töreni 16 Nisan Perşembe günü saat 11.00 de, Zincirlikuyu mezarlığındaki kabri başında yapılacaktır.







HAKKI YETEN (BABA HAKKI) KİMDİR?

Beşiktaş’ın sembolü Baba Hakkı, 1910 yılında Vodina’da doğdu. Henüz 1 yaşındayken ailesi İstanbul’a yerleşti. Babası Binbaşı Mahmut Nedim Bey, 1914’te Çanakkale’de şehit düştü.

5 kardeşiyle birlikte yaşam savaşı veren Hakkı Yeten askeri okula yazıldı. Bu dönemde Beşiktaş Muradiye semtinde futbola başladı. Maltepe, Halıcıoğlu ve Kuleli askeri takımlarında oynadı. Beşiktaş Futbol Şubesi’nin kurucusu Şeref Bey tarafından Siyah-Beyazlı renklere kazandırıldı. Bu arada askerlik mesleğini bırakarak avukat oldu.

17 yıl Beşiktaş forvetinde özellikle sağ iç olarak yer aldı. Otoriter ve teknik oyunculuğuyla kısa sürede kaptan oldu. Özellikle disipline verdiği önem nedeniyle kısa süre içinde “Baba” lakabını aldı. Saha dışında da tam bir beyefendi olan Hakkı Yeten, güçlü yapısıyla rakip oyuncularla ikili mücadelelerde kollarını açar ve karşı takım oyuncusu önüne geçemezdi.

1945’te futbolu bırakana kadar, 1 Türkiye Birinciliği, 2 Milli Küme, 1 Başbakanlık Kupası, 7 İstanbul Ligi, 1 İstanbul Şildi, 2 İstanbul Kupası şampiyonluğu yaşadı. 17 yıl formasını giydiği Beşiktaş’ta 439 maçta 382 gol kaydederek inanılması güç bir sayıya erişti. Derbilere de damgasını vuran Baba Hakkı, hem Galatasaray hem de Fenerbahçe’ye 30’ar gol atarak tarihe geçti.

İkinci Dünya Savaşı nedeniyle A Milli Takım çok az sayıda maç yaptığından Hakkı Yeten de yalnızca 3 kez ay-yıldızlı formayı giyebildi. 27 Eylül 1931’de Bulgaristan’a 5-1 yenildiğimiz maçta tek golümüzü Baba Hakkı atmıştı.

Futbolu bıraktıktan sonra Futbol Federasyonu’nda Asbaşkanlık yaptı. Beşiktaş’ta 3 dönem başkanlık yaptı. Daha sonra yönetimi kurulu tarafından şeref başkanı seçildi. Hakkı Yeten, 16 Nisan 1989 tarihinde yaşama veda etti.

http://www.globalspor.com/haber/haberdetay.asp?ID=10235

6.04.2009

Yakıyorlarsa Aşk'larından Beşiktaş'ı yaktılar



Cumartesi günü Şampiyonluk yolunda takımını desteklemek isteyen binlerce Beşiktaş taraftarı onlarca gün öncesinden birbirleriyle haberleşip, forumlarda organizasyon yaparak o güne hazırlandılar.
Öyle bir organizasyondu ki bu Cuma günü İstanbul'un bilindik meşale satıcılarının hiçbirinin elinde meşale kalmamıştı...

Saat 20:00 de oynanacak olan maç öncesinde saatler 17:30 u gösterdiğinde herkes mekanlardan sokağa taştı, kaldırımlar, tretuvarlar, hatta otobüs duraklarının tepeleri, ağaçlar her yer yavaş yavaş taraftar kaynıyordu.

Kalabalık bir grup taraftar Barbaros bulvarının girişine gitti takımı beklemeye ve oradan başladı taraftarlar yolun iki kenarına dizilmeye...



Yaşamak, görmek, sevmek gerekirdi bu duyguları olumlu yaşayabilmek için...



Binlerce taraftarın yaktıkları meşaleden takım otobüsü Barbaros bulvarında 1 saatten fazla kalmak zorunda kaldı.



Ve asıl önemlisi Beşiktaş'ı yaktılar...
Semt'i yaktılar




Takım Kazan'ı da geçip stada doğru ilerlemeye başladı, devamında bütün taraftarlar yola inmiş ve stada doğru takımın peşinden yürüyordu...Takım stada 19:25 de vardı...

İşte o anda olan oldu...
Takımın stada varmasıyla polis bir anda taraftarlara saldırmaya başladı.
Evet saldırmaya başladı...
Çünkü polis müdahele etmese o taraftarların hepsi stada girecekti...
Önce tazzikli su arkasından biber gazları...







Polis'in anlam verilemeyecek şekilde bir kaba kuvveti vardı...



Ama olsun...

Beşiktaş'lı yapacağını yaptı, takımını Dünya'da eşi benzeri olmayan bir show ile karşıladı... Her güzel şeyin acı yanıda olduğu bu showda da görüldü...

Ama Polisde farkındaydı yanlış yaptığının çünkü devre arasında yapılması planlanan Polis Haftası kutlamalarını hemen iptal etti çünkü taraftarın protestosu vardı...

BEŞİKTAŞ TARAFTARI BURSASPOR MAÇINDAN ÖNCEDE YÜRÜYECEK...

Ama bu sefer sadece omuz omuza yürüyecek...

16.03.2009

İNÖNÜ Yıkılıyor...-3-

10 Eylül 2008'di tarih ve bir yazı yazmıştım... İnönü yıkılıyor
O dönem gazetelerde okuduğum haber üzerine bu başlığı atmıştım. Yönetim, stadı yıkıp yerine yeni bir stat yapacaktı. İşte bunun üzerine bende İnönü yıkılıyor demiştim yazımın başlığına. (Okumayanlar lütfen TIKLASIN)
Bu yazı sonrasında bir çok olumlu ve olumsuz geri dönüşler almıştım.
Yazılar Serencebey Gazetesinde de yayınlandığı için bazı geri dönüşler gazete yönetimine de gitmekteydi. Benim için bunlardan en değerlisi Beşiktaş İnönü Stadı müdürü Sayın Turgut Akhan'ın yapmış olduğu geri dönüştü. Kendisine, yazıma verdiği önemden dolayı tekrar TEŞEKKÜR EDİYORUM...
Bu gelen tepkiler sonrasında bu sefer resimler ile yazımı güçlendirip aynı konuya 25 Kasım 2008'de İnönü yıkılıyor -2- adı altında tekrar değinmiştim. (Okumayanlar lütfen TIKLASIN)

Şimdi tarih 16 Mart 2009... İlk yazımın yayınlandığı günden bugüne neredeyse tam 6 ay geçmişti...
İlk koyduğum resimlerde örümcek ağları bulunmaktaydı. Şimdi ise o örümcek ağları artık çok daha büyük bir hal almış durumda...
Yerlerin kirliliğinden, hijyenden bahsetmiştik...
14 Mart 2009 da Beşiktaş-Gençlerbirliği maçında gerçekten çok daha kötü pozları çekmek zorunda kaldım.

Tuvaletlere girdiğimde, tuvalet kapılarının üzerinde anlamsız şekilde duran, hatta ve hatta gecekonduları andıran saçma bir görünüm ile karşıma çok kötü görüntüler çıkmaktaydı. Aslında bu görüntülere alışıktık fakat acaba bunları hakediyormuyuz diye sorgulamamız gerekmekte.

Pisuvarlara baktığımızda ise sportmenliğe aykırı 6-16-26 rakamlarına rastlıyoruz. Evet, espiri belki güzel fakat aylardır o duvarın üzerinde bulunan sprey boya'nın temizlenmemiş olması ne kadar doğruydu? Oraya yazı yazmak evet kesinlikle yanlış ama o yazıları oradan kaldırmamak da bir o kadar yanlış...

Koltuklara oturulmuyor, koltuklar pislik içinde diye yazılarımda dile getirdiğimde hep tepki alıyordum daha stadın bile önünden geçmemiş insanlardan... Bu koltuklarda değil oturmak, üzerine çıkıp ayakta durmak bile çok zor. Üstelik o koltukların kalitesi o kadar kötü ki, insan eliyle bile o koltuğu yomultabiliyor. O koltukları düzeltmemek hata olduğu gibi bu koltukları bu hale sokmak öncelikle kendine sonra kulübüne yapılmış yanlıştır ve haksızlıktır...

Lavobalarda sadece bir tane sabun olduğunu yazdığımda herkes şaşırmıştı. Evet, gördüğüm zaman bende şaşırmıştım. Tamam yerler pis, duvarlarda sprey boyalar ile yazılar var, tuvaletlerin fayansları kırılmış, duvarlarında örümcekler yuva kurmuş ve hiç hijyenik bir ortam değil ama bir çok insan'ın bir arada kullandığı bir tuvalette sadece 1 tane sabunluğun olması ve el kurulamak için bir ekipman'ın olmamasıda mı acaba taraftar'ın suçu?

Bu resimler ve yazdıklarım kesinlikle kulüp yetkililerini suçlamak için değil. Tabi ki yetkililerde suçlu ama MABEDİMİZ dediğimiz, EVİMİZ dediğimiz stadımızı bu hale soktuğumuz için biz taraftarlarda bir o kadar suçluyuz.

Açıkçası ilgi alanım ve işim gereği İstanbul ve çevresinde ki hatta Avrupa'da ki bir çok maçı statlardan takip ediyorum. İnanırmısınız; ben bu kadar pis bir tuvalet başka hiçbir statta görmedim... Tuvalet'in kapısına 10 metre uzaklıkta BÜFE diye tabir edebileceğimiz, açıkta sucuk, köfte ekmek hazırlayıp satan küçük standlar bulunmaktadır... Peki buradan yemek alırken acaba orada ki mikrop yuvasından gelebilecek tehlikenin farkında mıyız?

Kısaca o kadar çok kötü bir ortamda yaşıyoruz ki, bunu düzeltmek için çok köklü değişiklikler gerekli...

Beşiktaş, İnönü de oynadığı maçları EVİNDE oynamıyor... ÇÖPLÜĞÜNDE oynuyor... Görünen köy klavuz istemez... Aslında yazılacak daha çok şey var ama taraftarlarında yeter artık demesinden korktuğum için şimdilik bununla yetiniyorum...

Dedim ya İNÖNÜ YIKILIYOR...

Altuğ AKTAŞ

http://www.globalspor.com/haber/haberdetay.asp?ID=6789

9.03.2009

Koş babam koş...


Yaş kaç oldu hala koşuyoruz arkadaş olmaz ki ama...

23. Hafta bitti. Ligin bitimine kaldı 3 hafta...

23. Hafta bitti. Ligin bitimine kaldı 3 hafta... Gençlerbirliği, Sivasspor (D), Kayserispor



Evet, 23. hafta bitti ve kaldı 3 hafta...
Hemen ligin 34. hafta da biteceğini düşünüp, 3 değil 11 hafta kaldı tarzında düşünenler olmuştur. Fakat benim kastettiğim Sevgili Mustafa Denizli'nin yapmış olduğu açıklamadır.
11. Hafta Bursaspor ile deplasmanda alınan beraberlikten sonra Sayın Mustafa Denizli, herşeyin 26. hafta da belli olacağını dile getirmiş ve hatta daha iddialı devam ederek “Bu ligin altından daha çok sular akar. Kimse merak etmesin, 26. haftada zirvede yer alırız” ifadelerini kullanmıştı.
Geriye dönüp baktığımızda bu sözü 16 Kasım 2008 tarihinde yapmış olduğu bu açıklamadan sonra toplam 17 maç oynadı Beşiktaş.
Bu 17 maçın 3'ünü kaybedip, 2'sinde berabere kaldılar. Toplam 12 maçta galip geldiler.
Yenildikleri 3 maç, Fenerbahçe, Galatasaray ve Ankaraspor maçlarıydı. Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarında ki mağlubiyetlerin olası bir mağlubiyet aldığını düşündüğümüzde aslında geride kalan bu 17 maçlık periyot Beşiktaş için gerçekten başarılı geçti diyebiliriz.
Özellikle 2009 yılında oynanan toplam 12 maçta sadeece 2 beraberlik aldı Beşiktaş ve önce 6 maçlık bir galibiyet serisi yakaladıktan sonra Konya ve Trabzonspor'a üstüste berabere kalan takım şimdi de 4 maçlık bir galibiyet serisi yakaladı. Beşiktaş'ın son senelerine baktığımızda 2 maçtan öteye üst üste galibiyet alamayan takımın başarısız olduğunu söylemek biraz saçma olur herhalde.
Üstelik 26. hafta da herşeyin belli olacağını söyleyen bir hoca'nız varken üstüne üstelik de 23. hafta sonunda liderin sadece 1 puan gerisinde olan bir takımınız varken artık başarısız bir takım olduğunu söylemek bence takımı baltalamaktan daha ötesi olamaz.
Beşiktaş'ın fikstür avantajı var denirken aslında bence bir avantaj ortada yoktur.
Özellikle İBB ve Hacettepe maçları çok önemliydi. Bunları kazanarak büyük avantaj yakaladı. Şimdi Gençlerbirliği, Sivasspor (D), Kayserispor, Kocaelispor (D), Bursaspor, Ankaraspor (Fortis), Eskişehir (D), Fenerbahçe, Ankaraspor (D), Ankaragücü (D), Galatasaray, Denizlispor (D) maçları kaldı.
Kısmen kolay maçlar gibi dursa da aslında bakıldığında özellikle önümüzde ki 3 maç çok önemlidir.
Gençlerbirliği, bu maçı kaybederse düşme potasının havasını teneffüs etmeye başlayacak. Üstelik Antalyaspor ile İBB'nin birbirleriyle oynayacağı bir hafta da.
Şampiyonluk yarışında da Galatasaray, Trabzonspor birbirleriyle karşılaşacaklar. Bu nedenledir ki Gençlerbirliği maçı hem stres hem puan açısından çok önemlidir. Bu maçı kazandıktan sonra geriye 2 zorlu maç kalacak.
Sivasspor ve Kayserispor maçlarından en az 3 puan almak şarttır. 27. hafta da Galatasaray- Fenerbahçe eşleşmesinin olacağınıda düşündüğümüzde önümüzde bulunan 3 maçtan en az 6 puan ile ayrılırsak rakiplerimizin en azından 2'sini elemiş oluruz.
Gençlerbirliği maçı stresli, Sivasspor maçı zor geçecektir. Kayserispor ile oynanancak maç ise çok daha farklı olacaktır.
Aldığım istikbarata göre Kayserispor yönetimi Tolunay Kafkas ile yollarını kafalarında ayırmışlar fakat yerine daha iyi bir alternatif üretemedikleri için bunu deklare edemiyorlarmış. Zaten Tolunay hoca'nın Fenerbahçe maçında ki (bence) suratında ki isteksizlik, keyifsizlik de bunun göstergesiydi. Beşiktaş maçına kadar bunu açıklarlar ise o zaman işler karışabilir.
Kocaeli'nin çıkışı ise ortada. Bu zor 3 maçtan sonra kümede kalma savaşı verecek olan takımlar ile oynayacağız. Bu nedenle bu 3 maç çok zorlu.

İşte bu nedenle ligin bitimine 3 hafta kaldı.
Bu 3 maçtan 9 puan toplarsa Beşiktaş, işte o zaman kimse tutamaz...

Altuğ AKTAŞ

http://www.globalspor.com/haber/haberdetay.asp?ID=5787

Delgado

6.03.2009

Teknik Direktörmüyüz yoksa malzemeci mi anlamadım gitti kardeşim...


Teknik Direktörmüyüz yoksa malzemeci mi anlamadım gitti kardeşim...
Bu yaşta yapılcak iş mi bu... :)

Ne oluyor orada?

11.02.2009

Beşiktaş ve Genç yetenekler... Serencebey Şubat Sayısı

---kaynak ve yazar belirtmeden başka yerde yayınlanmaması önemle duyurulur---

NOT: Yazı Batuhan'ın Eskişehir'e yeni kiralandığı ve daha maçlara çıkmadığı sırada yazılmıştır.


Şöyle bir yakın geçmişe baktığımızda, acaba Beşiktaş’ın gelecek vadeden ve A takımda oynayan kaç tane yıldızı hatırlıyoruz? Ya da biraz daha konuyu basitleştirmek gerekirse kaç tane dışarıdan transfer edilmiş ve takım ile birlikte yola devam eden genç yetenek hatırlıyoruz? Hadi o’nu da geçelim ve Beşiktaş ile hemen hemen özdeşleşmiş ve Türk Futboluna kazandırılmış yıldız olarak düşünelim…
Aslında bütün Beşiktaşlıların vereceği ilk cevap Nihat olacaktır ama yakın geçmiş olarak düşündüğümüzde 29 yaşında olan Nihat’ı bile sayamıyoruz.

Aklıma birkaç isim daha geliyor. İbrahim Akın, Serdar Özkan, Burak Yılmaz…
İbrahim Akın’ı kazanabilmek için Sergen Yalçın gibi bir yetenek ile yollar ayrıldı. Peki ne oldu? İbrahim Akın, üzerinde çok duruldu ama maalesef kaybedildi.
Burak Yılmaz’da aynı şekilde elden uçan yıldız adayları arasındaydı.
Serdar Özkan ise alt yapıdan yetişti ve her sezon öncesi takım ile kampa gittikten sonra kiralanan yeteneklerden biriydi. En sonunda Ertuğrul Sağlam ile birlikte A takıma kazandırıldı ve artık ilk 11’in değişilmez oyuncusu olmuştu. Fakat futbol yapısı olarak göstermiş olduğu agresiflik ve şahsilik ise belki de yıllardır bu takımdan sürekli kiralanmasıydı. Mustafa Denizli’nin gelmesiyle bulduğu şans biraz azalmaya başladı. Gelecek için üzerinde ısrar edilmesi ve kazanılması gereken bir yıldız daha yaşlanmak ve daha tam yıldız olamadan elden kaçmak üzere.
Belki de bir diğer isim Batuhan Karadeniz olacaktır.
Fakat o’nun hakkında bilinmeyen o kadar çok şey var ki…
24 Nisan 1991 doğumlu olan Batuhan Karadeniz, 1.92 boyunda geleceğin pivot ve bitirici santraforu gözüyle bakılıyor. Beşiktaş’ımızın paf takımı ile çıktığı 89 maçta 226 gol atma başarısını elde eden Batuhan, 2007’de düzenlenen Karadeniz Oyunlarında yıldızını parlattı ve İngiltere’den transfer teklifleri aldı. 2007-2008 sezonunun 3. haftasın da Gaziantepspor’a 90+6 da gol atarak Türkiye Liglerinin en genç yaşta gol atan futbolcusu olarak tarihe geçti. Aynı sezon içerisinde Fenerbahçe maçında boş durumda olan Higuain’e pas vermeyerek golü kaçırmış ve çok eleştirilmişti. Verdiği cevap bile aslında yakışmayacak şekildeydi. “Kral olacaksın, kral yapmayacaksın” ve “Rekorların çocuğuyum” çıkışlarıyla da aslında biraz sivriliğini gösteriyordu.
2008 sezonu sonrası Antalya’da UEFA tarafından düzenlenen Avrupa 17 Yaş Altı Futbol Turnuvasını yerinden izleyen arkadaşlarımdan günde 3-4 defa kamp ve maçlar hakkında bilgi alıyordum ama hep Batuhan hakkında olumsuz yorumlar almam beni üzüyordu. Özellikle maçlardan daha çok kendisi ve yabancı takımların yetkilileri ile daha ilgili olmasına inanmak bile istemiyordum. O zaman aldığım izlenimler sonrasında Schalke’li yetkililer ile yapmış olduğu dirsek temasının samimiyetinden dolayı transfer olacağını bile düşünmeye başlamıştık. Turnuva boyunca göstermiş olduğu oyunsal anlamda olumlu hareketleri sonlara yaklaştıkça kampta şımarık çocuk havasına bürünmüştü. Özellikle 2 gece üst üste odasını terk edip sabaha kadar odasının dışında olduğu bilgisini bile almıştım. Zaten o turnuvanın yarı final maçında penaltılarda Fransa kalecisine penaltıyı atacağı köşeyi gösterip, sonra topu kaleciye nişanlamasının ardından kendisinin bu işi ne kadar ciddi yaptığını düşünür olmaya başlamıştım. Özellikle o maç öncesinde sabaha karşı otel’in lobisinde görülen Batuhan, ayılmak için kahve içiyordu. Maç sonrasına baktığımızda da disco’da neşeli tavırlar ile eğleniyordu. Zaten bu hareketleri Fatih Terim’inde dikkatini çekmiş ve Batuhan’ı sert bir şekilde uyarmıştı.
Acaba bizim gördüklerimizi kendisi ya da Beşiktaş Futbol takımının yetkilileri görüyor muydu? -Hiç sanmıyorum… Zaten Beşiktaşlı yetkililerin görmesine imkan yoktu çünkü bahsetmiş olduğum turnuvada 1 tane kulüpten görevli arkadaş yoktu.
58 defa milli olan Batuhan, kendisine kimleri örnek alıyorsa hiçte iyi yapmıyordu.
Öğrendiklerim, duyduklarım bir yana en son gördüklerim tüyler ürperticiydi. 6 Aralık 2008 tarihinde oynanan PAF takım maçını izlemek üzere Ümraniye Beşiktaş Nevzat Demir tesislerine gittim. Batuhan’da tesislerdeydi ve sahanın çevresinde dolaşıyordu. Özellikle basın tarafından kendisine gösterilen ilgi biraz o’nu yürüyüşlerinde bile farklılaştırma olabilecek havaya sokuyordu. Bir yandan maçı izliyor, bir yandan çevrede ki yaşıtlarına ve A Takımı hedefleyen arkadaşlarına nasıl örnek olacak diye Batuhan’a bakıyordum. Batuhan, ortalıkta olduğu sürece “Forma yollayacağım, sana imza atıp vereceğim, şuraya bırakacağım formayı” tarzında, birazcıkta şımarık tavırlarla etrafta geziyordu. Halbuki çevrede bulunan arkadaşlarına biraz daha örnek olacak davranışlarda bulunmalıydı. Zaten maç bitti ve “Kep Düştü Kel Göründü” derler ya her şey meydana çıktı. Batuhan, bir arkadaşıyla beraber tesis binasının kapılarına doğru ilerledi ve orada bir anda “sigara” yakıp içmeye başladı. Bir an don’a kalmıştım. Sporcu olmasından, Beşiktaşlı ve Milli Sporcu olmasından öte karşımda 1991 doğumlu bir genç kardeşimiz vardı. Sigaranın bir insanın ciğerlerine verdiği zararı hepimiz biliyorken acaba Batuhan bilmiyor muydu? O yaşlarda ve belki daha genç yaşlarda hepimiz bazı şeyleri meraktan olsun arkadaş yüzünden olsun denedik ama bir şekilde doğruyu bulmamız konusunda büyüklerimizden öneriler aldık. Peki, sırayla sormak gerekir ise;
- Ümraniye Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri (ÜBNDT) içerisinde, sporcuları, özellikle genç sporcuları takip eden ve neler yapıyor diye onları gözlemleyen bir görevli yok mu?
Gerçi böyle bir yetkili olsa Batuhan’ı Antalya’da takip ederdi diyeceğim ama orası zaten yetkililerin olması gereken bir tesis.
- O gün Beşiktaş’ın A takımının da maçı vardı en azından tecrübe kazanması için o saatlerde A takım ile birlikte aynı ortamda bulundurulması doğru olmaz mıydı?
- ÜBNDT, yani Beşiktaş’lı bir çok futbolcunun kaldığı tesis içerisinde değil futbolcu, ziyaretçinin bile sigara içilmesine izin verilmemesi gerekmiyor mu?
- ÜBNDT içerisinde hiç mi sağduyulu ve “Batuhan, kardeşim sen ne yapıyorsun” diyebilecek cesareti olan yok mu?
Dediğim gibi her şeyden önce Batuhan, 17 yaşında bir kardeşimiz. Kazandığı paralar yada kendisine gösterilen ilgi belki kendisini şimdiden havaya soktu. Belki bunun vermiş olduğu bir şımarıklık. Belki çevresinde ki arkadaşlarının davranışları da aynı şekildedir. Belki göremiyoruz ama o’na ağabeylik yapması gereken diğer futbolcular da aynı davranışta bulunuyor ve Batuhan’da ağabeylerinden gördüğü gibi hareket ediyor. Hepsi bir yana Batuhan daha 17 yaşında… O; körpe-tazecik ciğerlerine yazık değil mi? Bir Milli sporcunun bu kadar başı boş bırakılması ve dilediği gibi hareket etmesinin sağlanması beni çok üzdü. Beşiktaş’tan öte Türk Futbolu’nun kendisinden beklediği çok şey varken, değil kendisine, biz futbol sever ve futbol bağımlılarına Batuhan’ın bunu yapmaya hakkı yok ve Beşiktaş yetkililerinin de bu kardeşimizi bu kadar başı boş bırakmaya hakkı yok.
Yol yakınken Beşiktaş kulübü yetkililerinin bu işe bir dur demesi ve kontrolü eline alması lazım. Her futbolcunun başına bir yetkili dikmek gerekecek ise bile bu yapılmalıdır. O kişilerin sağlığından öte, Türk Futbolu ve Beşiktaş için maddi, manevi kazancı için bu gereklidir.
Batuhan ve diğerleri birer örnek ve bizim görebildiklerimiz. Peki ya göremediklerimiz…???
Eskişehirspor’a kiralanan Batuhan, en azından İstanbul’a göre gece hayatı ve yaşamı daha sistemli olan bir şehir’e gitti. Tabiî ki öğrenci şehri olmasından dolayı birazcık daha rahat olabilecektir Batuhan ama şuna eminim ki bu çocuğun üzerine Türk Futbolunun geleceğini düşünen herkes düşmelidir.

Altuğ AKTAŞ

---kaynak ve yazar belirtmeden başka yerde yayınlanmaması önemle duyurulur---

Beşiktaş Dergisi Kimin?

Her ay bir Beşiktaş dergisi yayınlanmaktadır.

Her elime aldığımda bu derginin kime ait yada kimin yayın organı olduğunu anlayamıyorum.

Öncelikle baktığımızda ilk 15 sayfa tamamen reklamlardan oluşuyor ve daha sonrasında Sayın Başkan Yıldırım Demirören’in yazısı. Bir sayfa daha çeviriyorum, içindekiler ve öbür sayfada Sayın Çiğdem Hanım’ın yazısı.

Bir derginin sahibi öncelikle okuyucuları daha sonra Yazı İşleri Müdürü/Editörü’dür.

Beşiktaş dergisinin Yazı İşleri Müdürü/Editörü de Sayın Çiğdem Işık’tır.

Ama görüyoruz ki Sayın Başkan’a daha önce yer verildiğine göre derginin asıl sahibi Başkan gözüküyor. Bütün yazılar en son Başkan’ın onayından geçiyor ve daha sonra baskıya giriliyor demek ki.

Orta okul yıllarımızda arkadaşlarımızla kafa kafaya verip hadi dergi çıkartalım derdik. Boş A-4 kağıtlarına karikatürler keser yapıştırır, bulmacalar koyardık. Kendi el yazımızla yazılar yazar 7-8 sayfa bir şey hazırlardık. Sonra bir kırtasiye’ye gider çoğaltırdık. Hatta çıkardığımız hafta hangi takımın Avrupa Kupası maçı var ise onun örgüsünü yapar dergi alana hediye ederdik. İşte böyle amatörce işler yaparak büyümüştük.

Şimdi her ay Beşiktaş dergisini alıyorum ve o yıllar aklıma geliyor. Dergi bana tamamıyla amatörce hazırlanmış bir dergi olarak geliyor.

Öncelikle doğru ve objektif bir şey hazırlanacaksa Başkan ön planda olmamalıdır. Az çok bu işlerden anlayan insanlar o zaman zaten bu derginin baskıya girmesinden önce Başkan’ın okuduğunu anlayacaktır.

Tam 160 sayfalık bir dergiden bahsediyoruz.

1 sayfa Başkan, 2 sayfa içindekiler, 26 sayfa reklam, 4 sayfa Kartal Yuvası ürünleri, 2 sayfa üyelik formu olmak üzere toplam 35 lüzumsuz sayfa…

1 taraftar’ın mesajı yok, derginin piyasaya çıktığı ay oynanacak maçlar ile ilgili bilgi yok, o ayki rakiplerin bir önceki ay oynadıkları maçlar ile ilgili bilgi yok. Bütün branşların o ayki bütün aktiviteleri, maçları yazılmalıdır, her ay belli branşlarda ki sporcuların posterleri, çıkartmaları verilmelidir. Deplasmana gidilecekse tahmini olarak ne zaman ve nasıl yola çıkılacağı bilgisi olmalıdır. Vs.vs.vs.

Bu ve bunun gibi daha bir çok öneri sunulabilir derginin daha cazip hale gelmesi için.

Peki bu önerileri sunmak için kiminle irtibata geçmemiz gerekmektedir?

Derginin gerçek anlamda ki sahibi olması gereken Yazı İşleri Müdürü/Editörü Sayın Çiğdem hanım ile mi irtibata geçmeliyiz? Yoksa bütün yazılardan önce yazısı olan Sayın Başkan Yıldırım Demirören ile mi?

Dergide kendisine ayırdığı yada kendisine ayrılan köşesinde yazan Çiğdem Hanım’ın yazısının altında bir e-mail adresi var ve kendisine karşılıksız olarak bazı önerilerde bulunup daha cazip bir hale gelmesini sağlayabiliriz diye düşünmüştüm ve 15.12.2008 tarihinde e-mail attım kendisine.

Sonuç, hala bekliyorum…

Beşiktaş Dergisi, her dergide olduğu gibi Yazı İşleri Müdürü/Editör’ün kontrolünde olmalıdır ve taktir edenlerde Beşiktaş Jimnastik Kulübüne gönül verenler olmalıdır. Bir başkaları değil…

Altuğ AKTAŞ