23.06.2015

Başkanım sen çok yaşa...


BAŞKANIM SEN ÇOK YAŞA...

Futbolumuzun yeni başkanını 25 Haziran günü hep birlikte seçmiş olacağız.


23 Haziran 2015 tarihli yazı: http://www.fotospor.com/yazi-baskanim-sen-cok-yasa-186360

Bu seçimde bizi şaşırtan aslında ortaya çıkan başkan adayları mı?
Yoksa onların yapacaklarını iddia ettikleri vaadler mi?
Ya da şaşırtıcı bir şekilde arkalarına aldıkları destek mi?

Destekler benim aklımı karıştırmaya başladı. Çünkü ilk günden bugüne kadar sürekli TFF’yi, kurullarını ve başkanı yerden yere vuran, istifaya çağıran yöneticiler, kulüpler şimdi aynı yönetimin arkasında olduklarını açıkladılar.
Özellikle Trabzonspor’un Yıldırım Demirören’in arkasında olup, desteklediklerini açıklamış olması, yıllardır iddia ettikleri ve talep ettikleri şampiyonluk kupasından vazgeçtikleri anlamına gelmiyor mu?
Tabi bir de İbrahim Usta’nın da yönetim listesinde olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Yeni sezon öncesi flaş transferler daha doğrusu pahalı transferler yapan ve yapmayı hedefleyen Fenerbahçe cephesinde de bir sıkıntı var. Transferlere perde arkasından sponsor olunduğu söyleniyor. Bu isim aynı zamanda Yıldırım Demirören’in yeni yönetimdeki listesinde yer alıyor. Peki Yıldırım Demirören seçilirse, TFF yönetimindeki bir ismin, bir kulübün transferlerinde sponsor olması ne kadar doğru olur?

Beşiktaş’ın destek veriyor olması zaten tam bir fiyaskodur.
Fikret Orman ve yönetimi Beşiktaş’ta göreve geldiği gün ve sonrasında hep eski yönetime hesap soracakları, yapılan hatalar veya yanlışlıklar ile ilgili üzerine gideceklerini söylüyorlardı. Üstelik hararetli atışmalar ve söylemlerde olmuştu.
Peki şimdi o bahsedilen eski Beşiktaş yönetiminin başkanı olan Yıldırım Demirören’in tekrar TFF başkanı olması için nasıl destek veriyor? Acaba TFF seçimini Demirören kaybederse tekrar Beşiktaş yönetimine aday olur diye mi? Bu düşünce neden doğru olmasın ki…

Galatasaray cephesinde ise olay biraz daha farklı gözüküyor. Sonuç olarak Duygun Yarsuvat’ın desteklenmesi doğru bir hamledir. Kulislerden gelen haberlere göre Duygun Yarsuvat’ın, Ulusoy ile birleşebileceği söyleniyor. Bu durumda Galatasaray’ın desteği o cepheye kayabilir.

Sonuç olarak Türk futbolu yine bir başkanını seçiyor.
Başkan ve yeni yönetimin seçilmesinin akabinde, yine kulüp yöneticileri ve başkanları maalesef kendi hoşlarına gitmeyen sonuçlarla karşılaştıklarında TFF’yi istifaya davet edecek ama bir sonraki seçimde yine aynı kişileri destekleyeceklerdir.
Aslında olay çok basit...
BAŞKANIM SEN ÇOK YAŞA!...
Başka söze gerek mi var?
Türk futbolu adına her şeyin daha iyi olması dileklerimle…



29.04.2015

ŞİMDİ SIRA SENDE... GÖSTER GÜCÜNÜ...


ŞİMDİ SIRA SENDE... GÖSTER GÜCÜNÜ...

21.04.2015 tarihli yazı: http://www.fotospor.com/yazi-simdi-sira-sende-goster-gucunu--180476

Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış. Neymiş, "üç puanlı sistemde herşey olurmuş".



Neymiş, "lig uzun maratonmuş".
Arkadaşım, göz açtık, kapadık her şey bitti. Hangimiz dün gibi hatırlamıyoruz birinci haftayı? Simdi kaldı yedi hafta…
"Haydi kalk ayağa, yürü güneşe"
Göçebe gibi oynadığın o uzun maratonda artik son kulvardasın. Karabük, Gaziantep, Konya ve son maçın Gençlerbirliği. Arada Trabzon ve Galatasaray deplasmanları…

"Sen iste, uçurumlardan atlarız Sen iste, aşkına destan yazarız Sen iste, seninle her şeye varız" Demedin mi?
İste şimdi sıra sende...

Passolig hikayende tutmaz. Çünkü yeterli kombine satıldı. Havalarda güzelleşti, bahar geldi, gönüller kıpırdar oldu. "Tek Aşkın" seni bekler oldu… Uzun lafın kısası; artık senin bahanen kalmadı.

Senin mabedin; bayrağının dalgalandığı yerdir,

Senin evin; icinin ısındığı yerdir.
Sen inandın, sen 27 hafta önce inandın, sen yıllardır inandın, sen doğduğunda inanıyordun... Sen, "neredeysen ordayız biz, ne dağlar engel ne de deniz" demedin mi, Sen, "birlikte yürümenin şerefliliğiyle övünmedin mi?" İste sen, "övünmekte çok haklısın..." İster dördüncü ol, ister birinci ol…

Sen, "sevinmek için sevmedin" Unutma; Simdi sıra sende... Giy formanı, tak atkını, çık sokağa, yürü güneşe... "Bir gün değil, her gün..."

Altuğ AKTAŞ
http://www.fotospor.com/yazi-simdi-s...gucunu--180476

25.03.2015

EZELİ REKABET, EBEDİ DOSTLUK MU?

EZELİ REKABET, 

EBEDİ DOSTLUK MU?


24 Mart 2015 12:23 

http://www.fotospor.com/yazi-ezeli-rekabet-ebedi-dostluk-mu-177955

Bir tarafta 112 yıllık Beşiktaş JK, diğer tarafta 108 yıllık Fenerbahçe SK.


Ülkemizin en eski iki kulübünün ezeli rekabeti ve tabiî ki 20. yüzyıl başında başlayan ebedi dostlukları, bugüne kadar olduğu gibi 338. defa olmak üzere bu hafta da yaşandı.
Gerçi 45 dakika üzerinden Soma için oynanan karşılaşmayı daha rekabetin içinde tutarsak o zaman 339 müsabaka oynandı diyebiliriz.
28 Kasım 1924 tarihinde başlayan rekabette 338 karşılaşmanın 128’ini Fenerbahçe kazanırken, Beşiktaş 122 karşılaşmadan galip ayrıldı.
2000’li yıllarında başında başlayan ve üst üste gelen Fenerbahçe galibiyetleri ezeli rekabette farkın açılmasını sağladı. Beşiktaş’ın elinde Kadıköy’de oynanan maçlardaki üstünlüğü moral kaynağıydı fakat son maç ile beraber eşitlik sağlandı. Beşiktaş, Kadıköy’de oynanan 51. maçın sonunda 17 olan mağlubiyet sayısını 18’e çıkardı. (18 Beşiktaş-18 Fenerbahçe-15 Beraberlik)
İyi kötü bütün maçlar oynandı ve bitti.
Hafızalara kazınan bir çok karşılaşma oldu; Pancu’nun kalede oynadığı 3-4 Beşiktaş galibiyeti, Sergen’in 90. dakikada frikikten atığı gol ile 0-1 Beşiktaş’ın kazandığı karşılaşma,  90+1’de Kleberson ile beraberliği yakalayan Beşiktaş’a 90+3’de Tuncay’ın cevap vermesi ile 1-2 Fenerbahçe galibiyeti, 2013 yılında 90+3’de Olcay’ın attığı gol ile 3-2 Beşiktaş galibiyeti, ezeli rekabeti 1924’de başlatan 4-0’lık Fenerbahçe galibiyeti, Uche’nin 90’da attığı gol ile 1-2 Fenerbahçe galibiyeti ve daha unutamadığımız ama satırlara sığmayan karşılaşmalar oldu ve aslında bu ezeli rekabeti ve ebedi dostluğu güzel yapan zaten bu yaşananlar olmadı mı? Bu maratonun başından sonuna kadar hep bir takım kazanıyor olsaydı, bunun adı ezeli rekabet ya da ebedi dostluk olabilir miydi?
Bir tarafın kazandığı, diğer tarafın kaybettiği, yer yer ufak tartışmaların yaşandığı tarihteki maçlardan sonra bir de 22 Mart 2015 Pazar akşamı oynanan mücadeleye baktığımız zaman kendimize bir soruyu sormamız gerekiyor;
“Ezeli Rekabet mi? Ebedi Dostluk mu?”
Bu karşılaşma da dostluktan, rekabetten öte başka şeyler vardı.
Öncelikle hem milli takımda hem de kulübünde kaptanlık yapmış bir oyuncu defalarca İstanbul aksanı ile küfür etmesine rağmen ne hakem ne de başka bir kurum tarafından cezalandırılmıyordu.
İstanbul aksanı diye ayırt etmemin nedeni, bu futbolcunun doğum yerinin İstanbul olmasıdır.
Çünkü aynı küfürleri edip, geçmişte kırmızı kart gören Köln doğumlu Gökhan Töre’nin ise muhtemelen tek suçu Alman aksanı ile küfür etmiş olmasıydı.
Rakip takım teknik direktörünün üzerine, neredeyse orta yuvarlağın oradan koşarak el kol hareketleri ve İstanbul aksanlı İngilizce küfürler ile yürümesi yetmiyormuş gibi başka bir karede Türkçe bir şekilde, kutsal varlık saydığımız Annelere edilen küfürler de açık açık görülüyordu. Tabii bunları tv’den veya tribünden izlediğiniz zaman görebiliyordunuz. Ne yan hakem, ne de 4. hakem bunu görmez iken orta hakem zaten hiçbir şeyi görmüyordu. Tıpkı, Bodrum sahillerinde, kızgın kumlardan, serin sulara atlarmış gibi üzerindeki formayı çıkartıp saha dışına koşarak çıkan futbolcuyu izledikten sonra görmediğini açıkladığı gibi bunu da görmemiş olabilirdi. Hatta maç boyu yapılan el kol hareketlerini konuşmaya gerek yok.
Gerçi İstanbul aksanlı İngilizce konuşan bu oyuncu ilk maç sonunda koridorlarda da teknik direktörün üzerine yürüyüp küfür etmemiş miydi?
Ama kamuoyunun kabul ettiği gibi saha dışında iyi adam…
Nedense Veli Kavlak, el kol hareketleri yapmamasına, bağırmamasına rağmen bir anda sarı kart görüp cezalı duruma düştü. Küfür mü etti? O zaman neden sarı kart? Abartılı itiraz mı etti? Biz göremedik hocam…
Gerçi ne hikmetse bu olanları görmeyen/gören maçın düdüğü 22 Eylül 2013’ten bugüne hiçbir Beşiktaş maçına atanmamıştı. Hani şu hükmen Beşiktaş’ın kaybettiği Galatasaray karşılaşmasından bugüne hiçbir Beşiktaş maçına atanmamıştı…
Ee peki şimdi kime sormak lazım, kimden cevap beklemek lazım?
“Nerede ezeli rekabet, Nerede ebedi dostluk?”
Yoksa mühim olan “İstanbul aksanıyla İngilizce küfür edebilmek mi?”
Kazanan takımı tebrik etmek erdemliktir ama dilimize hakim olabilmek sanki daha büyük erdemliktir…
Futbolcular, yöneticiler gider ama taraftar ile kulüpler, ebedi dostları ile her daim yaşamaya devam eder…

Altuğ AKTAŞ
http://www.fotospor.com/yazi-ezeli-rekabet-ebedi-dostluk-mu-177955

4.09.2013

"Dakika Skor" Kazandırıyor

Sevgili dostlar,
Sevgili dostum Hasan Yar ile beraber 92.3 Lig Radyo'da hazırlayıp sunduğumuz "Dakika Skor" programımızda verdiğimiz tahminler ve kuponlar ile kazandırıyoruz.
"Dakika Skor"u yaparken bültendeki 100'lerce maçı değerlendirip, tahmin vermek yerine, az, öz ve nokta tahminler vermeyi tercih ediyoruz. Bunun için başta Türkiye Süper Lig olmak üzere, major liglere tahmin vermeye dikkat ediyoruz.
Ayrıca bu liglerde oynanan bütün maçlara bir tahmin yürütmek yerine en güvendiğimiz tahminleri veriyoruz. Örnek vermek gerekirse 1 Eylül Pazar günü yaptığımız programda İtalya Seri A liginde 8 maç varken sadece 2 maça güvendik ve bu maçlara tahmin verdik. (Catani-İnter üst 0-3 / Udinese-Parma üst 3-1)
Bunun yanı sıra her programımızda az ve öz kupon veriyoruz. 10'larca kupon verip sadece bir tanesi ile tutturmak yerine, en güvendiğimiz kuponu sizlerle paylaşıyoruz. Neden bu kadar az kupon veriyorsunuz sorusuna cevap aslında çok basit. Biz yayında verdiğimiz bütün kuponlara gerçekten biz de oynuyoruz. Bu nedenle verdiğimiz kuponlar az ve öz oluyor.




“Dakika Skor” Tutan Kuponlar

17 Ağustos 2013 Cumartesi yayınında verilen kuponlar
293      Swansea-Manchester United   KG Var           1,50
300      Cambuur-Groningen    KG Var           1,40
318      Ş.Urfaspor-Karşıyaka  KG Var           1,65
Oran: 3.47

342      Roda-Vitesse   KG Var           1,30
359      Valencia-Malaga          1          1,40
390      Monaco-Montpellier    Üst       1,65
Oran:3,03

24 Ağustos 2013 Cumartesi yayınında verilen kupon
309      Kasımpaşa-Kayserispor          KG Var           1,55
310      İstanbul BB.Bucaspor  KG Var           1,65
346      Espanyol-Valencia       KG Var           1,45
518      Elazığspor-Karabükspor          KG Var           1,55
Oran: 5.75

25 Ağustos 2013 Pazar yayınında verilen kupon
518      Elazığspor-Karabükspor          Üst       1,75
519      Sivasspor-Konyaspor  1          1,70
537      Bursaspor-Galatasaray KG Var           1,50
Oran: 4,46

31 Ağustos 2013 Cumartesi yayınında verilen kuponlar
314      Kayserispor-Elazığspor            Üst       1,70
345      Antalyaspor-Bursaspor            Üst       1,70
346      Fenerbahçe-Sivas        KG Var ve Üst            1,50
Oran: 4,34

318      Heracles-Den Haag     1          1,55
344      Juventus-Lazio Üst       1,50
360      Osasuna-Villareal         Üst       1,80
Oran: 4,19

1 Eylül 2013 Pazar yayınında verilen kupon
570      Catania-İnter    Üst       1,65
582      Marsilya-Monaco        İY Alt  1,25
585      Sevilla-Malaga Üst       1,60
Oran: 3,30



Tekrar hatırlatmak gerekirse, Altuğ Aktaş ve Hasan Yar'ın hazırlayıp sunduğu "Dakika Skor", her Cumartesi / Pazar 19:00 / 21:00 saatleri arasında 92.3 Lig Radyo'da.

Tamamen interaktif olan programımıza Twitter üzerinden @AltugAktas ve @Hasan_Yar adreslerinden hem program esnasında hem de bize haftanın 7 günü görüş ve önerilerinizi yollayabilirsiniz.

Alem FM logo

3.09.2013

"Dakika Skor" BAŞLADI



Sevgili dostlar,
2005 yılından bugüne hem RadyoSpor hem de NTVSpor Radyo olmak üzere bu iki spor kanalında hazırlanan belli programlara hem stüdyo'dan hem de telefon ile katılım gösterdim.

Alem FM logo
10 Ağustos 2013 itibariyle 92.3 Lig Radyo'da "Dakika Skor" programı ile sizlerle olacağımı duyurmak isterim.
Bugün itibariyle geç kalmış bir duyuru ve bunun farkındayım. Fakat biraz zaman geçmesini, program akışının oturmasını beklemekte fayda olduğunu düşünmüştüm.
Bundan böyle her Cumartesi/Pazar 19:00 / 21:00 saatleri arasında, sevgili dostum "Hasan Yar" ile beraber 92.3 Lig Radyo'da "Dakika Skor" programını hazırlayıp sizlere ulaştıracağız.


Programımızın yayın akışı, alışa gelmiş programlara göre biraz daha farklılık göstermektedir.
İsminden de anlaşılacağı gibi programımız aslında özetle dakika ve skorların size ulaştırılmasını sağlayacaktır. Fakat biz içeriğimizi biraz daha farklılaştırdık ve sizlere programımızın yayın saati içerisinde oynanan Türkiye Süper Lig maçlarının önemli pozisyonlarını, gollerini anlık olarak sizlere aktarıp, o dakikaya kadar takımların sahada sergilediği oyunu yorumlayarak, sizlere aktarılmasını sağlıyoruz. Bunun dışında özellikle yayınımızın ilk saatinde başta Türkiye Süper Lig olmak üzere, major liglerden günün maçlarına iddaa tahminlerimizi paylaşıp, güvendiğimiz kuponları sizlerle paylaşıyoruz. İkinci saatte ise bir önceki hafta ve bir önceki gün oynanan Türkiye Süper Lig maçlarını, hafta içi yaşanmış olan gelişmeleri yorumlayıp, kendi gördüklerimizi ve bildiklerimizi sizlere aktarıyoruz. Programımızın iki gün olmasının avantajıyla Pazar günü yaptığımız yayınımız daha çok bir önceki günü, Pazar günü gündüz oynanan maçları ve bir sonraki hafta oynanacak maçlar ile ilgili analizlerimizi paylaşıyoruz.
Tamamen interaktif olan programımıza Twitter üzerinden @AltugAktas ve @Hasan_Yar adreslerinden bize haftanın 7 günü görüş ve önerilerinizi yollayabilirsiniz. Özellikle program esnasında gelen mesajlarınız ile programımızın yayın akışını şekillendiriyoruz.

Tekrar hatırlatmak gerekirse, Altuğ Aktaş ve Hasan Yar'ın hazırlayıp sunduğu "Dakika Skor", her Cumartesi / Pazar 19:00 / 21:00 saatleri arasında 92.3 Lig Radyo'da sizlerle olacak.


22.01.2013

Hakem, Hakem, Hakem…

Hakem, Hakem, Hakem…

Tarih 19 Ocak 2013, yer İnönü stadı, rakip İBB, maç sonucu 2-2.

Sonuç olarak, Beşiktaş’ın yediği 2. golde %100, diğer golde ise tartışmalı hakem hataları var.
Özellikle ikinci goldeki hatayı bütün yorumcular, taraftarlar ve futbol severler kabul ediyor. Bunu tartışmanın anlamı yok.
Fakat; bir futbolcu hata yaptığında veya hatalar sonrası takım mağlup olduğunda yapılan açıklama, savunma “Futbol Hatalar Oyunudur” şeklinde değil midir?
Peki, hakemler futbol oyununun bir parçası değil midir? Bu durumda hakemin hatasında kasıt olmadığı sürece neden doğal karşılanmamaktadır?
Hakem eli görmemiş ve oynatmıştır, devamında Beşiktaş gol yemiştir. Herkes hakem hatası diye söylenmekte, hayıflanmakta.
Peki, neden golü atan oyuncunun yaklaşık 25 metre topu rahat rahat sürmesini, Hilbert başta olmak üzere, 3 Beşiktaşlının rakibe eskortluk yapmasını neden konuşmuyoruz?

Hakem hata yapmış, eli görmemiş, hakem çalmamış…

Bir futbol müsabakasını kazanabilmeniz için gerekli şartlar gayet açık ve basittir. Rakibi, zemini, iklim ve hava şartlarını, hakemi, takım içindeki formsuz oyuncuları ve bütün dış etkenleri yenmen gerekmektedir ama en önemlisi bunları başarabilmek için 3 direğin arasından topu geçirmen gerekmektedir.
Top çizgiyi geçti hakem mi golü vermedi? Hayır…
O zaman kimse hakem hatası diye sayıklamasın.
Hakemi suçlarken kendimizde de hatayı aramamız gerekmektedir.
Topu eliyle alan oyuncu, 25 metre topla rahat rahat yürüyorsa ve 3 oyuncu bunu izliyorsa, o zaman neden müdahale etmediklerini konuşmalıyız.
Hakem hatası sonrası, tribün baskısı kurup hakemi etkisi altına alamayan o boş tribünlerde de hatayı aramamız gerekmiyor mu?
Biz bu takımı, tribünde yalnız bırakırsak, hakemi ve rakibi baskı altına alamazsak, o zaman hakem hata yaptı diyip işin kolayına kaçamayız, kaçmamalıyız.

Herkes elini vicdanına koyup, bu takıma sahip çıkmalıdır.
O tribünleri doldurup, rakibi ve hakemi yeterli ve etkin şekilde baskı altına almalıyız. O zaman hakem o elide görür, 25 metre topla giden oyuncuya eskortluk eden oyuncularında gider 3. metrede topu rakipten alır, bunların üzerine de gider galibiyet golünü atar.
Denklem bu kadar basittir…
 

Not:
Bir transfer dönemi daha bitmek üzere ve Beşiktaş hala forvet arayışında. Halbuki atılan gol sayısı ortada ve yenilen gol sayısı ortadadır. Savunmanın kanatlarına ve savunmaya takviye yapılmalıdır, hücuma değil.

Altuğ Aktaş

Mikrofonlarımız nerede? (12 Ekim 2012 Fotospor)

Altuğ AKTAŞ
Mikrofonlarımız nerede?
12 Ekim 2012 11:08 http://www.fotospor.com/yazi_mikrofonlarimiz-nerede_104708

Mikrofonlarımız dakika skor için Ankara’da;
-Sevgili TRT Radyo dinleyenleri, sizden ayrı kaldığımız sürede skorda değişiklik olmadı. Dakikalar 87, Gençlerbirliği 0, Petrol Ofisi 0. Bu dakikaya kadar Petrol Ofisi Nartallo ile 2 pozisyon yakaladı ama golle sonuçlandıramadı. Şimdi Gençlerbirliği kazandığı penaltı atışını kullanmak üzere. Topun başında Engin Özdemir, son hazırlıklarını yaptı, şut ve gol… Dakikalar şuan 88 Ankara’da Engin Özdemir’in golü ile Gençlerbirliği 1, Petrol Ofisi 0
Şimdi merkez stüdyolarımıza bağlanıyoruz.
Belediye Vanspor, Beşiktaş karşılaşması için mikrofonlarımız Van’da;
-Sevgili dinleyenler, sizden ayrı kaldığımız sürede Beşiktaş’ın 1 tehlikeli atağı vardı. 70. dakikada oyundan çıkan Oktay Derelioğlu’nun yerine Metin Tekin girdi. Metin Tekin, oyuna girdikten 2 dakika sonra Sverrisson’un sol çapraz’dan yaptığı ortaya kafasını uzattı ama top kaleci Altay’da kaldı. Dakikalarımız 87’yi gösterirken ilk golün sahibi Ertuğrul Sağlam oyundan çıkıyor ve yerine Sergen Yalçın giriyor. Skorda değişiklik yok. 35. dakikada Ertuğrul Sağlam ve 51. dakikada Ali Günçar’ın attığı goller ile Belediye Vanspor 0, Beşiktaş 2…
Şimdi merkez stüdyolarımıza bağlanıyoruz…
Ne güzel günlerdi…
Otururduk radyomuzun başına, açardık sesini ve o dakikada oynanan bütün maçları pür dikkat dinlerdik.
İstanbul stüdyolarından bir anda anons gelirdi “Şimdi Aydın’dayız”…
Hemen kulaklarımızı diker, acaba gol mü oldu derdik?
Maça gider, tribünde maçımızı izlerken, küçük el radyosu ile maçları radyodan dinlerdik. Rakibimiz gol yediğinde tribüne dönüp “gol” diye bağırırdık.
Hafta içi ve gündüz maçlarında, öğretmenlerimize çaktırmadan kulaklığımızı takıp maç dinlemez miydik?
Aslında biz futbolu bu şekilde sevmedik mi?
2000’li yıllara geldik, bir anda bizim masum futbolumuzun karşısına “Endüstriyel Futbol” diye bir şey çıktı.
Rantlar büyüdü, futbol ekonomisi büyüdü…
Yıl oldu 2012… Biz radyomuzu kapattık… Tozlanmasın, elbet bir gün lazım olacak diyerek dolabımızın içine kaldırdık.
Büyük futbol endüstrisi, bizim elimizden futbol dinleme ihtimalimizi aldı.
Stadyumlara gidemeyen, evine yayıncı kuruluşun bağlantısını kuramayan, kahvehanelere, cafelere maç izlemeye gidemeyen, yaşı küçük olduğu için dışarıda maç yayınlarını izleyemeyen, gözü iyi görmeyen, yaşı ilerlemiş, yalnız başına evinde yaşayan ve futbolu seven yüreklerin radyo yayınlarını keserek aslında atar damarları kesilmedi mi?
Türkiye Futbol Federasyon’u, Türkiye Süper Ligi’nin radyo yayın haklarını ihale yolu ile pazarlamaya çalışıyor. Sezon başında belirlenen değer tam 2,5 milyon dolardı. Ne TRT, ne de diğer spor radyoları bu bedeli karşılayamayacaklarını açıkladılar.
7. hafta bitti. Biz futbol severler halen radyomuzdan maç dinleyemiyoruz.
Gözü görmeyen Ahmet amca, 75 yaşında olduğu için stadyuma gidemeyen Fatma teyze, 11 yaşında kahvehanelere giremeyen Ali kardeş, asgari ücret ile çalıştığı için yayıncı kuruluşla anlaşamayan Murat, ayağı rahatsız olduğu için dışarıya çıkamayan Ayşe… Acaba Türkiye SÜPER Ligi’ni nereden takip ediyor…
Mikrofonlarımız nerede?...

Altuğ AKTAŞ
http://www.fotospor.com/yazi_mikrofonlarimiz-nerede_104708

8.10.2012

Fenerbahçe: 3 - Rakip: 0 (08 Ekim 2012 Fotospor)

Altuğ AKTAŞ
Fenerbahçe: 3 - Rakip: 0
05 Eylül 2012 Fotospor http://www.fotospor.com/yazi/fenerbahce-3---rakip-0_104354 7 Ekim 2012

7 Ekim 2012 Pazar günü Kadıköy’de oynanan karşılaşmayı Fenerbahçe 3-0 kazandı.
Peki rakibi kimdi?
Açıkçası ben sahada bir rakip göremedim…
Fenerbahçe’nin, son yıllarda oynadığı en rahat Beşiktaş maçıydı diyebiliriz.
60’lı dakikalarda kameralar Samet Aybaba’yı gösteriyordu. Ben Beşiktaş’ın teknik direktörünü hiç bu kadar çaresiz görmemiştim.
Teknik-taktik detaylara girmeye gerek yok. Herhalde bu detayları, Beşiktaş’ın başına getirilmiş teknik ekipten daha iyi biliyor olacak halimiz yok.
Fakat, kadro dışı bırakılan oyuncular, sahada olan hangi oyuncudan daha kötü performans sergilerdi?
İsim zikretmeye gerek yok. Neredeyse yeni bir 11 kuracak kadar oyuncu kadroya alınmıyor.
“Feda” diye adı konan bu sezonda, sadece kendi başına idman yapıyor diye maaşlarını alan futbolcular var.
O zaman bunun fedası nerede?
Bu dünya’da kendi kendine idman yapan, neredeyse 10-20 maç eksiği olan bir oyuncuyu transfer eden bir Futbol Kulübü var mıdır acaba?
Vitrine, tezgaha koymadığın bir ürünü satamazsın. Feda’ysa feda… Bugüne kadar bu futbolculara verilen paralar neyin feda’sı?
Bunları kadroya almış olsak, verim almaya çalışsak, performanslarını veya maddi sözleşmelerini beğenmiyorsak devre arasında satsak olmaz mıydı?
Belki dün sahada canla başla oynamaktan öde, daha teknik ve yeterliliği olan bir kadro ile sahada olmuş olmaz mıydık?
 
Bugün acil olarak alınması gereken karar; kadro dışı bırakılan bütün oyuncuların affedilip, kadroyu daha geniş tutarak, alternatifli bir kadro kurmak olmalıdır.
Aksini iddia eden var ise 7 Ekim 2012 Pazar günü oynanan ve Fenerbahçe’nin 3-0 kazandığı maçı tekrar izlesinler…
Bunu yapamıyorsak o zaman 30-33 yaşındaki oyuncular yerine, 20 yaşındaki Oğuzhan, 17 yaşındaki Muhammed, 17 yaşındaki Mertcan, 17 yaşındaki Kadir, bunları sahada görelim. Dün akşam sahada bu oyuncular olsaydı ve 3-0 yenilseydik kimse kazan kaldırmazdı.
Bir şeyleri feda ediyorsak ve bunlardan biri bu sezonun tamamıysa o zaman önümüzdeki yıllara hazırlık yapalım ve gençleri yetiştirelim. Bizim hedefimiz bu sene başarı yakalamak değil ise, o zaman önümüzdeki yıllara yatırım yapmalıyız.
 
Beşiktaş’ın forması sahaya çıksa sezonu ilk 4 içinde bitirir söylemi 90’lı yıllarda kaldı. Bunu herkesin görmesi gerek. Buna göre gelecek planını şimdiden oluşturması gerekir.
 
Son söz;
Beşiktaş taraftarı büyüktür. Takımını yalnız bırakmaz… Bu takımı teknik kadro ve yönetim ayağa kaldıramıyorsa biz taraftarlar bir şekilde ayağa kaldıralım. Küfürsüz, istifasız, sadece destek ile bu formaya destek olmalıyız…

Altuğ AKTAŞ
http://www.fotospor.com/yazi/fenerbahce-3---rakip-0_104354

5.09.2012

Bir Batuhan klasiği mi? (05 Eylül 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Bir Batuhan klasiği mi?
05 Eylül 2012 13:57 http://fotospor.com/yazi/bir-batuhan-klasigi-mi_101611

Beşiktaş, Batuhan Karadeniz’i alınca kalabalık bir çoğunluk transferi desteklerken aynı zamanda belli bir kesim de karşı çıkıyordu.

Yeteneği ortada fakat bunu değerlendiremiyordu. Ya da yeteneklerini biz çok büyütüyorduk.

Batuhan, 2007 yılında Karadeniz oyunlarında yıldızını parlattıktan sonra İngiltere’den transfer teklifleri almasına rağmen satılmamıştı. 2007-2008 sezonunda Gaziantepspor’a karşı attığı gol ile Türkiye Liglerinin en genç yaşta gol atan oyuncusu olmuştu.

Aynı sezon Fenerbahçe deplasmanında, daha kolay pozisyondaki arkadaşı Higuain’e pas vermeyerek kendisi golü kaçırmış ve sonrasında “Kral olacaksın, kral yapmayacaksın” “Ben rekorların çocuğuyum” gibi açıklamalarıyla yavaş yavaş kendisini göstermeye başlamıştı.

2008 yazında Antalya’da düzenlenen Avrupa 17 Yaş Altı Futbol Turnuvasında, maçlar dışında Avrupalı scoutlar ve menajerler ile sürekli görüşmekteydi. Gece geç saatlere kadar kaldığı otelin lobisinde, barında dolaşmaktaydı. Turnuvanın başında tam bir lider görünümündeyken son maçlara doğru tamamen sahanın “şımarık” çocuğuna dönüşmüştü.

Hatta yarı final maçında penaltıyı atacağı köşeyi gösterip, penaltıyı kaçırması tamamen fiyaskoydu. O maç öncesi sabaha kadar otel lobisindeyken, maçtan sonrada sabaha kadar otelin disco’sunda vakit geçirmişti.

Bu yaşananlar sonrası Fatih Terim’den sert dille uyarılmasına rağmen fazla bir şey değişmemiş veya ders almamıştı.

6 Aralık 2008 tarihinde Beşiktaş PAF takımının maçını izlerken, Batuhan’ın tesislerde dolaşıp çevresindekilere forma gönderme ve imza verme telaşında olması, bunun yanı sıra tesislerin içinde sigarasını yakmış, keyif yapıyor olması yürek acıtan cinstendi. Üstelik daha 17 yaşındaydı…

Daha sonrasında Eskişehirspor’a kiralandığında biraz daha toparlanmasını ve kendisine çeki düzen vermesi bekleniyordu. Fakat Eskişehir’de de fazla bir şey değişmedi. 2009 yılında takımının Fenerbahçe ile oynayacağı maç öncesi diskoda sabahlamış ve bunun için süresiz kadro dışı kalmıştı.

Ayrıca arabalar ile vukuatlarını yazmaya gerek yok.

Bir çok futbolcuyla yaşadığı diyaloglarında “terbiye” sınırını zorlayacak şekilde hareket ediyordu. Guti’yle olan konuşmasını hepimiz biliyoruz. “Ne haber lan!”

Evlendi… Biraz daha toparlanmıştır dedik…

Çıkan haberler ortada: Karabük maçının devre arasında arkadaşlarına dönüp “Fernandes’e iki pas verdim aptal’a döndü”. Ayrıca maç öncesi genç takım arkadaşı Olcay’a dönüp “Kazma sen ne anlarsın şuttan. At bana gol olsun” şeklinde sözler sarf etmiş.

Bu son haberin doğruluğu belki tartışılır fakat bugüne kadar yaşananların tartışılmayacağı ortadadır.

Bunun sorumlusu Batuhan mı? Yoksa ona sahip çıkmayıp, hamuru yoğurmayan, kendini yetkili sanan kişiler mi?

Batuhan, şuan izin günlerinde bile Ümraniye’de idman yapmakta, çalışmaktadır. Bu azmi ve isteğinden dolayı kendisini tebrik etmek gerekir.

Batuhan, şuan 21 yaşında. Daha hiç bir şey için geç değil.

Beşiktaş’ın “Feda” döneminde, Batuhan daha çok fırsat bulup, kendisini gösterebilir. Hak ettiği başarıya ulaşabilir. Fakat, herkesin üzerine düşeni yapması lazım.

Başta Batuhan, elinden gelenin en iyisini yapmalı, bol bol çalışmalıdır. Fakat diğer arkadaşlarına saygı göstermesi gerektiğini asla unutmamalıdır. Camianın büyükleri, simge olmuş isimleri de Batuhan’ı biraz yoğurmalıdırlar.

Sevgili Batuhan, senin yeteneklerin ortadadır. Bunun farkın avar.

Lütfen artık sadece yeteneğini konuştur. Yeteneğin, başarın haber olsun. Beşiktaş’ın, Türk Futbol’unun ve senin buna çok ihtiyacın var.

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/bir-batuhan-klasigi-mi_101611

FEDA... (23 Temmuz 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
FEDA...
23 Temmuz 2012 10:16 http://fotospor.com/yazi/feda_94593

Güzel bir tanımlama “FEDA”…

Ama bu neyin ve belki de kimin Feda’sıydı…

Biraz dar çerçeveden yaptığımız bakış açımızı ufak örneklerle genişletmek gerektiğini düşünüyorum…

2000’li yılların başı...

Bir futbol takımı liginin şampiyonu oluyor, borsaya açılıyor ve yaklaşık 100 yıllık tarihinin en görkemli, en şaşalı dönemini yaşıyor.
Öyle ki; bu yıllarda bile çok yüksek diyebileceğimiz rakamları 2002-2003 yıllarında harcıyorlardı. Örnek vermek gerekirse 30 milyon dolar gibi dudak uçuklatan bonservis bedelleri ödüyorlardı.

Böyle büyük bütçeli ve parasını har vurup harman savuran kulüp, bir anda Avrupa’da başarısız olduktan sonra dibe vurmaya başlamış ve sezon sonunu yaklaşık 40 milyon dolar zarar ile kapatmıştı.
Borçlar 150 milyon dolarlara kadar çıkmıştı.

1997 yılında Şampiyonlar Ligi’ni kazanan, 2002’de kendi liginde şampiyon olan bu takım 2005 yılının ilk yarısını bile 35 milyon zarar ile kapatmıştı.

Hemen toparlanmaları gerekiyordu…

Yönetim ve camia olarak radikal kararlar aldılar.

Önce bütün teknik ekip ve futbolcuların maaşlarını %20 - %25 oranında indirim yaptılar. Bununla yetinmeyerek o günden sonra alt yapıdan çıkan oyuncular, rakiplerinin alt yapısında gelecek vaat eden genç oyuncular ile kadrolarını kurdular ve bu futbolcuların yanına bonservisi elinde olan oyuncuları transfer ettiler.
Teknik direktörlüğe, alt yapıdan çıkan genç oyunculara şans verecek ve yapılanmayı, geleceği planlayabilecek yeni bir teknik direktör ile anlaştılar. Belli bir süre orta sıralarda kalmayı hedefleyip, tüm camia olarak dişlerini sıktılar.

Japonya’nın 2. liglerinden transfer yaptılar. Kendi ülkesinde bile adı duyulmamış genç oyuncuları transfer edip onları milli takımın yıldız oyuncusu olabilecek performansa kadar çıkarttılar.

Bir şehir takımı olmasına rağmen, ülkelerinin en büyük yani 80.720 kişilik stadını her hafta ortalama 70.000 taraftar ile doldurarak Avrupa’nın en yüksek seyirci ortalamasına sahip takım oldular. 80.000 kişilik stada o kadar çok kombine talebi vardı ki artık kulüp belli bir sayıdan sonra kombine bilet satmamaya ve bilet alarak maçlara gelmek isteyen taraftarlarına olan bağlılıklarını, saygılarını gösteriyorlardı.

Hem taraftarıyla, hem yöneticileriyle, hem teknik ekibiyle, hem de futbolcuları ile tam anlamıyla “FEDA” diyerek bir şeylerden feda etmişlerdi.

Kriz dönemini, orta ve uzun vadeli bir çalışma ile atlattılar. Yapılan planlardan 5-6 yıl sonra liglerinde şampiyon oldular. Ertesi sene tekrar şampiyon oldular. Muhtemelen seneye yine şampiyonluğun en büyük adayı olacaklar.

Yapılan yayın hakları anlaşması sonrasında 2016 yılına kadar her yıl 40 milyon euro’dan fazla bir rakam sadece yayın hakkı olarak bütçelerine artı olarak girecek. Son iki sezondaki başarıları ile bunu garanti altına aldılar.

Artık ekonomik krizden çıktılar fakat alt yapıdan çıkacak genç oyuncularla mücadele etme ve gelecek vaat eden oyuncuları transfer etme anlayışından vazgeçmediler.

İşte aslında “FEDA” her anlamıyla budur…

Bu kısa ve anlamlı örnekteki Borussia Dortmund’un yaptığı gibi bütün camia ile kenetlenip, 5-6 yıllık bir proje ile genç oyuncuları destekleyip, belki 3-4 yıl Avrupa kupalarına bile katılamamayı sindirip, ligi orta sıralarda bitirmeyi göze almalı ve her şeye rağmen maddi ve manevi desteğimizi eksik etmemeliyiz.

Az kaldı ligin başlamasına…

Görelim kim ne kadar ve nasıl “Feda” yapacak…

Gereken şey “Feda”ysa, merak etmeyin gerçek Beşiktaş taraftarı en büyük “Feda”yı yapar…

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/feda_94593

Vakit, hesap vakti!... (31 Mayıs 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Vakit, hesap vakti!...
31 Mayıs 2012 13:15 http://fotospor.com/yazi/vakit-hesap-vakti_86094

“Güzel günler göreceğiz, güneşli günler” demiş büyük usta…

Acaba gerçekten görebilecek miyiz?

Aslında geride kalan 8 yılı düşündüğümüzde herhalde daha karanlık günler göremeyiz. Bu durumda gelen her gün bizim için güneşli olacaktır…

Tam 8,5 yıl…

8,5 yıl içerisinde 80’in üzerinde yapılan transfer yani sezon başına ortalama 10 yeni transfer.

9 teknik direktör yani her sezon yeni teknik direktör.

106 adet icra ve uyuşmazlık dosyası, biten davaları eklediğimizde bu rakam 200’e ulaşıyor.

Aleyhte devam 35 milyon dolar değerinde davalar.

Bilançonun altında yazan 85 milyon TL zarar…

Sonuç ise başarı olarak sadece dört defa Türkiye Kupası, 1 defa Süper kupa, ligde 3 defa dördüncülük, 3 defa dördüncülük, 1 defa beşincilik, 1 ikincilik ve 1 şampiyonluk.

Son olarak UEFA’nın düzenlediği organizasyonlardan 1 yıllık men cezası…

109 yıllık şerefli tarihimizin en kara yıllarının altında hep aynı isimlerin imzası…

Bu taraftar ne yenilgiler yaşadı, ne hezimetler gördü ama hiç birinde utanmadı.

İngiltere’de Liverpool’dan 8 gol yerken de utanmadık.

109 yıllık şerefli tarihimizle hep gurur duyduk ve gurur duymaya hep devam edeceğiz.

Sevinmek için sevmedik biz Beşiktaş’ı… Bizim için asıl olan renklerdi, armaydı, aşk’tı…

Son 8,5 yıl içerisinde Beşiktaş’ı bu hale getiren kişi ve kişiler acaba yarattıkları tarih ile gurur duyabilecekler mi? Acaba onlar için asıl olan neydi?

Asıl olan siyah ve beyaz olduğunu kabul eden herkesin hesap sorma vaktidir.

Vakit; hesap vaktidir!...

Benim Avrupa kupası haklarım yasaklanıyorsa bunun hesabı sorulmalıdır…

Çıkıp hesap verin. Avrupa kupalarına neden katılamıyoruz?

Bunun sorumlusu kim?

Sorumlusu benim demeye cesaretiniz var mı?

Sizin, “ben Beşiktaş’lıyım” demeye cesaretiniz var mı?

Vakit; hesap vakti…

Kağıdı kalemi çıkardık bekliyoruz.

Beşiktaş için, arma için, siyah/beyaz için… Gelecek için…

Artık hesaplaşalım… Hesap soralım…

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/vakit-hesap-vakti_86094

Şimdi sıra başkan ve yönetim kurulunda… (04 Mayıs 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Şimdi sıra başkan ve yönetim kurulunda…
04 Mayıs 2012 11:23 http://www.fotospor.com/yazi/simdi-sira-baskan-ve-yonetim-kurulunda_81867

Ve yeni yönetimle ilk galibiyetimizi aldık…

Futbolcularımız, play off sürecinde alınan ilk galibiyeti Başkan ve yönetime hediye etti.

Şimdi sıra başkan ve yönetim kurulunda…

Sayın Fikret Orman;

Başkanlık görevine geldikten sonra, misyonunuzun Beşiktaş’ı bu karanlık günlerden aydınlığa çıkartmak, vizyonunuzun ise Beşiktaş’ı bir kurum olarak kişilere muhtaç kalmayacağı bir konuma getirmek olduğunu açıkladınız.

Şimdi bu sözlerin arkasında durmanızı sizden rica ediyorum.

1 Mayıs 2012 tarihinde kulübümüz için çok önemli bir davanın savunmasını yaptınız. Belki alabileceğimizin en iyisini aldık.

Peki, siz 1 Mayıs tarihinde neden Nyon’a gittiniz?

Bir önceki yönetimin sportif borç beyanlarında usulsüzlük yapmasından dolayı, UEFA kulübümüzü disiplin kuruluna sevk ettiği için oradaydınız.

Suçlamaların muhatabı eski yönetim ve eski başkan Yıldırım Demirören iken siz ve arkadaşlarınız kulübümüzü savundunuz.

Savunma öncesinde Ernst&Young uluslararası bağımsız denetim şirketiyle anlaştınız ve gece/gündüz demeden bütün eski hesapları incelettiniz. Ortaya çıkan raporlar doğrultusunda savunma yaptınız.

Sonuç olarak UEFA tarafından kulübümüze € 500.000- para cezası kesildi. Ayrıca aynı suçu 5 yıl içerisinde tekrar işlersek Avrupa kupalarından men cezası verilmesine karar verildi.

Kötünün iyisi bir karar çıktı diyebiliriz.

Bu kararın çıkmasının anlamı ne demekti?

Bu ceza Beşiktaş Kulübünü aklamıyor. Bu cezayı aldığımıza göre ortada bir suç veya usulsüzlük var.

Bu davaya hazırlanırken, tahmin edilenden daha kötü bir tablo ile karşılaştığınızı dile getirdiniz. Demek ki dışarıdan görünenden çok daha vahim bir tablo bulunmaktadır.

Sayın başkan Fikret Orman ve yönetim kurulu üyeleri; muhatabı olmadığınız bu davada kulübümüzü olası büyük bir cezadan kurtardığınız için hepinize tek tek teşekkür ederiz.

Fakat, şimdi sıra sizde…

Neden 1 Mayıs’ta Nyon’daydınız? Bunları bizlerle paylaşın. Anlaşmış olduğunuz denetim şirketinin tablolarını bizlerle paylaşın. 27 Mayıs 2012 tarihinde 25 Mart 2012’de onaylanmayan 2012 yılı bütçesinin onaylanması için Mali Kongre var.

Bu Beşiktaş’ımız için bir fırsat olabilir.

Neden 1 Mayıs’ta Nyon’daydınız?

Sayın Başkan, lütfen bunları açık ve net bir şekilde açıklayınız.

10 yıl önce mali olarak neredeydik? Şimdi neredeyiz?

Sizce Beşiktaş’ımızı bu hale getirenlerden hesap sorma zamanı gelmedi mi?

Sayın Başkan, neden 1 Mayıs’ta Nyon’daydınız?...

Not: Ayrıca Sayın İbrahim Altınsay’ı tekrar kulübümüzde aktif rol alması için ikna ettiğiniz için siz ve arkadaşlarınızı tebrik ederim.

Altuğ Aktaş
http://www.fotospor.com/yazi/simdi-sira-baskan-ve-yonetim-kurulunda_81867

Sen yenilmişsin umurumda değil ki!! (16 Mart 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Sen yenilmişsin umurumda değil ki!!
16 Mart 2012 16:56 http://fotospor.com/yazi/sen-yenilmissin-umurumda-degil-ki_74599

Nedir Beşiktaş’ın üstündeki karabulutlar?

Son 12 resmi karşılaşmada sadece 2 galibiyet, 2 beraberlik almış.

İnönü’de oynadığı son 5 karşılaşmadan 4 mağlubiyet ile ayrılmış.

Bu kara tablonun sorumlusu kim?

Beşiktaş’ı bu hale getiren kim ya da kimler?

Madrid deplasmanında 2 kere arkasına adam kaçırtıp gol yememizi sağlayan Veli mi?

Solda oynayan İsmail’i yanında oturtup, bölgesi olmamasına rağmen Veli’yi orada oynatan Carvalhal mi?

Geldiği günden beri kaç tane büyük maç kurtardığını bir türlü çıkaramadığımız, derbi öncesi gördüğü sorumsuzca kırmızı kart ve Madrid deplasmanında takımı tamamen yalnız bırakan Quaresma mı?

Bu sezon defalarca tribünde küfür edip, yabancı maddeleri sahaya atıp takımın taraftarsız maç yapmasını sağlayan taraftarlar mı?

Madrid deplasmanında bir çok pozisyonda kalesini rakibe kapatıp daha fazla gol yememizi engelleyen fakat İnönü’de takım olarak sahada bir varlık gösteremiyorken 86. dakikada hatalı bir gol yiyen Cenk mi?

Kiralık olarak takıma gelen 31 yaşında ısrarla şans bulan Edu mu?

Barcelona bile A takımında 17 yaşında futbolcu oynatırken, 17 yaşında olmasına rağmen bir türlü A takımla maça çıkamayan Muhammed mi? Yoksa 31 yaşındaki kiralık Edu’ya verilen şansın sadece 1/5’ini kendisine gösterseler takımın yıldızı olabilecek olan Ali İhsan mı?

Takımı borç batağına getiren Yıldırım Demirören ve ekipleri mi?

Kartal Yuvası’ndan alışveriş yapmak yerine korsan ürün alan, kombine almak yerine bedavadan tribüne girmeye çalışan taraftarlar mı?

Kim? Kim? Kim?...


“Sevinmek için sevmedik biz seni,
Sen yenilmişsin umurumda değil ki,
Şereftir bu yolda seninle yürümek,
Hep kol kola,
Bir gün değil, her gün Beşiktaş!”



Bu tezahüratı gırtlağımız parçalana kadar bağırarak yapıyoruz, madem şerefli ikincilikler ile övünüyoruz, madem yürüdüğün yolda sana eşlik etmek şereftir diyoruz, madem her gün Beşiktaş diyoruz, madem sana gelmediğim gün öldüğüm gündür diyoruz o zaman 19 Mart Pazartesi akşamı o tribünleri hınca hınç doldurmamız gerekiyor…

KİM BAŞKAN OLACAK?

Yıldırım Demirören ve arkadaşlarının arkasında bıraktığı borç batağı sonrasında kimileri kongre üyesi olmadan kendi reklamını yapabilmek için adayım dedi, kimileri oy alamayacağını bilmesine rağmen ortalığı boş bulunca aday oldu, kimileri ismini Beşiktaş başkan adayı altında geçirmek için aday oldu, kimileri gerçekten gönlünü, mesaisini bu görev için yanan aşkı ile aday oldu…

Sonuç?... Kim başkan olursa olsun Beşiktaş’ı bu bataktan çıkartsın…

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/sen-yenilmissin-umurumda-degil-ki_74599

Beşiktaş taraftarına, teşekkür borçluyuz!… (24 Şubat 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Beşiktaş taraftarına, teşekkür borçluyuz!…
24 Şubat 2012 14:20 http://www.fotospor.com/yazi/besiktas-taraftarina-tesekkur-borcluyuz_71216

Bugüne kadar kazanılan bütün başarılarda emeği olan büyük Beşiktaş taraftarına hepimiz teşekkürü bir borç bilmeliyiz.

Ben üstüme düşeni ve teşekkürü bugün yapıyorum…

Teşekkürler Renktaşlarım!...

- Kartal Yuvası’ndan ürün almayıp, stadın çevresinde bulunan korsan ürün satıcılarından inatla alışveriş yapmaya devam ettiğimiz için,

- Korsan ürün alanlara ve satanlara ses çıkarmadan yanlarından geçip gittiğimiz için,

- 32.000 koltuk kapasiteli stadımızın, 1/3’ünü bile dolduramayacak kadar kombine bileti alamadığımız için,

- Her karşılaşmada turnikelerden bedava geçmeye çalıştığımız için,

- Bedavadan stada girmeye çalışanlara engel olmak isteyen taraftarlara hakaret edip üstlerine yürüdüğümüz için,

- Rakip futbolcuları baskı altına almanın, sahaya yabancı madde atmak olduğu düşüncesinden kopamadığımız ve her karşılaşmada elimize ne geçerse sahaya attığımız için,

- Milattan önce kalmış, örümcekleşmiş düşüncelerimizle, küfür etmenin ne kadar erdem bir şey olduğunu düşündüğümüz ve her karşılaşmada küfür ederek takımımıza zarar verdiğimiz için,

- Neyi paylaşamadığımızı kimsenin anlayamadığı nedenler yüzünden her karşılaşmada kavga edip, sağımızda, solumuzda bulunan diğer insanlara zarar verdiğimiz için,

- Kombine kart almadığımız gibi, maçlara bilet bile alıp gitmediğimiz için,

- Takım desteklemenin, maçı izlemeden, pozisyonları takip etmeden, sadece 90 dakika hiç durmadan gidişatıyla senkronize olamadan temposuz tezahürat yapmak olduğunu zannettiğimiz için,

- Hakem ve rakip futbolcuları güçlü bir ıslık ile ıslıklayarak etki altına almaya çalışan diğer taraftar arkadaşlarımızı susturup, sadece lay lay lay bağırdığımız için,

Ve daha saymayı unuttuğum bu ve benzeri bir çok nedenden dolayı tüm renktaşlarıma teşekkür ederim. İyi ki varsınız…

Gençlerbirliği karşılaşmasında edilen küfürler nedeniyle, kulübümüz tekrar saha kapatma ceza almıştır. Trabzonspor karşılaşmasını kadın ve çocuk taraftarların önünde oynayacağız. Belki bu karşılaşmada tribün baskısı oluşturamadığımız için puan kaybedeceğiz ve play off sıralamasında avantaj kaybedeceğiz. Hatta belki bir alt sıralara düşerek Şampiyonluk Play Off’una katılamayacağız.

Kombinesini alan, Kartal Yuvasından alışverişini yapan, takımına her türlü desteği veren taraftarların, tribünden maç izleme hakkını elinden alan bütün renktaşlarıma teşekkür ederim. İyi ki varsınız…
 
 
Altuğ Aktaş
http://www.fotospor.com/yazi/besiktas-taraftarina-tesekkur-borcluyuz_71216

Nereye koşuyoruz? (16 Şubat 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Nereye koşuyoruz?
16 Şubat 2012 13:43 http://fotospor.com/yazi/nereye-kosuyoruz_70014

Sevgililer gününde Braga’yı yendik. Peki sonra?

Carvalhal, yaptı yapacağını ve hiç birimizin beklemediği bir kadro ile sahaya çıktı. Belki hakemin cesur kararı bu skoru getirdi ama sonuçta maç 0-2 bitti. Carvalhal ve öğrencileri, sevgililer gününde Beşiktaş’a gönül veren bütün taraftarlara kocaman bir hediye verdi.

Peki sonra?

Her şey günlük gülistanlık mı?

Acaba 19 Şubat Pazar günü gerçekleştirilecek İdari ve Mali Genel Kurul’dan kaç kişinin haberi var? Aslında 19 Şubat’ta olması gereken Genel Kurul’da çoğunluk sağlanamayacağı için 1 hafta erteleme ile 26 Şubat’ta yapılması bekleniyor. O tarihte Beşiktaş’ın Galatasaray ile çok önemli bir maçı oynanacak. Birçok Kongre üyesinin, taraftarın aklı ve kendisi o karşılaşmada olacak. Bütün ilgi o günkü maçta olacak.

Acaba bu tarih planlı bir şekilde belirlenmiş olabilir mi?

Peki, bu Genel Kurul 7 yıllık geçmişin aklanacağı bir Genel Kurul mu olacak yoksa artık birileri dur diyebilecek mi?

Biraz geçmişi hatırlatmakta ve günümüzde masa üstüne konan olayları irdelemekte fayda olduğunu düşünüyorum.

- Beşiktaş’ın çocuğu Nihat Kahveci…
Bu transfer gerçekleştiğinde ne kadar çok sevinmiştik. Halbuki, Nihat futbolu bırakıp İspanya’ya döndüğünde ortaya neler çıkacağını kimse tahmin edemiyordu. Beşiktaş’ın çocuğu Nihat Kahveci, senetlerde imzası olan Yıldırım Demirören’e 800 bin Euro, Beşiktaş’a 1 Milyon 640 bin Euro olmak üzere toplam 2 Milyon 440 bin Euro’luk alacağı nedeniyle icra takibi başlattı.

- Tavşanlı Linyitspor’un golcüsü Mehmet Akyüz Beşiktaş’ta…
Geleceği olan ve doğru kullanılırsa süper lig’de takıma çok faydalı olacak bir forvet. Hem ayağı teknik hem de uzun boylu. Beşiktaş’ın alternatif golcülerinden olabilir diye düşünüyorduk fakat bir süre sonra Mehmet Akyüz’ün eski takımı, Beşiktaş’tan alamadığı 300 bin Euro için icra takibi başlattı.

- Zapotocny ve Sivok’un Beşiktaş’a transferi....
Yıldırım Demirören’in bizzat kendisinin pazarlığını yaptığı ve futbolcu başında 4.5 Milyon Euro bonservis bedeliyle transferini gerçekleştirdiği transfer ile ilgili Udinese kulübü yaptığı açıklamada: Sivok’un 1 Milyon Euro, Zapo’nun ise 2 Milyon Euro bonservis bedeli ile Beşiktaş’a satıldığı duyuruldu.

- Seric Beşiktaş’a transfer edildi…
Yıllık 750 bin Euro garanti para, 200 bin Euro imzalama bedeli ile Beşiktaş’a transfer oldu ve sadece 386 dakika forma giydi.

- Üst üste 3 transfer gerçekleşti. Gordon, Seric ve Ernst transfer edildi…
Gordon transferi için Sinan Engin yaptığı açıklamada “Gerçek bir stoperde aranacak bütün niteliklere sahip. Takımımızda yer almasından memnuniyet duyuyoruz” dedikten sonra Gordon sadece 7 defa ilk 11’de forma giydi. Bu transfer için 2 Milyon Euro bonservis bedeli, yıllık 400 bin Euro garanti para ve maç başına 5 bin Euro ücret karşılığında gerçekleşti.
Seric’i transfer edilebilmek için Gordon bedelsiz gönderildi…
Seric transferinden sonra o tarihlerde yönetici olan Sinan Engin “Gordon’a göre Maradona’yı transfer ettik, İtalya’da bu kadar maç oynamış bir oyuncu neden eleştirilir” demişti. Fakat Seric, İtalya’da son iki sezon oynadığı Parma ve Lazio takımlarında yılda ortalama 18 karşılaşmada forma giymişti.
Ernst’i transfer etmek için Seric bedelsiz gönderildi…

- Federico Higuain transfer edildi…
River Plate’den transfer edilen Higuain’in transfer taksitleri zamanında ödenmedi ve R.Plate, FIFA nezdinde açılan davayı kazandı. Hem mahkeme masrafları hem de 616 bin Usd borç tutarının faiziyle ödenmesine karar verildi.

- Vicente Del Bosque Beşiktaş’ın teknik direktörü oldu…
Göreve geldikten kısa bir süre sonra futbolu bilmiyor denerek görevine son verildi ve 8 Milyon Euro’ya yakın bir tazminat ödendi. Vicente Del Bosque şuan İspanya milli takımının teknik direktörlüğünü yapıyor.

- Ve diğer alacaklıların açtıkları ve devam eden davalar…
Gaziantespor Kulübü, Yıldırım Demirören aleyhine yaklaşık 4 milyon TL icra takibi.
Ferrari’nin sözleşmesinin feshinden dolayı açılan yaklaşık 8 milyon Euro’luk tazminat davası.
Ernst’in FIFA nezdinde açtığı yaklaşık 1 milyon Euro’luk alacak davası.
Bobo’nun FIFA nezdinde açtığı 225 bin Euro’luk alacak davası.
Edu’nun açtığı 350 bin Euro’luk alacak davası.
Erkan Zengin transferinden doğan alacaklar ile ilgili Hammarby kulübünün FIFA nezdinde açtığı 250 bin Euro’luk alacak davası.
ve daha fazlası…

- Fulya projesi hayata geçirildi ve açıldı…
Acıbadem hastanesi ve Rezidanslardan gelen 131 milyon TL kira geliri bankalara ipotekli…

- Beşiktaş’ın güncel borcu: 488 milyon TL (Yaklaşık 275 milyon Usd)
2004 yılının Mayıs ayında yönetim göreve geldiğinde Beşiktaş’ın borcu 17 Milyon Usd.
Geride kalan 9 yılda toplam borç yaklaşık olarak 16 kat artmıştır. Bu borcun yaklaşık 55 milyon Usd’si Yıldırım Demirören’in şahsına olan borçtur.

- Kulübün gelirleri bankalara temlikli…
63,4 milyon TL yayın geliri, 10 milyon TL sponsorluk gelirleri, 17,5 milyon TL maç hasılatı, 8 milyon TL’lik teminat mektupları ve Fulya projesinin kira gelirleri bankalara temlikli… Beşiktaş’ın geleceği bankalara temlikli…

- 6 Aralık 2007’de yapılan açıklamada Yıldırım Demirören “görevde olduğum sürece Mustafa Denizli ve Samet Aybaba bu kulübün kapısından içeri giremez” diye açıklama yaptı. Fakat Mustafa Denizli bu süreçte Beşiktaş’a teknik direktör oldu ve Şampiyonluk yaşattı. Samet Aybaba ise Portekiz’e, UEFA Avrupa Ligi karşılaşmasına 2012 yılında kafileyle beraber deplasmana gitti.

- Ve bu satırlarda yer almayan, alamayan daha fazlası…

Yeterli çoğunluk sağlanamayacağından dolayı 19 Şubat’ta ertelenip, Galatasaray karşılaşması ile aynı tarihte gerçekleşecek olan İdari ve Mali Genel Kurul öncesi şimdi tekrar düşünmekte fayda olduğuna inanıyorum…

Beşiktaş Jimnastik Kulübü nereye KOŞUYOR?...

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/nereye-kosuyoruz_70014

Derbi'den ötesi... (6 Şubat 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Derbi’den ötesi…
06 Şubat 2012 11:57 http://fotospor.com/yazi/derbiden-otesi_68404

Derbi’den daha fazlasını konuşmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Bu takımda bir şeyler ters gidiyor. Üstüne üstelik bunu görebilmek için uzman olmaya bile gerek yok.

Sezon başında alınan karara göre deplasman’a taraftar götürülmemesi gerekirken, bu karşılaşma öncesinde neler olduysa bir anda Beşiktaş taraftarlarına izin çıktı. Kulüp başkanları, federasyon yetkilileri hatta kulüpler birliği bu kararın çıkışında hep beraber ortaklaşa çalışıp bir karar aldılar. Peki şimdi ne değişti?

Benim şahsi görüşüm ilk günden beri bu kararın yanlış olduğu ve taraftarların deplasman haklarının ellerinden alınmaması gerektiği yönündeydi. Bir dipnot olarak belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum.

Fakat takıldığım nokta şudur;

Bu kararın alınmasında ve uygulanmasında söz sahibi olan, kulüpler birliği başkanlığı yapan Yıldırım Demirören, deplasman yasağının kalkması ile başkanı olduğu kulübün taraftarlarının da tribünde olacağı, yılın ilk derbisi olma özelliği taşıyan ve Türkiye’nin üst düzey maçlarından biri olan Fenerbahçe, Beşiktaş karşılaşması esnasında neredeydi? Neden statta değildi? Başkan olmak, sadece maçtan önce Ümraniye’ye gidip futbolculara başarılar dileyerek onlara moral vermek midir? Ernst, ceza sahasından içeri girdiğinde Volkan’ın yanından topu ağlara göndermiş olsa ve gol sevinci esnasında kafasını kaldırıp protokol tribünde başkanla göz göze gelmek istese nereye bakacaktı?

Bir takım bu kadar mı sahipsiz bırakılır?

Ortalık dedikodular ile kaynıyor. Futbolculara alacakları ödenmiyor, yabancı oyuncuların maaşları yatırılmıyor, bazı futbolcular bu nedenle sahada aynı performans ile oynamıyorlar şeklinde. Bunu tribündeki taraftar bile duyup konuşuyorsa yönetimin duymamasına imkan yok. O zaman neden yalanlamıyorlar? Yalanlanmadığına göre doğru mu?

Acaba Quaresma bu nedenle mi haftalarca sakatım diye ülkesinden dönmedi? Ya da Fernandes bu kadar kolay kart gördü? Veya Simao bu kadar düşük performans ile oynuyor?

Bunlar doğruysa başkan ve yönetim neden olaya el koymuyor?


Son 5 hafta içerisinde lider Galatasaray 7, Fenerbahçe 6 puan kaybederken rakiplerinin bu kaybını Beşiktaş neden avantaja çeviremeyip 9 puan kaybediyor. Lider ile arasında 9 puan fark olduğunu düşündüğümüzde son 3 haftadaki kaybın ne kadar büyük olduğunu görebiliyoruz.

Bir müsabakada yenilmekte var, kazanmakta var fakat 20 resmi maçtan 14 galibiyet, 1 mağlubiyet, 5 beraberlik ile 47 puan alan takımda neler değişiyor da bir anda 3 maç üst üste mağlup oluyor?


Kaybedilen derbiden daha öteye bakılıp çıplak gözle görülebilen bu sorunların çözümü aranmalı ve bazı sıkıntılar kangren olmadan çözülmelidir.

Ligin bitiminin yaklaşmasından öte Avrupa Ligi’nde çok önemli maçlar yaklaşıyor. Umarım yönetim uyumaya devam etmez ve en kısa zamanda olaya el koyar…


Derbi İnönü’de kaybedildi…

Derbi’nin Kadıköy’de kaybedilmediğini düşünüyorum. Sahada yer alan kadro bence çok güzel oynadı. Maç daha 0-0’ken Holosko ile yakalanan kontra ataklar iyi değerlendirilebilse, Ernst, Mustafa’dan aldığı top ile Volkan’la karşı karşıya kaldığında topu ağlara gönderebilse belki tabela daha farklı olabilirdi.

Fakat Beşiktaş, rakibinin Samsun’da puan kaybetmesinden sonra Mersin maçına daha ciddi ve daha hırslı çıkmalıydı. O maçı kazanmış olsaydı Beşiktaş, dün akşam Fenerbahçe’nin sahada yansıtacağı oyunu ve taktiği değiştirebilirdi. Mersin maçındaki puan kaybı, Aykut Kocaman’ın taktiğini tamamen değiştirip en azından berabere kalsa bile avantajın kendisinde olacağını bilerek sahaya çıkmasını sağladı.

Hala derbiden daha önce Mersin maçının konuşulması gerektiğini ve Fenerbahçe’ye kaybedilen 3 puanın Mersin karşılaşmasında kaybedildiğini düşünüyorum.

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/derbiden-otesi_68404

Bu şapkadan tavşan çıkmaz (3 Şubat 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Bu şapkadan tavşan ÇIKMAZ!..
03 Şubat 2012 09:57 http://fotospor.com/yazi/bu-sapkadan-tavsan-cikmaz_67940

Başımızın üstünde taşıdığımız şapkayı çıkarıp önümüze koyalım. Sonra oturup bu şapkadan tavşan çıkmasını bekleyelim.

Çıkmaz arkadaşlar çıkmaz… Bu şapkadan tavşan çıkmaz…

Büyük diye tabir ettiğimiz bir takım kendi evinde nasıl olur da rakibini ceza sahasına hapsedemez?

Hakem penaltı ve kırmızı kartı es geçti…

Hariçten gazel okumayalım, geçelim bu işleri. Penaltı dışında elle tutulur kaç tane pozisyon var? Kaç tane kaleyi bulan şut var? Bunları konuşalım…

Kayseri’de alınan mağlubiyet sonrasında Carvalhal, “Hilbert’i derbiye kadar mutlaka yetiştirmelisiniz” diye sağlık ekibine talimat veriyor. Bu talimattan 3 gün sonra Hilbert 11’de… Sonuç ise ortada; daha ilk yarı bitmeden sakatlanıyor.

Haftalardır oynamayan Hilbert, kötü zemine rağmen neden ilk 11’de başlıyor?

Quaresma’yı Kayseri maçında ilk 11’de oynatırken Mersin maçında yedek oturuyor.

Quaresma, Kayseri karşılaşmasında ilk 11 çıkabiliyorsa o zaman nispeten daha kolay geçmesi beklenen Mersin maçında neden oynamıyor?

Mersin maçında oynamaması normal ise o zaman bir önceki hafta deplasmanda nispeten daha zor geçecek Kayseri maçında neden 11’de başlıyor?



Nedir bu Edu ısrarı?

Ben 31 yaşında, kiralık oynayan Edu’yu ilk 11’de izlemek istemiyorum.

Kimse buna bir dur diyemiyor mu?

Tayfur hoca’nın görevi nedir?

Kaç defa Carvalhal ile takım hakkında görüşme yaptı, fikir verdi?

Yukarıda sıraladığım soruları neden sormuyor? Soruyorsa neden bir değişim yok?



Milli Takımlar teknik direktörlüğüne Abdullah Avcı geldi ve ilk açıklamasında Mustafa Pektemek’in milli takım’ın en önemli gol silahı olacağını, en büyük dileğinin Mustafa’nın Beşiktaş’ta çok daha sık forma giymesi olduğunu söyledi.

Peki Beşiktaş teknik heyeti ne yapıyor? Kiralık olarak takıma dahil olan 31 yaşındaki Edu’yu Mustafa’dan daha çok oynatıyor…



Dişi Kartallar’a kulak verelim…

Uzun süredir Beşiktaş tribünlerinde yönetime karşı bir tepki gelmiyordu. Bu karşılaşmada yönetime karşı dişi kartallar tepkilerini gösterdi. Bu tezahüratlar kulak arkası edilmemeli düşüncesindeyim.

Beşiktaş kulübü başkanlığı bence boşta duruyor…

Sayın Demirören, Kulüpler birliği başkanı sıfatıyla her yerde boy gösterdiği kadar keşke Beşiktaş başkanı sıfatıyla, Beşiktaş’ın menfaatleri için gerekli duruşu sergileyebilseydi. Hatta Fenerbahçe’mizin (!) sorunlarını çözmek için ayırdığı mesaiyi keşke Beşiktaş’ın sıkıntılarını çözmek için de ayırabilseydi.

26 Şubat günü yapılacak Mali Genel Kurul’da bu tepkiler, bu başı boşluklar ne kadar masaya yatırılacak çok merak ediyorum.



Son olarak, Quaresma’ya karşı yönetimin göstereceği tepkiyi bekliyorum. Yıldız oyuncuyu yönetmek gerçekten zordur. Onların diğer oyuncular karşısında bazı ayrıcalıkları olacaktır. Bunların hepsi kabulümdür fakat çok önemli bir derbi öncesi yapılan sportmenlik dışı hareketle kırmızı kart gören Quaresma’ya sessiz kalınmamalıdır. Bakalım kulüpler birliği başkanı ve yönetici arkadaşları bu konuda nasıl bir tavır sergileyecek.

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/bu-sapkadan-tavsan-cikmaz_67940

Ne Güzel Geceydi!... (25 Ocak 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Ne güzel geceydi !...
25 Ocak 2012 11:10 http://fotospor.com/yazi/ne-guzel-geceydi_66575

Güzel bir Ocak akşamı, hava fazla soğuk değil ve ahmak ıslatan cinsten dediğimiz yağmur...

Yönetim, her ne kadar biletlerde indirim yapmış olsa bile tribünler yine de tamamen dolmadı. Aslında bunun nedeni hem TFF’nin fikstürü çok sıkıştırması hem de kış ayı olmasından kaynaklanıyordu.
Sahada özellikle ikinci yarıda muhteşem bir mücadele vardı. 47. dakikada gelen gol ile hem takım vites yükseltti hem de tribünler bir anda desteğini üst seviyeye çıkardı.
Beşiktaş baskısını arttırırken Sosa’nın bir anda bulduğu gol ise Almeida’nın ilk yarıda kaçırdığı gole nispet yapar cinstendi.
Her geçen dakika saha içerisindeki stres arttı ve bunu takiben gerilim yükseldi. Bu sırada taraftarlar hakem Tolga Özkalfa’ya neden bu kadar tepki gösterdi anlamadım ama en azından tribünden gelen bu baskı sonucu Tolga Özkalfa’nın çaldığı bazı düdüklerde kafasının karışmış olması, taraftarların takımları için iyi bir iş çıkardığını gösterdi.

Egemen Korkmaz – Carlos Carvalhal !...

Beşiktaş taraftarı, yüreğini sahaya koyarak mücadele eden sporcusunu asla unutmamıştır. İbrahim Üzülmez, Pascal Nouma ve İlhan Mansız akla gelen ilk örneklerdir. Egemen Korkmaz da sahada gösterdiği mücadele ve hırsıyla bu listeye kısa sürede ekleneceğini gösterdi.
Carlos Carvalhal ise adeta maçı içinde yaşıyor, gollerde ise tribündeki taraftarlardan farksız bir şekilde seviniyordu. Gol bulduktan sonra takımı sürekli geriye yaslaması, dün akşam olur olmadık bir sebeple Sivok’u dinlendirmesi, Ernst’i çıkarıp Holosko’yu sahaya sürerken yaptığı oyuncu değişikliği hatası gibi yanlışları olmasına rağmen 3. gol sonrası yaşadığı sevinç aslında yapılan hataları unutturuyordu. Çünkü artık Carlos Carvalhal de bizden biriydi…

Egemen – Sivok – Ersan !...

Beşiktaş’ın gol yediği son 4 karşılaşmaya biraz detaylı bakmak gerekiyor.
Gaziantepspor karşısında savunmanın göbeğinde Egemen, İbrahim Toraman, Antalyaspor karşısında savunmanın göbeğinde Sivok, İbrahim Toraman, Gaziantep BB karşısında savunmanın göbeğinde Egemen, İbrahim Toraman, Samsunspor karşısında savunmanın göbeğinde Egemen, Sidnei ikilisi yer aldı. Bu ikili 4 karşılaşmada toplam 5 gol yedi. Tablo çok açık ortadadır. Amerika’yı tekrar keşfetmenin hiçbir anlamı yok. Bu takımın savunma göbeğinde Egemen, Sivok ikilisi cezalı ve sakat olmadıkları sürece asla bozulmamalıdır.
Burada tek handikap Ersan’ın durumu olacak. A2 maçlarında daha çok sahaya çıkıp, bütün maç eksiğini kapattıktan sonra Beşiktaş savunmasında düzen bozulmadığı sürece Egemen, Sivok, Ersan üçlüsü ile geçilmez bir duvar olacağa benziyor.

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/ne-guzel-geceydi_66575

Beşiktaş’lıyız, her şeye karşıyız... (19 Ocak 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
Beşiktaş’lıyız, her şeye karşıyız...
19 Ocak 2012 09:38 http://fotospor.com/yazi/besiktasliyiz-her-seye-karsiyiz_65722

Beşiktaş taraftarı, bugüne kadar yanlış gördüğü her şeye karşı çıkmıştır.
Bu düşünceyi doğrulayan bir çok tezahürat bile yazmışlardır.
“Biz Beşiktaş’lıyız, küfüre karşıyız…”
“Çarşı, her şeye karşı…”
Türkiye’de Nükleer Santral kurulacak olur hemen Beşiktaş taraftarı Nükleer Santral’e karşı çıktığını gösteren bir eylem düzenler.
Beşiktaş taraftarı, “Çarşı, kansızlığa karşı” sloganı ile yola çıkıp Kızılay ile ortaklaşa kan bağışı kampanyası düzenler.
Beşiktaş taraftarı, ırkçılığa da karşıdır. Dünya’nın herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir ırkçı söyleme, hemen hazırlanan pankartlar ve tezarühatlar ile kontra yapılır.
Bu örnekler çoğaltılabilir.
Mesela;
Beşiktaş taraftarı, yeni stada da karşıdır!..
Beşiktaş taraftarı, kombineye de karşıdır!..
Beşiktaş taraftarı, orijinal lisanslı ürüne de karşıdır!..

...

İnönü stadı yıkılmasın, bize bu stadyum yeter, yıkıp yenisini yapmaya gerek yok diyen çok sayıda taraftar var…
Kombine satışa çıktığında, “kombine almaya gerek yok, bir şekilde maç günü içeri gireriz” diye düşünen ve bu şekilde hareket eden çok sayıda taraftar var…
Orijinal ürün’e karşı olmak zaten tamamen mantık dışı bir düşüncedir.
Tabii ki kimse kalkıp “biz orijinal ürünlere karşıyız” demiyor fakat stadın kapısının önünde bile korsan ürün satılıyor ve bu satışları yapan kişilere insanlar tepki vermek yerine alışveriş yapıyorsa o zaman Beşiktaş taraftarı, orijinal lisanslı ürüne de karşıdır…

Her bireyin kendi kazandığı bir para ve belli bir bütçesi var. Herkes kombine kart alabilecek bütçeye ya da her maça bilet alıp tribünde yerini alabilecek bütçeye sahip değil fakat bu nedenlerden dolayı gidip stadın önünden korsan ürün almaları bana göre yanlıştır.
Korsan ürünlere harcadıklara paraya denk değerde Kartal Yuvasında orijinal lisanslı ürünler de bulabilirler. Acaba bundan haberleri var mı?
Stadın önünde 10 TL’ye sahte forma alırlarken hemen 10 metre uzaklarındaki Kartal Yuvasından 19 TL’ye orijinal atkı, 5 TL’ye orijinal bileklik, 5 TL’ye orijinal yaka rozeti alabileceklerinden acaba haberleri var mı?

Üstüne üstelik biz taraftarlar her sene Quaresma, Guti, Simao, Fernandes, Ricardinho, Giunti, Carew ve çok daha büyük isimleri kadromuzda görmek istiyoruz.
Peki nasıl?..
İyi bir gelir elde edebileceğimiz stada karşı çıkarsak, kombine kart ya da bilet almadan takımı izlemek istersek, orijinal lisanslı ürün almak yerine korsan ürünleri tercih edersek, stada reklam alınmasına karşı çıkarsak bir de üstüne üstelik yıldız transfer istersek bunun gerçekleşmesini nasıl bekleyebiliriz?..
Ya biri çıkıp cebinden para vermeye devam eder ve sen taraftar olarak görmek istediklerini görürsün ama hem geleceğini ipotek altına alırsın hem de sürekli sırtında bir kambur taşırsın;
Ya da bir taraftar olarak taşın altına sen de elini sokarsın ve kulübünün biraz daha fazla para kazanmasına ön ayak olursun...

Seçim hakkı biz taraftarlardadır…

Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/besiktasliyiz-her-seye-karsiyiz_65722

İnönü’de Zafer… (16 Ocak 2012 Fotospor)

ALTUĞ AKTAŞ
İnönü’de Zafer…
16 Ocak 2012 16:10 http://fotospor.com/yazi/inonude-zafer_65370

Soğuk bir Ocak akşamı İnönü stadını dolduran taraftarlar galibiyetten emin bir şekilde takımını destekliyordu.

Alışılmamış bir şekilde Necip sol taraftan ortayı yapıyor ve Almeida güzel bir gol ile tabelayı daha maçın başında değiştirmişti.
Tribünler artık yerinde duramıyor ve desteğini iyice arttırmaya başlamıştı.
Sivok’un yokluğunu dolduramayan savunma yapısı daha devre olmadan tabelada eşitliğin sağlanmasına yetti bile. Soyunma odasına beraberlik ile girilecek diye düşünüp ikinci yarı için planlar yapılmaya başlanmışken golden hemen 2 dakika sonra 30 yaşında kiralık olarak Beşiktaş’a gelen Edu, güzel bir gol ile ilk yarının 2-1 bitmesini sağlamıştı.
Bu sezon evinde oynadığı karşılaşmalar arasında sadece Kayserispor maçını kaybeden Beşiktaş, üst üste galibiyetler alarak aslında hem tribünleri dolduranlara hem de futbolculara özgüven aşılamıştı.
İkinci yarı başladığında dakikaların erimesi ve üst üste gelen Bursaspor ataklarından sonra iyiden iyiye geriye yaslanmaya başlayan Beşiktaş, aslında bu sezon Carlos Carvalhal ile alışık olmuş olduğu çizgisini sergiliyordu.
Öne geçtiği her maçta vitesi arttırıp rakibine saldırmak yerine, sırtını kalesine dayamayı ya kendine prensip edinmiş bir takım ruhu yada teknik direktörün taktiği olarak tekrar sahada aynı şeyi yapmaya başladılar.
Son dakikalara girildiğinde artık kaza golü yemek istemeyen Beşiktaş, Edu’nun sakatlanmasından sonra zorunlu bir şekilde oyuna Mustafa’yı alarak rakibini psikolojik olarak geri püskürtmeyi başardı ve bu hamlenin hemen 3-4 dakika sonrasında Mustafa ile 3. golü bularak tribünleri rahatlattı.

İşte İnönü’de yaşanmış son zaferin kısaca öyküsü bu şekildeydi. Takım bir hava yakalamışken, istikrarı sağlamışken eleştirmemeyi ilke edinmiş Beşiktaş camiasına ayak uydurmak ne kadar doğru olur bilinmez ama sadece birkaç noktayı işaret edip kafamızın bir yerinde soru işareti bırakmanın iyi olacağı düşüncesindeyim.

-30 yaşında kiralık olarak takıma katılan Edu’da ısrar edilirken Mustafa Pektemek’in ken arda oturması…
-20 yaşında bonservisi alınan Alves’in kupa maçında bile sahaya sürülmemesi…
-Özellikle öne geçilen maçlarda golden sonra her karşılaşmada takımın geriye yaslanması…

Şimdilik bu konuları detaylı bir şekilde eleştirmek yerine sadece aklımızın bir köşesinde kalmasını sağlamanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Sonuç olarak Kayserispor maçı dışında Avrupa, Türkiye kupası ve Spor Toto Süper Lig’de İnönü’de oynanan maçlarda mağlubiyet almayan bir Beşiktaş var…
Carlos Carvalhal ve ekibini tebrik etmeyi unutmamak lazım...
 
 
Altuğ Aktaş
http://fotospor.com/yazi/inonude-zafer_65370

8.06.2011

Tekerlekli Sandalye Basketbolunda Şampiyon Galatasaray! Peki Taraftar?

Son yıllarda olduğu gibi 2010-2011 sezonunu Galatasaray'ın Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı Şampiyon tamamladı.
Öncelikle bütün teknik heyeti, maddi manevi destek veren yöneticileri, sporcuları ve her maçı salonda takip eden taraftarları tebrik ediyorum...
Dün salonda Beşiktaş ve Galatasaray'ın kapışması acaba tribünde oturanları ne kadar ilgilendiriyordu?
Bir önceki gün oynanan Fenerbahçe-Galatasaray Erkek Basketbol maçında tekerlekli sandalyesinden havaya fırlayıp tek ayağı üzerinde sevinen kişinin fotoğrafına hepimiz baktığımızda "helal olsun" diyorduk. "Bu ne güzel mutluluk" diyorduk...
Aslında bir nevi salonda o arkadaşın mücadelesi vardı dün akşam...
Fakat tribünler bunu fark ediyor muydu?
Bir iki cümle önce bahsettiğim fotoğrafı yayınlayan gazeteye gelen yorumlarda bir Galatasaray'lı "Bu arkadaş böyle sevinecekse biz 50 fark yemeye hazırız" yazıyordu...
Olay buydu aslında... Bu şekilde olmalıydı...
Onların hayata nasıl bağlı olduğunun göstergesiydi bu...
Peki dün sabah bir gazetenin manşetten verdiği fotoğrafa bakarken bunları düşünmüşken aynı günün akşamı salonda ve dışarıda olanlara ne demeli???
Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı Beşiktaş'ı yendi ve Şampiyon oldu.
Kupa verilecek ama salonda bulunan Beşiktaşlılar maalesef rakiplerini yuhalıyordu...
67-46 gibi senin takımının attığı basketin %45 daha fazlasını atarak seni 21 sayı farkla yenen bir rakip var.
Buna saygı duymak yerine yuhalıyorsun...
Ezeli rekabettir olur dersin geçersin...
Peki salonda sergilenen mücadele ne olacak?
Biz sokakta, kaldırımda 2 ayağımız üzerinde yürürken bile takılıp düşmeyi becerebileceğimiz engebeli yollarımıza, kaldırımlarımıza sahipken, biz pota altına geçip elimize bir top alıp 2 ayağımızın üzerinde durmamıza rağmen potaya o topu sokamazken bu insanların mücadelesine neden çirkinliği sokuyoruz...
Birde bazı Beşiktaşlı taraftarlar "Tekerlekli Sandalye Basketbolu yabancı sporcuyla oynanmaz" sloganı vardı...
Neden???
Yabancı engelli sporcularda insan değil mi???
Onların spor yapmaya hakları yok mu???
Futbol'da yabancı sınırı kalksın derken yada Quaresma, Guti gibi isimler Türkiye'ye geldiğinde havaalanında saatlerce bekleyip karşılayan bizler, tribüne yaz sıcağında gidip 10 dakikalık imza törenini izlemek isteyen bizler neden yabancı sporcularla futbol oynanmaz sloganı atmıyoruz???
Tekerlekli Sandalye Basketbolu her şeyden önce yaşam ile mücadeledir... Bunları göremeyen siz çirkinler ise ömrünüz boyunca yaşamınızla mücadele edeceksiniz...

Peki maç sonrası olanlara ne demeli???
Metrobüs camlarını kıran kendini bilmezler, daha kemerini neresine takacağını bilemeyip (!) eline alıp sallayan kendini bilmezler, duraklarda insan var mı yok mu bakmadan insanlara çarpıp onların canını yakan, hafif şekilde yaralanmalarını sağlayanlar, siz ne ile mücadele veriyorsunuz???
Metrobüs içerisinde kendi halinde gitmekte olan belki sabahın 5'inde 6'sında evinden çıkıp işine giden ve o saatlerde yorgun argın evine dönmekte olan insanlara sataşmalar, toplum içinde küfür etmeler...
Hangi takım taraftarı olduğunu bile sorgulayamadan insanlara sataşmalar...
Daha kötüsü metrobüs seyir halinde ilerlerken kavga çıkartmaları, bazı vatandaşları darp etmeleri hatta onları metrobüsden aşağı zorla indirmeleri...
Siz neyin mücadelesini veriyorsunuz???
Salonda parkeler üzerinde onuruyla gururuyla mücadele veren renklerin önemi olmaması gereken bir spor dalında siz neyi temsil ediyorsunuz???
Yazıklar olsun...
Size taraftar diyene de yazıklar olsun...

Galatasaray'ın Tekerlekli Sandalye Basketbol takımı bu sene Şampiyon olmuştur. Tebrik ederiz...
Biz güzellikleri görmeye devam edelim...

Altuğ Aktaş

2.12.2009

Ben kimim?...

Bir köşe sahibi olmak ne kadar kolay?

Spor yazan yazarları ön plana alırsak eğer, acaba bir gazetede ufacık bir çerçeve içinde isimsiz yada gerçek isminle yazı yazabilmek için ne yapmak lazım?
Kendi görüşlerimi gerek bloğumda, gerek bazı internet platformlarında, zaman zaman Serencebey gazetesinin internet sitesi ve gazetesinde yazıyor ve yayınlıyorum. Bir çok büyüğümden teşvik edici mailler, telefonlar alıyor ve yüz yüze görüşmelerimizde de destekler tavırları ile karşılaşıyorum. Ya sonra?
Fakat geçen aylarda çok kırıcı bir olay ile karşılaştım. Konuşmanın içeriğini fazla anlatmama gerek yok. Saygı duyduğum bir büyüğümün benimle telefonda yaptığı konuşmada bana sorduğu bir iki soru aslında beni gerçeklerle yüzleştirdi. Aslında bu gerçekleri çok iyi biliyordum ben sadece yüzleşmek istemiyordum.
Karşımdaki ses bana yazılarımın kalitesi yada içeriği ile ilgili sorular sormuyor yada onlar hakkında yorum yapmıyor, kim olduğumu, ne mezunu olduğumu, nerelerde yazdığımı soruyordu.
Acaba yazı yazmak için can atan ve gerçekten keyif alan bir kişiye bunumu yapmak doğruydu?
Ben yazı yazarken keyif alarak yazıyorum. Bilgisayarımla yada önümdeki kağıtla konuşarak yazıyorum. Sanki karşımda biri varmış da ona laf anlatıyormuş gibi. Üstelik karşımdakinin verebileceği cevapları da kendi kendime verip yazımı şekillendiriyorum.
Biri dürtüp dur demediği sürece de bir yazıyı uzatıp yazabiliyorum.
Ama kaçtığım ve yüzleştiğim gerçek çok önemliydi…

Ben kimim…
Ben iletişim, Radyo Televizyon yada basın ile ilgili başka bir şey okuyor muydum? Okumalı mıydım?
Yoksa birilerini mi tanımalıydım? Birileriyle mi tanışmalıydım?
Spor sayfaları olan yada spor gazetesi olan gazetelere baktığımızda acaba kaçında yazı yazan kişiler kaliteli yazı yazabiliyordu? Yada yazıyor?
Çok açık ve net soruyorum kendime, acaba bir kişinin damadı, tanıdığı, komşusu yada akrabası olsam işler daha mı kolay olurdu?
Yoksa futbol oynayıp sonra futbolu bıraktığımda hemen bir Tv’ye geçip yada bir gazete ile anlaşıp yazı mı yazsaydım?

Oray Eğin gibi Siyah ve Beyaz’a renksiz diyecek kadar renk bilgisine sahip mi olmak lazımdı acaba?
Yada Kaan Koç gibi tuttuğum takımın formasını üzerimden çıkarmadan mı yazmalıydım?
Yoksa futbolumla saygı duyulacak bir kişi olup ama anlamsız, körü körüne yazı yazıp, hatta ve hatta yazıyı yazamayıp editörlere düzelttirecek bir kişi mi olmalıydım?
O zaman mı bir yerlere gelebilirdim?
Evet bana uymaz. Ama hep bu tarz kişiler bir yerlerde yazı yazmıyor mu?

Peki mezun olduğum yada okuduğum okulun ne kadar önemi vardı? Yani neden bana Radyo televizyon mu yoksa iletişim mi okuduğum soruluyordu? Mehmet Demirkol’un yorumlarına kimsenin laf diyeceğini düşünmüyorum. Bana okulumu soran kişi/kişiler acaba Sayın Demirkol’un Kamu Yönetimi mezunu olduğunu biliyorlar mıydı? Yada Okay Karacan ve Uğur Meleke’nin İktisat mezunu olduklarını?
Evet evet bende İktisat okuyorum… Sanırım doğru yoldayım o zaman…
Ama kimseyi tanımıyorum ben…

Peki Ben Kimim?

19.11.2009

Sene 2009… Yeter Artık Sabrımız Taşıyor…

Derbide kimlik kontrolü!
Turkcell Süper Lig'de Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında 21 Kasım Cumartesi günü oynanacak derbi mücadelesinde kimlik kontrolü yapılacak.
Beşiktaş Kulübü'nden yapılan açıklamada, karşılaşma öncesinde stadyuma girmek isteyenlerin, güvenlik güçleri ve özel güvenlik elemanları tarafından üst aramalarının yanı sıra kimlik kontrolünden geçirileceği kaydedildi.
Güvenlik önlemleri çerçevesinde BJK İnönü Stadı'ndaki karşılaşmayı izlemeye gelecek kişilerin kimliklerini yanlarında getirmeleri gerektiği, kimlik belgeleri yanlarında olmayan kişilerin stadyuma alınmayacakları bildirildi.


Sene 2009…
Yeter Artık Sabrımız Taşıyor…

Avrupa’da hatta ve hatta özellikle İngiltere de “Match Day” diye adlandırdıkları bir kavram vardır. Futbola tüm benliği ile bağlanmış olan taraftar niteliğindeki insanlar, o güne kalkacakları gece uyuyamazlar, gözleri kapanamaz… Hemen sabah olsun ve maç günü başlasın isterler. Güzel bir kahvaltı sonrası günlük program yapılır ve devamında maç…
İşte Beşiktaş taraftarı da böyledir. Çünkü Beşiktaş bir semt takımıdır.
Bir Beşiktaşlı maçtan bir gün önce yatağına yattığında uyuyamaz. Özellikle bu bir derbi maçsa hiç uyuyamaz. Sabah olduğunda hemen kahvaltısını yapar, gazetesini alır bir yandan da arkadaşlarıyla haberleşir. Kendisi için makul bir saatte “semt” diye tabir edilen Beşiktaş-Köy içine doğru hareketlenir. Arkadaşları ile buluşur, sohbet eder, şarkılar söyler, hafiften alkolünü alır yemeğini yer ve sonra kimine göre “ağaçlı yol” kimine göre “zafer yolundan” yürüyerek stada doğru gider… Devamında ise muhteşem bir eğlence…
İşte budur bir Beşiktaş taraftarının maç günü yaşadıkları…
1903 yılından beri var olan bir kulüptür Beşiktaş… Hangi tribün liderleri stada girmiş, hangi taraftar stada girmiş, hangi yönetici o stada girmiş kimse bilmemektedir. Bunun hesabı tutulmamaktadır. İnönü stadına gidersin, kapalı tribüne girersin. Yanında tanımadığın bir insana sarılırsın, zıplarsın. Bir bakarsın aslında o kişi Sarp Apak’tır… Yada Feridun Düzağaç, Barış Akarsu vs… Daha da bir sıkı sarılırsın kendisine… Başlarsın bağırmaya, eğlenmeye…
1905 ve 1907 yıllarında iki tane takım kurulmuştur. Bunlardan biri Galatasaray diğeri Fenerbahçe’dir.
Bu üç takım birbiriyle 100 yıldır oynamaktadır…
Kimi zaman bir taraf stada girememiş yasaklanmıştır, kimi zaman iki takımın taraftarı da statlara girememiştir.
Hatta bu çekişmelerde statlara giriş yasağı olan takımın taraftar gurupları bile stada girebilmiştir ama hiçbir statta büyük olay çıkmamıştır.
Her şeyi geçtik bu ülkede herkes omuz omuza bile maç izlemiştir…
Peki ya şimdi… Sene oldu 2009…
35.000 kişi stada girerken kimlik kontrolünden geçecek. Bu ne demek oluyor? Peki Fenerbahçe-Galatasaray maçına giderken taraftarlardan kimlik kontrolü istenmiş midir? Stada giriş yasağı olan rakip takım taraftarı stada girerken sesini çıkarmayan emniyet ve yönetim Başkan’a küfür ediliyor diye bu şekilde mi önlem alacaktır?
Yazıktır…
Ayıptır…
Terbiyesizliktir…
Altuğ AKTAŞ…